Bir Cevap

Öncelikle, cevap veren altı kişinin arasından soruya doğru şekilde yaklaşan “tek” kişinin Ferit Yüzer olduğunu söyleyeyim. Gerçekten de Ferit çok basit bir biçimde benim ne kastettiğimi açıklamış.[1] Dikkatli bir şekilde bakan kişinin aklına bir şaşırtmaca ihtimali hemen gelirdi. Soruya genel itibariyle talebin değişeceği yönünde cevap verildi. Oysa soruyu şu iki şekilde de sorabiliriz:

(a) Bir malın fiyatı değiştiğinde malın talebine ne olur?
(b) Bir malın fiyatı değiştiğinde malın talep miktarına ne olur?

Tahmin ettiğim üzere, verilen cevaplarda talep ve talep miktarı kavramları birbirine karıştırılmıştı. Bu da talep edilen miktar ile talep eğrisi (ya da fonksiyonu) arasındaki basit ilişkiyi görememekten kaynaklanıyor. Bu ilişki bilinseydi talep eğrisi üzerinde hareket ile talep eğrisinin kayması arasındaki fark ya da bunlara neden olan faktörler bilinirdi. İşin doğrusunu açıklayalım:

Talep eğrisi, talep edilen miktar ile fiyat arasındaki ilişkiyi verir. Belirli bir mal için talep eğrisini çizerken “diğer şeyler sabit kalmak şartıyla” şeklinde bir varsayım yaparız ve seçtiğimiz dönem boyunca fiyat dışında hiçbir faktörün değişmediğini kabul ederiz. Diğer bir deyişle, söz konusu malın fiyatı değişirken, ailelerin gelirleri ya da rakip malların fiyatları gibi talep eğrisini kaydıracak faktörlerin sabit kaldığını kabul ederiz. Buradan da şu iki sonuç çıkar:

(a) Bir malın talebi ancak o malın fiyatı dışında kalan faktörlerde (zevkler, tercihler, rakip malların fiyatları, gelir ve moda gibi) bir değişiklik olduğunda değişir. Biz de bu faktörleri ceteris paribus varsayımı ile uzun dönem analize ya da genel denge analizine dahil ederiz. Bu tarz değişiklikler talep eğrisinin sağa ya da sola kaymasına yol açar. (Yukarıdaki şeklin sağ tarafında talep eğrisinin sağa doğru kaydığı görülüyor.)

(b) Malın fiyatındaki değişiklikler ise sadece o malın talep miktarını etkiler. Bu analiz de kısa dönem analiz ya da kısmî denge analizidir. Fiyat değiştiğinde talep eğrisi üzerinde yukarı ya da aşağı doğru hareket olur ve eğri kaymaz. (Yukarıdaki şeklin sol tarafında, fiyat değişirken talep eğrisi üzerinde hareket görülüyor ve eğri sabit konumda duruyor.) [2]

Dolayısıyla sorunun cevabı “fiyat artışı olduğunda malın talebinde bir değişiklik olmaz, sadece talep miktarı azalır ya da değişir” şeklinde olacaktı. Dediğim gibi, biraz dikkatle ve basit bir iktisat bilgisiyle bu sorudaki şaşırtmaca kolaylıkla fark edilirdi.

Yorumlardaki soyut matematiksel cevapları gördükten sonra şunu da eklemeden geçemeyeceğim; matematiksel modelleri bilmek iktisat bilmek demek değildir. İktisat özünde sosyal bir bilimdir, yani insan davranışlarını ve onun sonuçlarını inceler. Formüller, denklemler ya da eşitlikler insan davranışlarını tam olarak açıklayamaz; zira duyguları, zevkleri ve tercihleri ve bunlardan doğan eylemlerin subjektifliğini ve değişkenliğini matematik sembollerle birebir ifade etmek mümkün değildir. Bunlar bir süre sonra gerçeği örtmeye başlarlar. Bunları söylerken amacım cevap veren arkadaşları eleştirmek değil kesinlikle, sadece bugün iktisat biliminde benim görüşüme göre bir gerilemeye işaret eden ve gittikçe artan matematiksel model kullanımına dikkati çekmek.

Konuyla ilişkili olarak Dani Rodrik’in geçenlerde yayınlanan bir yazısından alıntı yapayım:

The fault lies not with economics, but with economists. The problem is that economists (and those who listen to them) became over-confident in their preferred models of the moment (…)

Hubris creates blind spots.  If anything needs fixing, it is the sociology of the profession. The textbooks at least those used in advanced courses – are fine.

Hatta Rodrik bir yerde şöyle diyor:

Macroeconomics may be the only applied field within economics in which more training puts greater distance between the specialist and the real world, owing to its reliance on highly unrealistic models that sacrifice relevance to technical rigor. Sadly, in view of today’s needs, macroeconomists have made little progress on policy since John Maynard Keynes explained how economies could get stuck in unemployment due to deficient aggregate demand. Some, like Brad DeLong and Paul Krugman, would say that the field has actually regressed. (Vurgu bana ait.)

Gerçi Rodrik’in benim matematiğin kullanımı konusundaki görüşlerime tam manasıyla katılmayacağını söyleyebilirim sanırım, ama kendisinin modeller hakkında dediklerinde doğruluk payı var. Dolayısıyla bir iktisatçının yapılan soyutlamaların derecesine ve varsayımların gerçeklikle ilişkisine dikkat etmesi gerekir. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Samuelson’ın “Economics” adlı ünlü ders kitabında şöyle bir anonim alıntı yazar: “Bir papağana arz ve talep kelimelerini ezberletebilirseniz, onu iktisatçı yapabilirsiniz.” O nedenle Hayek’in deyişiyle bitirirsek, “sadece bir iktisatçıdan ibaret olan birisi iyi bir iktisatçı dahi değildir.”
—————————————–
[1] Ancak sorudaki fiyat değişimlerinin eğri üzerindeki değişimlerle ilgisi yok. Çünkü tüm bu değişimlerde talebin değiştiği varsayılıyor, ki bu da yanlış.

[2] Önceki yazının yorumlarında kısa ve uzun dönem analiz derken kastettiğim şey, talep eğrisi üzerindeki analizin statik bir değişme olduğu idi. Yani bu değişmenin belirli bir zaman dahilindeki (bir gün, bir hafta ya da bir ay gibi belirli bir dönem içindeki) fiyat-miktar ilişkisini yansıtmasıydı. Talep değişmesi durumunda ise, bu belirli olarak kabul edilmiş zamanın dışına çıkılır; bu da dinamik bir değişmedir.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.