21.YÜZYILDA SOSYALİZM DENEMELERİ – VENEZÜELLA

Malumunuz Latin Amerika, dansları, renkli insanları ve  çılgın futbolunun yanında, bitmek bilmeyen politik gerilimleri,ekonomik bunalımları, darbecileri ve devrimcileriyle dünya gündeminde sıcaklığını koruyan bir toprak parçasıdır. Son yıllarda da hızlı ve sert bir şekilde esen “sol rüzgarıyla” politik arenada ilginçliğini koruduğunu görüyoruz. Bu trendin baş mimarlarından Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’ın ekonomik ve sosyal alandaki icraatlerine baktığımızda ise geçici bir hevesin ötesinde, ‘21.Yüzyıl Sosyalizminin’ inşası anlamında emareler belirmekte. Chavez’in darbeci-asker geçmişi  her ne kadar demokratikliği hakkında şüpheler doğursa ve sivri , anti-emperyalist çıkışlarının ‘şovenist’ boyutları tartışılsa da , sosyalizm teorisinin yeniden modellenmesi ve pratiğe geçirilmesi  babında dünya için incelemeye değer bir deney ortamı oluşturduğu ortada. Teorik temellerine indiğimizde , Chavez’in konuşmalarında ısrarla vurguladığı “21. Yüzyıl Sosyalizmi” kavramının, doğuşunu Alman sosyolog Heinz Dieterich’e borçlu olduğunu söyleyebiliriz.  Dieterich’in 1996 yılında ortaya attığı ve genel anlamda Bolivarcı sosyalist devrimi tanımlayan bu  anlayışın, hem kapitalist sisteme hem de geçmiş sosyalist rejimlere  eleştiri getirdiği gerçeğini göz önünde bulundurursak, global krizle çalkalanan dünyanın “Eyvah nereye gidiyor bu kapitalizm?” diyerekten, Marx ve Das Kapital heyecanlanmaları yaşadığı şu dönemde, duruma modern, sakin ve rasyonel bir bakış getirebileceğini düşünüyorum.

 
Dieterich’in “21.Yüzyıl Sosyalizmi” adı altında şekillendirdiği görüşün temelinde, ne kapitalizmin ne de geçmişte tecrübe edilen sosyalizmin,  insanlığın temel sorunları olan yoksulluk, açlık, sömürü, ayrımcılık ve ırkçılığa karşı etkin bir çözüm oluşturamadığı gözlemi yatıyor. Kapitalizmin vurdumduymaz piyasa ortamı ve rekabet tabanlı sistemi ile, klasik sosyalizmin ağır devlet bürokrasisi ve antidemokratik şekillenmelerinin  insan faktörünü ıskalaması, kuşkusuz gözleri daha hümanist , katılımcı demokrasiyi temel alan, bireysellik ve sosyal yaşam vurgusunu aynı anda yapabilen ve planlı bir modellemenin gerekliliğini öngören bir sisteme çeviriyor. Dieterich, post-kapitalist uygarlık çağında insanlığın temel sorunlarının çözümü için, 4 temel noktanın baz alınarak modelleme yapılması gerektiğini düşünüyor;
1)Piyasa yerine, emekçilerin ve değer üretenlerin demokratik katılımlarıyla yön verilen, Marksist değer teorisi üzerine kurulu ekonomik model.
2)Her vatandaşın önemli konular üzerinde etkin şekilde yönetime katılabildiği demokratik anlayış.
3)Azınlık haklarının güvenceye alındığı, demokratik kurumların halkın ortak çıkarlarını koruduğu temel demokrasi.
4)Rasyonalite ve etik bağlamında kendi geleceğini çizebilen vatandaş kavramı.
[1]
Kapitalizmin getirdiği çarpıklıkları ya da dönem dönem yaşattığı buhranları , sistemin bir parçası olarak kabul edip yola devam etmek de tabii ki bir seçim. Ancak olayın insani boyutunu düşündüğümüzde, zaten yoksulluktan kıvranan milyonlarca insanın barındığı bu dünyaya, bir de dönem dönem krizlerin yaşandığı, insanların bir anda işsiz kalabildiği, ailelerin yıkıldığı, çocukların eğitim , sağlık ve sosyal hizmet güvencesinin olmadığı bir dünya daha eklemek pek akılcı görünmüyor. Tabii ki yeni bir yol ararken de geçmişte tecrübe edilen aşırı merkezci , bürokratik diktatörlüğe dönüşen, ekonomik eşitlik adına insanları koca bir duvarın ardına hapseden Sovyet tarzı sosyalizmin getirdiği acıları da unutmamak gerek.

 
 İşte yeni sosyalizm anlayışının pratik yansımaları bağlamında, Venezüella’da olup bitenlere göz gezdirmekte fayda var. 1998’de Hugo Chavez’in iktidara gelişiyle birlikte, Venezüella genellikle tepkiyle karşılanan hızlı bir kamulaştırma  dönemine girmişti. Bu kamulaştımaları ise  Chavez’in deyimiyle ‘kapitalizmin halka zarar veren yönlerini törpüleyen’ sosyal içerikli ekonomi politikaları takip etti. Tabii ki Venezüella ekonomisinin, petrol faktörü göz ardı edildiğinde, ne kadar başarılı olduğu ya da sürekli kalkınmayı sürdürüp sürdüremeyeceği tartışmaya açık. Resmi kaynaklara göre , yoksulluk 10 yılda yüzde 20’lerden yüzde 10’lara , işsizlik ise yüzde 16’lardan yüzde 7’lere düşmüş. Zengin ve fakir arasındaki fark da yaklaşık yüzde 13 oranında gerileme göstermiş[2]. Son birkaç seneye baktığımızda,  yıllık ortalama yüzde 10’larda seyreden bir ekonomik büyüme hızı söz konusu. Yalnız bu rakamlara ,ekonomik büyümenin büyük oranda petrol fiyatlarının yükselmesine bağlı olduğundan yola çıkılarak yapılan eleştirileri de eklemek gerek [3]. Venezüella ekonomisini doğru şekilde analiz etmek için elbette bunlar tümüyle yeterli göstergeler değil,  ancak esas dikkat çekmek istediğim nokta, sosyalizme bakış açısı anlamında radikal değişikliklerin filizlendiği ve ekonomik kaynakların sosyal projelere etkin bir şekilde aktarıldığı gerçeği.   Bütün Venezüella vatandaşları şu an Ulusal Kamu Sağlık Sistemi kapsamında parasız sağlık hizmeti hakkına sahip. Bunun yanında eğitim projelerine, okuma-yazma programlarına  verilen destek arttırıldı ve 2005 yılında UNESCO standartlarına göre cahillik durduruldu[2].  İnsan eksenli sosyalizm anlamında  gözüme çarpan diğer uygulamalar ise halkın katılımcı demokrasi çerçevesinde örgütlendiği, karar mekanizmasına katılabildikleri, hükümetle iletişimde oldukları  Halk Meclisleri. Hugo Chavez özellikle tabanın yönetime katılımı ve sosyal projeleri desteklemesi  için ciddi bir ağ kurmak istiyor. ‘Bolivarcı halkalar’ da bu mantıkta oluşturulan, yerel sosyal hizmetler için çalışan küçük gönüllü topluluklar. Bunun dışında işçilerin yönettiği sosyalist  işletmelere de değinmek gerek.  İşçiler, fabrikayı yönetenleri seçiyorlar ve yönetime doğrudan katılıyorlar. Bu sistemin yukardan dayatmacılığı ve bürokratik yozlaşmayı önlemesi , avantajlar arasında nitelendiriliyor. Ayrıca halka genel olarak sorumluluk bilincini aşılaması açısından önemli yer tutuyor [4]. Bütün bunlara rağmen Venezüella’da kapitalizmin  tümden rafa kalktığını söylemek yanlış olacaktır. Kalıcı bir sosyalist yapılanma oluşana kadar en azından şu an için halkı kapitalizmin olası ‘sendromlarından’ koruyan bir ekonomiye geçildiğini söyleyebiliriz.

 
Kısacası, Heinz Dieterich’in teorik danışmanlığını yaptığı 26 milyon nüfuslu Chavez Venezüella’sı sosyalizm denemeleri anlamında dünyaya  farklı bir insancıl bakış açısı getirebilir. Venezüella denemelerine bakınca ironik bir sosyalizm eleştirisi olan Good bye Lenin filmini hatırlamadan edemedim. Başkahraman Alex’in sosyalizm neferi annesi ,duvar yıkılmadan önce komaya girer. Ancak Alex, sosyalizmin çöktüğünü annesine fark ettirmemek için, Doğu Almanya’yı gerçekte olmayan bir masala dönüştürür. Kurduğu düzmece dünyada, annesine hayali  Doğu Almanya başkanı Sigmund Jähn’in duvarı kaldırdığı konuşmasını televizyondan izlettirirken, şöyle seslenir  Jähn insanlığa;  
“Sosyalizm bir duvarın arkasında yaşamak değildir. Diğerlerine ulaşabilmektir ve diğerleriyle yaşayabilmektir. Sadece daha iyi bir dünya hayali değil, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışmaktır.”
Kim bilir, belki Sigmund Jähn’ler Latin Amerika’dan çıkar…

Kaynakça:
[1] http://en.wikipedia.org/wiki/Socialism_of_the_21st_century
[2] http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=2408
[3] http://en.wikipedia.org/wiki/Economy_of_Venezuela
[4] http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=2606

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Tolga Bağcı

Yazar Hakkında Tolga Bağcı

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Kopenhag Üniversitesi-Niels Bohr Enstitüsü’nde optomekanik konusunda fizik yüksek lisansını, opto-elektromekanik/kuantum optiği alanında ise fizik doktorasını tamamladı. Doktora tezinin ana çalışması olarak, radyo frekans dalgalarının mekanik bir arayüzle optik sinyallere çevrilip, yüksek duyarlılıkla ölçülmesini gösterdi. Max Planck Enstitüsü (Kuantum Optiği) /Münih Üniversitesi (LMU)’nde araştırmacı unvanıyla bir yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüp, UNAM (Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi-Bilkent Üni.) bünyesinde, fiber lazerler konusunda proje uzman mühendisi görevinde bulundu. Ardından, özel bir savunma sanayi şirketinde, elektro-optik üzerine sistem mühendisi olarak çalışmaya başladı. Mesleki çalışmalarının yanında, fizik felsefesi ve siyaset felsefesi alanlarıyla ilgileniyor.