Hayek ve Bilgi

İngiltere’de Muhafazakâr Parti’nin bir toplantısı esnasında, partinin aşırı sağ ve sol uygulamalardan kaçınmasını isteyen üyelerinden biri, pragmatist bir politika olarak “orta yol”un takip edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu esnada partinin yeni genel başkanı çantasına doğru uzanır ve içinden bir kitap çıkarır. Pragmatist üyenin sözünü keserek kitabı herkesin görebileceği bir şekilde havaya kaldırır ve şöyle der: “İşte, biz buna inanıyoruz.” Ardından kitabı masaya çarpar. Margaret Thatcher adındaki genel başkanın elinde tuttuğu kitap Friedrich August von Hayek’in 1960 yılında yayınlanan The Constitution of Liberty adlı kitabıdır.

Bundan çok önce, 1945’deki genel seçimlerde Winston Churchill, sosyalist bir iktisat politikasını savunan rakibi Clement Attlee’nin seçilmesinin bir Gestapo yönetimine yol açacağını ileri sürerken yine Hayek’in bir kitabını, yeni yayınlanmış olan The Road to Serfdom’ı kullanıyordu. Gerçi seçimleri İşçi Partisi’nin lideri Attlee kazanır – ne de olsa Hayek’in siyasetçiler üzerindeki etkisi onların her zaman başarılı olacakları anlamına gelmiyordu – ama yıllar sonra işbaşına gelen Thatcher İngiliz ekonomisini idare ederken Hayek’in görüşlerine dayanacaktı.

Friedrich Hayek 20. yüzyıldaki ana akım politik sağın en etkili düşünürlerinden biriydi. Küresel kapitalizmin aynı yüzyılın sonlarındaki yükselişi, Hayek’in siyasetçiler ve kamu düşüncesini yönlendiren kişiler üzerindeki etkisine çok şey borçludur. Hayek’in The Road to Serfdom adlı kitabı Margaret Thatcher, Ronald Reagan ve George W. Bush gibi kişilerin yönetime gelmesini sağlayan yeni sağ hareketin ana başvuru metinlerinden biriydi. Akademik camianın saygı gösterdiği John Rawls ya da Isaiah Berlin gibi diğer önemli liberal düşünürlerin hiçbirisi, siyaset üzerinde Hayek kadar etki sahibi olamamışlardı.

Teknik iktisat alanındaki çalışmaları Hayek’e 1974’te bir Nobel kazandırmıştı. Ancak Hayek’in daha geniş ölçüde tanınan ve kabul gören fikirlerini savunması, dostu ve akıl hocası Ludwig von Mises ile birlikte sosyalist bir iktisadî düzene yönelik olarak ileri sürdüğü eleştirel argümanlarından itibaren başlamıştır. Hayek’in bu konudaki çalışmaları onu sonraları iktisat biliminden liberal kapitalist toplumun ve karmaşık nitelikli doğal yapıları incelediği araştırmalara yöneltecekti. Bunun sonucu da iktisat, siyaset, hukuk ve genel felsefe gibi alanları kapsayan geniş bir düşünce sistemi olacaktı.

Bununla birlikte, Avusturya İktisat Okulu’nun 20. yüzyıldaki belki de tek önemli temsilcisi Hayek’in iktisat bilimine yaptığı tek önemli katkı, bir ekonomideki iktisadî ajanların kendi faaliyetlerine ilişkin bilgiyi nasıl edindiklerini ve kullandıklarını incelemesi olmuştur. İngiltere’de bir dönem Keynes’ten sonra gelen en önemli iktisatçı olan Hayek, Keynes’in güncel sorunlara yönelik önerileri ve kısmen de karizmasına karşı yenilgiye uğradıktan sonra, 40’lı yılların başında teknik iktisatla ilgilenmeyi bırakmış ve bir nevi toplum filozofluğuna soyunmuştu. Bu nedenle, her ne kadar 1974’te Nobel ödülünü alsa da, Hayek’in esas ilgisi iktisat değil, genel toplumsal meselelerdir.

Hayek’in bilgi meselesini ele aldığı iki makalesinden biri “Economics and Knowlege”, diğeri de “The Use of Knowledge in Society”dir. Bu iki makalesiyle Hayek, iktisadî ajanların bilgi edinme faaliyetlerinin iktisat bilimindeki en önemli ampirik unsuru oluşturduğu ve fiyat sinyallerinin de piyasa süreci dahilinde gerçekleşen bu öğrenme faaliyetinin temel kurumsal rehberi olduğu argümanını geliştiriyordu. Neo-klasik iktisada göre fiyatlar iktisadî ajanları harekete geçiren araçlardı, fakat Hayek’e bunlar göre enformasyonel bir role de sahiplerdi.[1] Fiyatlar bu rollerini, piyasadaki katılımcıların işlemeleri gereken bilgiden tasarrufta bulunulmasını sağlayarak ve diğer katılımcıların (iktisadî ajanların kendi planlarını oluştururken ve icra ederken kullandıkları) “nesnel” enformasyon biçimine dönüştürdüğü öznel değiş-tokuşları aktararak yerine getiriyorlardı. Burada sadece ilk makaleyi özetlemeye çalışacağım. Nitekim en zor anlaşılan makalesi budur.

* * *

Economics and Knowledge” adlı makalesi ile Hayek, kariyerinin büyük bir bölümü boyunca ilgileneceği meselelere yönelmeye başlıyor ve iç gözleme dayalı Wieserci ve Misesci, teorik ve a priori yaklaşımından ayrılıyordu. Hayek’in makaledeki amacı “toplumun farklı üyelerinin sahip oldukları bilgi ile ilgili varsayımların ve önermelerin iktisadî analizde oynadıkları rolü” incelemekti. Nitekim denge analizi “formel önermeleri, ancak, bilginin hangi biçimde elde edildiğine ve nakledildiğine ilişkin kesin ifadeler” ile doldurulduğunda ampirik içerik kazanıyordu.[2]

Hayek, bilginin nesnel ve bütün bireylerle gözlem yapan iktisatlar için veri olduğu varsayımına karşı çıkarak, öncelikle Neo-klasik iktisadın genel denge analizini (Walrasçı genel denge modeli) eleştiriyor ve toplumu oluşturan bireylerin sahip oldukları bilgi hakkında iktisatçıların yaptıkları varsayımlar üzerinde duruyordu. Hayek burada iki soru soruyordu: (a) Toplumun farklı üyelerinin sahip olduğu bilgiye ilişkin varsayımların ve önermelerin iktisadî analizde oynadığı rol nedir? (b) Formel iktisadî analiz gerçek dünya hakkında ne kadar bilgi sağlamaktadır?

Hayek’in iki soruya da yanıtı “çok az” şeklindedir. Zira iktisatçılar veri terimini, yanlış bir şekilde, gözlem yapan iktisatçının bildiği nesnel nitelikteki hakikî olgular olarak tanımlamaktadırlar. Fakat verinin doğru tanımı “davranışlarını açıklamaya çalıştığımız kişiler tarafından bilinen şeyler” anlamında öznel nitelikte olmalıdır. Burada Hayek öznel ve nesnel veri olmak üzere iki ayırıma gitmektedir. Öznel veri karar alıcı bireyin zihninde mevcut olan bilgi, nesnel veri ise herkes için elde edilebilir ya da hazır durumda olan bilgi anlamına gelmektedir. İktisat biliminin ilgilendiği veri, gözlem yapan iktisatçının zihninde değil, eylemde bulunan kişinin zihninde mevcut olan olguları kapsamaktadır. Bu açıdan iktisat, teorik önermeleri ancak kendilerine yönelik insan davranışları cinsinden tanımlanmış şeyleri işaret ettiği ölçüde bir bilim hâlini almaktadır.

Hayek’e göre işbölümü sorunu iktisat biliminin başlangıcından itibaren incelemelerin önde gelen konularından biri olmasına rağmen, bilginin bölüşümü sorunu tamamıyla ihmal edilmiştir. Halbuki bu, toplumsal bir bilim olarak iktisadın ana sorununu oluşturmaktadır. Açıklanması gereken şey, belirli miktarda bilgiye sahip olan insanların kendiliğinden etkileşiminin, sanki bilinçli olarak meydana getirilmiş bir duruma nasıl yol açtığıdır. Genel denge analizi ise, bu sonuca yol açması için farklı bireylerin hangi türden enformasyon parçalarına sahip olduğunu göstermek yerine, herkesin her şeyi bildiğini varsayarak bu sorunu geçiştirmektedir. Bir dengeden bahsedebilmek için farklı bireylerin hangi türde ve miktarda bilgiye sahip olmaları gerektiği meselesi üzerinde hiçbir şekilde durulmamaktadır.[3]

Denge kavramı tek başına bulunan bir bireye uygulandığında sorun çıkarmamaktadır. Bireyin eylemleri daima bir plana, bu plan da nesnel olguların öznel olarak algılanmasına dayanmaktadır. Kuşkusuz, söz konusu birey belirli bir zaman noktasında algılarının yanlış olduğunu fark edebilir ve denge konumunu değiştirebilir. Fakat bireyin belirli bir zaman noktasındaki öznel algıları açısından bakıldığında, bireyin dengesi sadece bir totolojiden ibarettir. Bununla birlikte, bir bütün olarak bir sisteme uygulandığında denge kavramı ne anlama gelmektedir? Nitekim toplum bireylerin toplamından oluşmaktadır. Bireyler de ancak dış dünyaya ilişkin öznel algıları açısından dengededirler ve planlarını buna dayandırırlar. O zaman toplumsal açıdan bir dengeden bahsedebilmek için bir unsur daha gereklidir: diğer bireylerin birbirleriyle uyumlu eylemleri.[4]

Hayek toplumsal dengeyi, iktisadî ajanların planlarının birbirleriyle uyumlu olduğu durum olarak tanımlamaktadır. Bu denge, bu ajanların beklentileri dışsal veriler ile uyuştuğu müddetçe mevcut olacaktır. Bununla birlikte eğer bilgi dağılmış hâlde ise, mesele, dengeye yönelik hareket değil, bu bilginin eşgüdümü olacaktır. Bilginin dağınık hâlde bulunması dengeye yönelik hareket esnasında çözülecek bir sorun değildir, tam tersine daimî bir durumdur. Diğer yandan, Hayek’e göre (münferit piyasaların kullandıkları enformasyonun aksine) bilgi, ekonomi genelinde dağılmış olduğundan dolayı, ex ante verili olarak kabul edilemez. Zira bilginin çoğu dengeye yönelik süreç esnasında elde edilmekte ve kullanılmaktadır. Dolayısıyla denge koşullarını niteleyen bilgi dengeye yönelik süreç esnasında ortaya çıkmaktadır. Bu bilgi bu süreç öncesinde mevcut olan bilgi değildir, dolayısıyla iktisatçılar bilginin “verili” olduğunu varsayamazlar.

Verilerin sürekli olarak değiştiği bir dünyada herkes farklı bilgi parçalarına sahip ise, bu bilgi parçaları arasındaki eşgüdüm nasıl sağlanmaktadır? Hayek’e göre denge, bireysel bilgi ve beklentilerle bunlara dayanan eylemlerin dışsal veriler ile uyumlu olduğu durumda meydana gelmektedir. Bu dışsal veriler aynı zamanda diğer bireylerin eylemlerini de kapsamaktadır. Diğer bir ifadeyle, denge için öznel ve nesnel verilerin birbirleriyle uyuşur olması gerekir. Buna ilaveten, belirli bir zaman devresi boyunca mevcut olduğundan dolayı, dengenin bu zaman devresi dahilindeki her noktada mevcut olmalıdır. Bu açıdan denge, sadece belirli bir zaman noktasında değil, zamanın akışı esnasında her noktada bireyler arasında varolan bir ilişkidir. Dolayısıyla denge ilişkileri yalnızca nesnel olgular vasıtasıyla türetilemez, zira insanların eylemlerine ilişkin bir analiz ancak onların sahip olduğu bilgilerden hareket edebilir. Bu analiz belirli bir nesnel veriden de hareket edemez, çünkü farklı insanlara ait öznel veriler birbirleriyle uyumlu ya da uyumsuzdurlar ve böylece dengenin meydana gelip gelmeyeceğini önceden belirlerler.

Bireyler beklentilerini rasyonel bir şekilde oluştururlar. Bundan kastedilen, bireylerin yeni bilgiler elde ettikçe, beklentilerinin giderek daha fazla doğruluk kazanmasıdır. Bu açıdan, bilgi ne sabittir ne de dışsaldır. Bu nedenle dengeye hiçbir zaman ulaşılamayabilir. Eğer belirli bir zaman noktasında denge mevcut ise, bireylerin planları hem birbirleriyle hem de gerçek dünyanın teknik olgularıyla uyumlu olacak ve her plan başarılı bir şekilde icra edilecektir. Bu denge de zamanlar arası bir denge olacaktır. Dolayısıyla, bireylerin alım-satıma ilişkin ve diğer bireylerle bağlantılı olan planlarını gerçekleştirdikleri münferit bir piyasada fiyatlar değişmeyecektir. Buna ilâveten, bireyler kendi faaliyetleri için zorunlu olan bilgiyi dengeye yönelik süreç esnasında elde ettiklerinden dolayı, söz konusu bilgi bu süreç öncesinde mevcut olmayacak, bu süreç esnasında ortaya çıkacaktır.

Diğer yandan, Neo-klasik iktisadın formel denge analizi amaçlar ve araçlar arasından tercihte bulunan bir mantık açısından işlemektedir. Buna göre, piyasadaki mübadele ilişkilerini insanların belirli tercihleri yönlendirmektedir. Hayek’in “Saf Tercih Mantığı” (Pure Logic of Choice) olarak adlandırdığı bu mantık, piyasa sürecini açıklamak için gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Bu mantığın, farklı kurumsal ortamlarda bilginin hangi şekilde elde edildiğine ilişkin ampirik incelemelerle tamamlanması gerekmektedir. Dolayısıyla, iktisadî rasyonelliğin Neo-klasik analizin varsaydığı gibi sadece insanların davranışları tarafından şekillendirildiği kabul edilemez; bu rasyonellik aynı zamanda belirli bir kurumsal ortama da tâbidir. Bu nedenle iktisadî fenomenlerin kurumsal, kültürel ve hukukî yapılardan bağımsız olarak anlaşılmaları mümkün değildir.

Bu hususu biraz açarsak; Hayek’e göre Saf Tercih Mantığı evrensel niteliktedir. Her durumda bireyler, arzuladıkları amaçlara en iyi biçimde ulaşmak için kullanımlarında olan araçlardan yararlanırlar. Bununla birlikte, bu mantık dengenin erişildiği sürece ilişkin ya da dengeye yönelik bir eğilimin bulunup bulunmadığına ilişkin herhangi bir şey söylememektedir. Zira bireyler tarafından yapılan kaynak dağılımına bakarak, yani bu dağılımın mantığını inceleyerek toplumsal süreçler hakkında çıkarımlarda bulunmak, toplumdaki bütün bireylerin aynı öncülleri ve dolayısıyla aynı bilgiyi paylaştıkları anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle, tercih mantığının uygulanması, ancak toplumdaki bireylerin denge durumunda iken aynı bilgiyi paylaşmaları hâlinde mümkündür. Bu denge durumu da, öznel veri ile nesnel olgu arasındaki uygunluk ile tanımlanmaktadır. Nitekim bireylerin yaptıkları tercihler diğer bireylerin tercihleriyle uyuşmadığında, piyasa aracılığıyla iletilen bilgi bireylerin planlarını yeniden gözden geçirmelerini sağlamaktadır. Bu açıdan, tecrübeler vasıtasıyla bilginin elde edilmesine ve dengeye yönelik bir eğilimin bulunduğuna ilişkin önermeler mantıksal değil, ampirik niteliklidirler.

Karmaşık nitelikteki kapitalist üretimin olduğu bir ekonomide, piyasadaki kurumlar aracılığıyla üretilen sinyaller ekonomideki eşgüdüm sürecini yönlendirir. İktisadî ajanlar, kaynak dağılımını diğer bireylerin taleplerini karşılayacak biçimde yaparlar. Bireylerin zamanlarını, emeklerini ve sermayelerini hangi şekilde tahsis edecekleri mahallî bilgiye bağlı bulunur. Eğer mahallî düzeyde edinilen bilgi eksik veya tahrif edilmiş ise, hem üretim planları hem de tüketim kararları yanlış yönlendirilmiş olacak, başlanılmış olan işler başarısızlığa uğrayacak ya da bunlara hiç girişilmeyecektir. Dolayısıyla belirsizliğin mevcut olduğu bir dünyada, piyasadaki kurumlar iktisadî ajanların kararlarında yol gösterici rolünü oynamaktadır.

Bu husustan hareket edildiğinde, bireylerin tüm davranışlarını amaç-araç mantığı çerçevesinde açıklamak doğru değildir. Bireylerin davranışları aynı zamanda alışkanlıklar, gelenekler ve benzeri toplumsal kurumlar tarafından belirlenir. Bu nedenle Hayek’in piyasa sürecine ilişkin anlayışı, davranışçı yaklaşım yerine kurumsal açıklamalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bireylere ilişkin farklı sonuçların meydana gelmesine yol açan şey, insan davranışlarından ziyade bu bireylerin içerisinde bulundukları kurumsal ortamdır. Bu kurumsal ortam ekonomideki eşgüdümü kolaylaştırmakta ya da zorlaştırmaktadır. O hâlde iktisatçıların ve genel olarak toplumsal bilimlerin ilgilenmeleri gereken mesele, bireylerin ekonomi genelinde dağılmış olan bilgiyi öğrenmelerine ve buna göre hareket etmelerine hangi kurumsal ortamın müsaade ettiğidir. Bu inceleme de Hayek’e göre davranışçı yaklaşım ile değil, verstehende toplumsal bilimler ile yapılmalıdır. Hayek söz konusu makalesi hakkında şunları söylüyor:

.

Vaktiyle gayet soyut ve dar düşünceli bir iktisat teorisyeni olmama rağmen, teknik iktisattan hareket ederek, genellikle felsefî olarak görülen her türden meseleye vardım. Geriye dönüp baktığımda her şey, yaklaşık otuz sene önce, saf iktisadî teorinin birtakım merkezî nitelikteki sorunları olarak gördüğüm şeyleri incelediğim “İktisat ve Bilgi” adlı makaleyle başlamış görünüyor. Bu makalenin vardığı başlıca sonuç, iktisat teorisinin görevinin, herhangi bir zihinde toplanmış bilgi olarak değil de, ancak binlerce ya da milyonlarca farklı bireyin müstakil bilgisi şeklinde mevcut olan geniş miktardaki bilgiyi kullanan iktisadî faaliyete ilişkin genel bir düzenin nasıl elde edildiğini açıklamak olduğu idi. Yine de bu inceleme hâlâ, bireyin kendi eylemlerinde uyduğu soyut kurallar ile, karşılaştığı somut hususî koşullara (bu soyut kuralların kendisine dayattığı sınırlar dahilinde) verdiği karşılığın bir sonucu olarak oluşan düzenin bütünü arasındaki ilişkilerin yeterli biçimde anlaşılmasından oldukça uzakta bulunuyordu. Söz konusu olan, yalnızca, kanun himayesi altında olan özgürlüklere ait asırlık kavramların, geleneksel liberalizme ait temel tasavvurun ve bu durumun hukuk felsefesiyle ilgili olarak ortaya çıkardığı sorunların yeniden incelenmesi idi. Bu inceleme vasıtasıyla ve şu anda bana göründüğü kadarıyla, liberal iktisatçıların uzun zamandan beri bahsettiği kendiliğinden düzenin doğasına ilişkin oldukça net bir resim elde ettim.[5]


Kaynaklar:
[1]
Burada, Avusturya iktisatçılarının bilgi (knowledge) ile enformasyon (information) arasında yaptıkları ayırımı da belirtelim: Bilgi, sürekli değişen çok yönlü bir niteliğe sahiptir. Enformasyon ise sabit niteliktedir. Bilgi, o esnada bilinen şeylere ilişkin alanın genişlemesiyle yeni şeylerin keşfi ve akışı gibi unsurları içerirken; enformasyon, sadece o anda bilinen şeylerin bir mevcudu, diğer bir ifadeyle mevcut (sabit) bilgidir. Kabaca, bilgi “akım değişken”, enformasyon da “stok değişken” olarak tanımlanabilir. Bilgi, parçalara bölünmüş ve ekonomi geneline dağılmıştır. İktisadî ajanların karar alırken bu bilgiyi elde etmeleri ve kullanmaları gerekmektedir. Avusturya iktisatçılarına göre, mevcut bilgi (information) sadece yetkin biçimde kullanılmamalı, aynı zamanda yeni bilgiler (knowledge) de keşfedilip kullanılmalıdır.
[2]Friedrich von Hayek, “Economics and Knowledge”, Individualism and Economic Order, Chicago: University of Chicago Press, 1948, s. 33.
[3]Hayek, s. 50.
[4]Hayek, s. 36.
[5]Friedrich von Hayek, Studies in Philosophy, Politics and Economics, Chicago: Chicago University Press, 1967, s. 91, 92.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.