Lanet Olsun İçimdeki Bilim Sevgisine!

Görenleriniz mutlaka olmuştur ; 7 Ağustos’ta , Yiğit Bulut yönetimindeki  Sansürsüz Programı’na,  Adnan Oktar Hoca, nam-ı diğer Harun Yahya, katıldı.  Programın birkaç bölümünü Youtube’dan izleme fırsatım oldu, ardından da bu yazıyı paylaşmak istedim. Efendim bilindiği üzere Adnan Hoca ve talebeleri, kendi deyimleriyle Evrim Teorisi’ne karşı “bilimsel” olarak mücadele vermektedirler ve bu yolda kendilerini  “Allah’ın  mükellef kulları” olarak görmektedirler.  Öncelikle Adnan Hoca’nın kitaplarında gördüğüm üsluptan yola çıkarak , bu anlayışlarının bana bugüne kadar öğretilen bilimsellikle uzaktan yakından alakası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.  Eğer bilimsellik, üç-beş bilimadamının özenle kırpılmış kişisel görüşlerini ve Kutsal Kitaplar’dan alıntı ayetleri derleyip, üstüne yorum yapmaksa, bugüne kadar bilimadamı diye bildiğimiz ne Newton’un, ne Einstein’in,  ne de Stephan Hawking’in bilim adamlığıyla uzaktan yakından alakası yokmuş meğer. Bizim  bugüne kadar okullarda gördüğümüz ama önümüzdeki yıllarda bu iktidarın kökleşmesiyle tarih olması muhtemel  “Bilim, deneye ve gözleme dayanır” , “Şüpheyle  ilerler”, “Teste tabidir” gibi tanımlamalar da fasa fisoymuş. Onun yerine, dindar kesimin takdiriyle, bilim için  “ Allah’tan gelmiştir” ,“Değiştirilemez”, “ Mukadderata tabidir “ gibi tanımlamalar kullanılması daha makbul olacaktır kuşkusuz. Her neyse ben yine de Adnan Hoca’yı tv’de ilk defa görmenin verdiği heyecanla ve merakla, Evrim Teorisi’ne ne gibi yanıtlar vereceğini bekledim. Yiğit Bulut sorularını sormaya başladı ve Adnan Hoca cevabına “Allah vardır”  gibi “bilimsel” ve kendinden emin bir önermeyle başladı.  Akabinde kaç kere “Allah öyle istemiştir”, “Allah öyle buyurmuştur” cümlelerini sarfetti sayamadım ama kendince koca Evrim Teorisi’ni iki-üç kişisel görüşle “bilimsel olarak altüst etti”.  Fakat , en sonunda Yiğit Bulut da dayanamamış olacak ki,  hocam biz ne desek , maillerden hangi soruyu seçip sorsak, “Allah öyle istedi” diye cevap veriyorsunuz, bunun sonu nereye gider, diye sormaktan kendini alamadı. 

 
Ancak şunu belirteyim ki program devam ettikçe, Adnan Oktar’la ilgili tüm önyargılarım yıkıldı. Son derece kibirli ve asık suratlı bir adam beklerken, oldukça güleryüzlü ve sevecen bir üslubu olduğunu söylemeliyim.  Nedense ,kendince iyi niyetli bir saflıkla bu mücadeleyi sürdürdüğüne inanasım geldi. Ne de olsa 20 yıl sonra Türk-İslam Birliğinin kurulacağını ve Yiğit Bulut’un şaşkın bakışları arasında İsrail’in de bunun içine dahil edileceğini müjdeledi ! Ama ne yazık ki Evrim Teorisi’ne verdiği cevaplar, kitaplarında da yaptığı gibi önceden inanmış olduğu ve bozuk plak gibi tekrarladığı varsayımlardan oluştuğu için- iyi niyetli de olsa- aklı başında olan bir insanı zerre kadar ikna edecek şeyler değildi.  Şunu gözledim ki Adnan Hoca ve talebelerini Evrim’e ikna edecek hiç bir delil anasının karnından doğamaz  zaten. Siz karşılarına yüz bin tane delil de sunsanız, onlar yine olayı inandıkları şeye bağlarlar. Adı üstünde “inanç” bu, laf anlatamazsınız. Evrim Teorisi’ne karşı sözde kanıtları – ara geçiş formlarının olmamasıymış, bunların fosillerine  bilim dünyasında hiç rastlanmamışmış. Meraklılar için aşağıda adresini verdim [1];  bugüne kadar evrime delil olacak kaç tane ara geçiş formu olduğuna bakabilirsiniz. Fosiller zaten çok zor ve özel koşullarda oluşurlar, dolayısıyla ara geçiş fosillerine rastlamak olasılık olarak düşüktür  ama buna rağmen hakemli bilim dergilerinde evrimi gösteren bu yönde çok ciddi kanıtlar yayınlanmıştır. Bir tanesi de 2006 yılında saygın bilim dergisi Nature’da yayınlanmıştır. Bir diğer konu da indirgenemez karmaşıklık olayıdır. Sözde bilimsel evrim karşıtlarına göre, mesela göz gibi bir organın en ufak birimi eksik olsa körlükle sonuçlanacağından,  bunun evrimle oluşmasına imkan yoktur. Bu tezin de bilimsellikten uzak olduğu birçok bilimadamınca dile getirilmiş, hatta genel olarak “junk science” , Türkçesi’yle “çöp bilim” yani “çakma” olarak nitelendirilmiştir.  Bu iddianın evrimi çökertecek yeterlilikte olmadığı nı gösteren birçok bilimsel makale yine hakemli dergilerde yayınlanmıştır. Öte yandan evrim karşıtlarının bu konuda  hakemli bilim dergilerinde yayınlanmış nedense bir tane bile makaleleri yoktur.[2]

 
Ha bir de unutmadan söyleyeyim, bütün bu “bilimsel” ispatlarını sunduktan sonra Adnan Hoca, bütün Avrupa’da artık Evrim Teorisi’nin çöktüğü iddiasında bulundu. Oysa ki bugün değil Avrupa’da bütün dünyada akademik kurumlarda, üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde Evrim Teorisi kabul gören yegane bilimsel kuramdır (aksi ispatlanana kadar). Adnan Hoca, bir de üzerine yanılmıyorsam Türk halkının yüzde 95’ inin böyle bir “safsataya” inanmayacak kadar akıllı bir halk olduğunu da sözlerine ekledi. Vikipedi’den bir veriyi direkt olarak aktarıyorum: “İzlanda’da halkın %80’inden fazlası, Danimarka, Fransa,İngiltere ,Japonya’da yaklaşık %80’i evrimi kesin olarak doğru kabul etmektedir. Geri kalanların büyük bir kısmı ise emin olmadığını belirtmiştir.”[3]. Bu verilere göre Adnan Hoca mantığıyla gidersek;  eğitim ve refah seviyesinin, kitap okuma oranın oldukça yüksek olduğu bu ülkelerin halkları, evrimin “safsata” olduğunu göremedikleri için;  yıllarca eğitimsiz bırakılmış, hala cahillikle kıvranan , ama her konuda fikir sahibi olan Türk halkından çok çok daha aptaldırlar. El insaf yahu !

 
Son olarak Adnan Hoca ve talebelerinin Evrim’in olmadığına dair en büyük “bilimsel” kanıtları da “hiç bir şeyin tesadüfen olamayacağı” yargısıdır. Efendim, bunu çocuklar bile görürmüş.  Yani fizikle, matematikle, biyolojiyle, kimyayla senelerce uğraşıp kafa patlatan, laboratuvar köşelerinde kendilerini paralayan birçok biliminsanı “gerizekalı” olmalı ki, Adnan Hoca ve müritlerinin gördüğü bu basit gerçeği göremiyorlar.  Peki Adnan Hoca’ya göre neden göremiyorlar? Tabii ki doğru tahmin ettiniz- Allah onları öyle yarattığı için. Neyse efendim, uzun lafın kısası, vakit tamam oldu ve veda anı geldi. Yiğit Bulut Beyefendi, Evrim Teorisini “bilimsel” olarak masaya yatırmanın verdiği hafiflik ve nurla programının kapanışını yaparken, ben de  içimdeki bilim sevgisine lanet okuyaraktan, ertesi sabah gitmem gereken laboratuvarda “deneysel fizikçiler” sıfatıyla yaptığımız işin ne olduğunu ciddi ciddi sorgulamaya başladım.

 
1-http://www.evrimteorisi.og/?p=212
 2-http://en.wikipedia.org/wiki/Irreducible_complexity
3-http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim_teorisi

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Tolga Bağcı

Yazar Hakkında Tolga Bağcı

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Kopenhag Üniversitesi-Niels Bohr Enstitüsü’nde optomekanik konusunda fizik yüksek lisansını, opto-elektromekanik/kuantum optiği alanında ise fizik doktorasını tamamladı. Doktora tezinin ana çalışması olarak, radyo frekans dalgalarının mekanik bir arayüzle optik sinyallere çevrilip, yüksek duyarlılıkla ölçülmesini gösterdi. Max Planck Enstitüsü (Kuantum Optiği) /Münih Üniversitesi (LMU)’nde araştırmacı unvanıyla bir yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüp, UNAM (Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi-Bilkent Üni.) bünyesinde, fiber lazerler konusunda proje uzman mühendisi görevinde bulundu. Ardından, özel bir savunma sanayi şirketinde, elektro-optik üzerine sistem mühendisi olarak çalışmaya başladı. Mesleki çalışmalarının yanında, fizik felsefesi ve siyaset felsefesi alanlarıyla ilgileniyor.