İktisat ve Matematik

Öncelikle, İktisadiyat.com okuyucularına merhaba. Site için ilk yazımı, doğrudan spesifik bir iktisadi konuya ayırmak istemedim. Bu şekildeki yazıları daha sonrası için saklamak isterim. Bu ilk yazıda, kısa bir şekilde, iktisat teorisinde süregelen bir tartışmadan hareketle, metodolojik bir perspektif çizmek istiyorum.

Metodolojik tartışmanın konusu, iktisatta matematiğin artan sıklıkta kullanımı.

Sadece 1-2 ders iktisat dersi almış olan lisans öğrencileri dahi iktisadın araçlarını giderek daha sık kullandığı bilimlerden birinin de matematik olduğunu bilirler. Öyle ki, günümüzde, önde gelen akademik bir iktisat dergisinde yayımlanan bir makaleyi anlayabilmek için lisans düzeyinde matematik bilgisi yeterli olmayabilmektedir. Lisans programlarında sık sık alıştırması yapılan, türev ya da integral almanın çok ötesinde, gerçel analiz, topoloji, fonksiyonel analiz, olasılık ve ölçüm teorisi gibi dersler çerçevesinde, doktora düzeyinde matematik birikimine sahip olmak, ana-akım (ya da teknik ifadeyle ortodoks) bir makro ya da mikro iktisatçı için olmazsa olmazlardandır.

Matematiğin iktisatta kullanılmasının egemen görüş ve bir zorunluluk haline gelmesiyle, dünyada ezici sayıdaki ekonomi bölümünün matematiksel yöntemleri benimsemesi sonucunu doğurmuştur. Lisans ve yüksek lisans derslerine gittikçe artan bir ölçüde matematik dersleri eklenmiştir. Diğer yandan, bu durum, özellikle matematik dışındaki, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji gibi diğer bilimlerin araç, konu ve yöntemlerini kullanan veya yukarda bahsettiğim çerçevede matematik bilgisine sahip olmayan iktisatçılarca oldukça tepkiyle karşılanmaktadır.

İktisadi düşünce tarihine baktığımızda, her ne kadar öncesinde de çeşitli matematiksel yöntemler iktisatta kullanılsa da (örneğin Kapital’de dahi birçok matematiksel ifade vardır, bunu sevgili Can Madenci’nin sitede yayınlanan son yazısında da görebiliriz.) matematiğin iktisatta yoğun biçimde kullanımının, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında William Stanley Jevons, Alfred Marshall, John Bates Clark gibi ilk ikisi İngiliz ve üçüncüsü Amerikalı neoklasik iktisatçılar tarafından başlatıldığını görürüz. Bu kullanım daha sonra 1930’da, tüzüğünde temel amacının matematiksel yöntemlerin iktisatta kullanılması olduğunu yazan Econometric Society adı verilen iktisatçılar topluluğunun kurulmasıyla da hız kazanmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrası başlayan Soğuk Savaş döneminde hızla gelişen oyun teorisi ile birlikte Batı’da iktisat ve matematik ilişkisi gittikçe gelişmiştir. Yüksek matematik kullanan oyun teorisi modelleri sadece mikroekonomiyi etkilemekle kalmamış zamanla makroekonomik analize de girmiştir. Öte yandan, Sovyet matematikçileri ve iktisatçıları da planlı ekonominin gerektirdiği hesaplama ihtiyacı nedeniyle, lineer programlama ve dinamik optimizasyon gibi teknikleri geliştirmişlerdir.

Günümüzde ise, akademik dünyada neoklasik ortodoksi denen ve çeşitli alt akımları da içinde bulunduran egemen görüş, matematiği iktisatta kurduğu modeller çerçevesinde artan sıklıkta kullanmaya devam etmektedir. Bunun karşısında ise, farklı görüşlerdeki ana-akım dışı ve eleştirel (Teknik ifadeyle heterodoks) iktisatçılar vardır. Tüm heterodoks iktisatçılar olmasa da, bu grubun önemli bir kısmı (Bunların içinde yelpazenin bir ucundaki Avusturya okulu üyelerini, diğer ucunda Marksist iktisatçıları veya ortadan kimi Post-Keynesyenleri ya da konu ayrımıyla özellikle iktisat tarihçilerini ve iktisat sosyolojisi çalışanları sayabiliriz.) matematiğin iktisatta kullanımına şiddetle karşı çıkmaktadır. Matematiğin iktisattan toptan atılması çağrısı yapılan metinler hazırlanmakta ve bunlar kimi heterodoks yayınlarda yer almaktadır. Avusturyalılar, matematiğin iktisatta kullanımının er ya da geç, planlı ekonominin pazara üstünlüğüne varacağından korkmakta, diğerleri ise genelde matematiksel modelleme yapmadıkları için dışlandıkları egemen görüşü eleştirmektedirler. Bu eleştiri son zamanlarda şiddetini oldukça arttırmış ve matematiksel modeller içeren iktisat makalelerine bir bütün olarak Otistik İktisat adı verilmiştir.

Oysa, unutulmamalıdır ki, iktisatta matematiğin kullanılması çeşitli sayıdaki yöntem tercihlerinden birisidir. Disiplinlerarası olmasıyla övündüğümüz iktisat biliminin, pek doğaldır ki, sosyoloji, psikoloji, matematik ve hatta fizikle dahi kesişim alanları olacaktır. Bu kesişim alanlarını iktisattan soyutlamanın, iktisat bilimine hiçbir katkı sağlamayacağı açıktır. Unutulmamalıdır ki, iktisat biliminde matematik bir amaç değil, iktisadi gerçeklikleri açıklayabilmek için kullanılan bir araçtır. Pazar ekonomisine karşı olan biriyseniz, düşünmelisiniz ki, pazar ekonomisinin güzelliklerini meşrulaştıran modellerde eğer varsa suç, matematiğin değil, gerçek dışı varsayımlar yapan iktisatçılarındır. İktisadi modeller, dünyadaki bir gerçekliği açıklayamıyorsa, burada yalan söyleyen matematik değil, iktisatçının kendisidir. Örneğin, matematiğin yoğun olarak kullanıldığı kimi modeller, çeşitli varsayımlar altında liberalizmi, pazar ekonomisini ya da eşitsizliği meşrulaştırıyor olabilirler. Ancak, aynı modeller, farklı varsayımlar altında, daha eşitlikçi bir sistemi ve hatta sosyalizmi dahi meşrulaştırabilirler. Önemli olansa bu varsayımların ne olduğunun ve bunların modele olan etkisini sorgulamaktır. Ancak, altını çizerek vurgulamak gerekir ki, matematik ve iktisat ilişkisini güçlendirmek, iktisadı uygulamalı matematik haline getirmek ya da iktisadın sosyal bir bilim olduğunu unutarak, siyaset bilimini, sosyolojiyi, psikolojiyi, tarihi, felsefeyi iktisattan koparıp atmak olarak görülmemelidir. İktisadi perspektifin, en az matematiksel boyutunun olduğu kadar, sosyolojik, felsefi, tarihi ve siyasi boyutları da önemlidir. İktisat disiplinlerarası özellikleri ağır basan sosyal bir bilimdir ve bu özelliği onun gelişmesi için büyük bir avantajdır.

Ceyhun Elgin

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+