Son Eklenen Yazılar

Homo Normalis’in* Kategorileri

onur_yazi_19072018

Kavramlar ve Kategoriler

1. “İçeri” neresidir? “Dışarı” neresi? Bu sorular sadece fiziksel mekânlarla alakalı değil: İnsan hep birtakım durumların, ruh hallerinin, toplumsal kuralların, dilin, bakış açılarının, hayat anlayışlarının “içinde”dir. İçerde olan ise hep bir aşinalık, tanıdıklık, güvenlik hissi ile bağlantılıdır. Buna karşılık “dışarda” olan güvenli sınırların ötesinde olandır. Dışarının ucu bucağı yoktur. Karanlıktır. Tekinsizdir. Tıpkı fiziksel olarak dışarda olanın tedirginlik yaratması gibi (“kim bu gece vakti sokakta yürüyen”) bizim her türlü aşinalıklarımızın dışı veya ötesi de korkutucu görünür: Bu ister bize benzemeyen biri, ister bilmediğimiz bir yaşam tarzı isterse de farklı bir düşünce olsun.

2. Sınır, pek çok kişi için “güvenlik” sağlamaktadır. Dışarı ise bilinmez olana işaret etmektedir. Dışarısı, yaban olandır.

3. “Düşünce” veya “anlayış” gibi kelimeler kullandığımızda ise genellikle nelerin “kavranmış” olduğunu ima ederiz.… Yazının Devamını Oku

Garfield’dan Homoeconomicus Dersleri

öne çıkan görsel (1)

‘’Düsturum şudur; Ben, Ben, Önce Ben, Evet oldukça bencil sayılırım‘’ diyerek söze başlar obur kedimiz bir macerasını anlatırken. Lazanya yemekten ve televizyon izlemekten hoşlanırken, sahibine ve meşhur ev arkadaşı Odie’ye olan sevgisini de hep gizler. Bu özelliklerine en zeki olduğunu iddia etmeyi de ekler. Tabi biz bunlara mama yiyebilme amacına ulaşmak için evde yaşayan ve zımni olarak anlaştıkları fareyi yakalamış numarası yaptığından cingözlüğünü de ekliyoruz. Dahası, ‘’elektrik yok, konfor yok, fırın yok, televizyon yok’’ mızmızlıklarını da fısıldamalıyız.

Sahibi Jon’a noel hediyesi olarak kendi portresi ve doğum gününü işaretlediği bir takvimi hediye edebilecek kadar kendini önemseyen bir karakter var karşımızda. Sanırım çok azımız eline su dökeriz. Kendini hiçbir koşulda riske atmayan tembel bir kedidir Garfield. ‘’Her şeyi ele geçirme, kullanma ve koruma yolları’’nda ise türlü türlü taktiklerle bizlerin nasıl en büyük olacağına, diğerlerinden üstün olmak amacına nasıl erişeceğimize dair kestirme yollar sunar.… Yazının Devamını Oku

Ekonomi ve Cinsiyet 1: Makro Veriler

gender-gap-II-940x440

Geçtiğimiz aylarda internette dolaşan bir videoyu şaşkınlıkla izledik. BBC’nin hazırlamakta olduğu, Türkiye’yi anlatan bir belgeselde Ali Ağaoğlu cinsiyetçi söylemler konusunda hassas olmayan bünyeleri bile rahatsız edecek sözler sarfediyordu. Üstelik bunu bir dil sürçmesine yorulamayacak kadar açık ve kelimelerin üstüne basa basa yapıyordu. Bu sözleri tekrar yazmayı gereksiz buluyorum. Ancak neden bahsettiğimden haberi olmayanlar için videonun linkini ekliyorum.

Türkiye her ne kadar cinsiyet eşitliği endekslerinde dünyaya örnek olacak bir sırada değilse de cinsiyet ayrımcılığı sadece bu coğrafyaya yüklenecek kadar bölgesel bir sorun değil. Ağaoğlu’nunki gibi cinsiyetçi söylemleri günlük hayatta duymaya ister istemez alışkınız aslında. Bir gün içinde kaç tane cinsiyetçi küfür duyduğumuzu, kendimizi günde kaç defa içinde bu gibi söylemler geçen konuşmaların içinde bulduğumuzu düşünün. Buna izlediğimiz filmleri, müzik kliplerini, sosyal medyada takip ettiğiniz kişi ve grupları da ekleyin.… Yazının Devamını Oku

Düzeni Sıfırlarken… (II)

can_one cikan gorsel

Şimdi meseleyi biraz somutlaştıralım. Yazının birinci bölümünde sosyalistleri eleştiren Mises’ten bahsetmiştik. Mises’e (1935, s. 89) göre “Sosyalizmde tüm üretim araçları toplumun mülkiyetindedir.” Dolayısıyla sosyalizm “üretim araçları piyasasının ve bu araçların fiyatlarının olmaması” demektir (Mises, 1998, s. 260). Dahası, özel mülkiyetin olmadığı bir sistemde ne kaynakların etkin kullanımı için bir teşvik mekanizması, ne de bunun temelini oluşturan kâr-zarar güdüsü vardır. Bu da kaynakların israf edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Mises’e göre sosyalizm “akılcı bir ekonominin ortadan kaldırılması” demektir. Ama aynı Mises şunları da yazıyor:

“Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan bir toplumda, bu araçların bir kısmının kamuya ait olması ve kamu tarafından işletilmesi – yani bunların devlete ya da devlet kurumlarından birine ait olması ve onun tarafından işletilmesi – sosyalizmin ve kapitalizmin birleştirildiği karma bir sistem anlamına gelmez.Yazının Devamını Oku

Düzeni Sıfırlarken… (I)

ilk_görsel

2015’teki genel seçimden hemen önceydi, yolda giderken Komünist Parti’nin standına denk geldim. Büyük ihtimalle üniversiteli olan, parti önlükleri giymiş gençler bildiri dağıtıyorlardı. Bana da bir tane verdiler. “Bu Düzeni Sıfırla!” başlıklı bildiride Komünist Parti’nin hedeflediği Türkiye on maddede özetleniyordu. Maddelere göz gezdirince, işsizlik ve sömürü gibi şeylerin olmadığı, hemen hemen düşsel bir Türkiye gördüm. Yirmili yaşlarının başındaki bir genç için bunlar gerçekleştirilebilir görünebilir belki. Ama yaş ilerledikçe, özellikle de bu meseleler hakkındaki eleştirileri biraz okuduysanız, bunlara biraz gülümsemeyle bakıyorsunuz. Bunu istihza anlamında söylemiyorum.

Görsele tıklayarak büyütebilir ve içeriğini okuyabilirsiniz.

Görsele tıklayarak büyütebilir ve içeriğini okuyabilirsiniz.

Bununla birlikte bu bildiriye tamamıyla düşsel demek doğru olmaz, zira bazı maddeler gerçekte olmayacak şeyler değil. Örneğin İmam Hatiplerin kapatılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması veya toplumda çeşitli ayrımcılıkların yasaklanması, gerekli siyasi irade olduktan sonra pekâlâ gerçekleştirilebilir.… Yazının Devamını Oku

Paranın Doğal Kıtlık Teorisi

collage_prinzip_stadt

“The desire of gold is not for gold.
It is for the means of freedom and benefit…”
Ralph Waldo Emerson

İnsan eylemlerinin zamanlar üstü genel tavrı takastır. Para nedir? Sorusunun cevabı her daim olarak praksiyoloji (Genel İnsan eylemleri bilimi) içinde manasını bulur. Para müşterek kullanılan ve her daim her toplumda genel kabul görmüş mübadele aracıdır.

Para yansız, etkisiz ve dolaysız değildir. Para miktarındaki değişimler makro olarak toplumu total olarak etkilemez. Piyasadaki paraya toplam talep, ticaret hacmi, paranın dolaşım hızı veya toplam miktar gibi kavramlar saçmadır. Bu açıdan m.v=p.t gibi Marshall-Keynes’in para formülleri saçma ve geçersizdir. Çünkü para miktarına bireyler tek tek olarak farklı eylemlerle karşılık verirler.

Bu açıdan para teorisi; matematiksel ve masa başı deneyci iktisatçıların umduğu gibi toplam bütüncül miktarlar ile formüle edilemez.… Yazının Devamını Oku

Batı Kiraya Doğu Gıdaya

MERTCAN_İLK GORSEL

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2003 yılından bu yana hanehalklarının harcama kalıplarının nasıl şekillendiğini değerlendirmek ve hanehalkı harcama kalemlerinin dönemler itibarıyla ne yönde ve ölçüde değişim gösterdiğini gözlemek amacıyla her yıl Hanehalkı Tüketim Harcaması çalışmasını bizlerle paylaşıyor. Her ne kadar 2017 yılının sonuna gelmiş olsak da elimizdeki en güncel veri olan 2016 yılı sonu itibarıyla ortalama bir hanehalkı (çalışmanın bundan sonraki kısmında kendisinden Mert Amca diye bahsedelim) her 100 liralık gelirinin 25,2 lirasını barınma ihtiyacını gidermek için konut ve kira harcamalarına ayırırken 19,5 lirasını ise gıda ve alkolsüz içeceklere (kısaca gıdaya) ayırıyor [1].

Maslow’un neredeyse kendisinden daha meşhur İhtiyaçlar Hiyerarşini hatırlayacaksınız. Abraham Maslow’un 1943 yılında ortaya attığı İhtiyaçlar Hiyerarşinie göre insanın yaşam içerisindeki güdülerinin de kendi içinde bir sistemi vardır ve bazı gereksinimler ihtiyaç sıralamasında diğerlerinden daha önce gelir [2].… Yazının Devamını Oku

2017’den Sorular Ve Belki Ba(ğ)zı Cevaplar: Soru sormadan önce bir bakın derim!

Clipboard01

Sevgili İktisadiyat okurları, bir süredir yoktum. Muhtemelen bir süre daha da olmayacağım. Hazır fırsatını bulmuşken bir şeyler söyleyerek sizlerle hasbihal edeyim dedim. Fırsat da bu ya e-posta adreslerimizde karışıklık olmuş, 2017’nin tüm e-postaları “reklam” olarak işaretlenenlerle birlikte gözden kaçmış. Neyse ki tüm e-postaları kontrol ederken hepsine ulaştık, içlerinden de bazılarını seçip sizlerle paylaşmak istedik.
DİKKAT! Bu yazı “hangi soruları sormalısınız?” yazısı değil. “ben olsam bunları sorar mıydım?” yazısı:

Soru:

Üniversite öğrencisiyim …. işletme okuyorum. Ödevim olan bir makale hakkında literatürde arama yapıyorum. … makalesi benim dersteki makalem. amacım bu makalenin konusunun hangi yönden ele alındığı , kullandığı methodlar , eleştirileri , literatüre katkısını ve literatürden nasıl faydalandığı . Bunun hakkında çalışmanız var mı bilmiyorum ama en azından fikir sahibi olduğunuzu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

İşsizliğe mi Rahatlığa mı Giden Yol: Robotları Beklerken…

robot_serkan_13122017

“İşte makineleşmenin, serbest ticaretin ve
her türden ilerlemenin günbegün yok ettiği işgücü,
üretici işgücü değil, gereksiz hale gelen işgücüdür;
amaçsız ve ürünsüz olan işgücü fazlasıdır.”
Frederic Bastiat, ‘Ekonomik Safsatalar’, s316.

Ekonomi mantığından anlamayan insanlar için bu günler kötü zamanlar; çünkü onlar için dünyaya yaklaşıp çarpmakta olan büyük bir göktaşı var.

Bu göktaşı: ROBOTLAR. Eyvah! işsiz kalacağız naraları atıyorlar. Muhafazakârlar üzgün, siyasi ve ekonomik olarak ellerindeki bütün okus pokus araçları yitip tükenmekte ve insan üzerindeki bütün ahlaki nutukları anlamsızlaşmak üzere hani insan bu dünyanın halifesiydi. Sosyalistler umutlu kapitalizm artık çözüm üretemiyor ve işsizlik artık her yanı sarıp sarmalayacak. Artık bizim zamanımız geldi, diyorlar. Kapitalizm kendi mezarını kazıyor. Robotlarla savaşacağız onları kırıp dökeceğiz diyorlar. Gene sosyalistler yapıcı değil yıkıcı rolünde ve sadece geriye eski zamanlara ilkele dönüş diyorlar.… Yazının Devamını Oku

Dertli Dünyanın İdeolojisiz İnsanı

tolga_bagci

Aslına bakılırsa, kullanıla kullanıla çok yıpranmış şu “ideoloji” sözcüğünü doğru anlayabilmek için, en iyisi onun kökenine sadık kalmaktır: İdea ile ilgili olana “ideolojik” denir. (Alain Badiou) [1]

Farklı noktalardaki lokal çalkalanmaların evrensel bir huzursuzluk denklemine iştirak ettiği vakitleri tecrübe ediyoruz. Ortadoğu’da yoğunlaşmış despotizm, onunla koşut giden toplumsal yozlaşma ve etnik-mezhepçi savaşlar, etki çemberini her gün büyüten köktenci terör, Batı’da yükselen aşırı sağ, kapitalizmin bir türlü refaha erdiremediği emekçiler ve yoksul kitleler… Bütün bu sorunların giderek karmaşık ve entegre bir hâle evrildiği günlerde, karanlıktan kaçan insan için, insanlıkla ilgili yine karanlık bir kuşkuculuğa dalıp gitmek çekici gelebilir. Bu süreçte, egemen düzen, her toprağın koşullarına uygun depolitizasyon reflekslerini icra ederken, tarih felsefesinden kopuk postmodern zihniyet de endişe ve korku iklimindeki toplumsal hâlet-i ruhiyeyi ‘akla güvensizlik’ ilkesiyle daha da karartıyor.… Yazının Devamını Oku