Benim Vatandaşım Milli Gelir Hesabını Bilir

Neden yapmaktan hoşlandığımız şeyler için bize ödeme yapıldığında onları yapmak hoşumuza gitmez? Neden 50 Cent’lik bir Aspirin 1 Cent’lik bir Aspirin’den daha etkilidir? Neden dürüst değiliz? Neden parayla uğraşmak bizi daha dürüst yapar?
.
Lisans yıllarında iletişim fakültesinde Yavuz Turgul’un senaryo derslerini dinlerken sınıfta beynimde kalıcı olarak yer edecek bir konuşma geçmişti, şöyle bir şeydi: “Ben size ne anlatayım ki? Benim anlatacağım her şeyi okuyacağınız herhangi bir senaryo kitabından bulabilirsiniz. Hayat hakkında konuşalım biraz. Ama onun hakkında da ne konuşacağız ki? Benim söylediğim her şeyi sokaktaki bir adam da başka bir şekilde söyleyecektir size…” Kelimesi kelimesine olmasa da bu çerçevede bir konuşmaydı.
.
Küçüklüğümüzden beri kendimize sorduğumuz onlarca soru vardır, birçoğunu da çocukça olduğunu düşünüp büyüdüğümüze kanaat getirdiğimiz bir zamanda unutmuşuzdur muhtemelen. Benim unutmadığım bu sorulardan bir tanesi şu: “Atasözleri özlü sözlerdir.” Böyle buyurmuştu ilköğretim kaynakları. Özlü sözden kasıtlarının bu sözlerin genel geçer doğruluğa sahip olmaları sanmıştım hep. Evet, aslında, günlük dilde bu kadar kullanılıyorsa yetişkinlerin çoğu da hala böyle düşünüyorlardır muhtemelen. Ama benim merak ettiğim şu(ydu): Son gülen iyi mi güler yoksa sona kalan dona mı kalır? Ya da borç yiğidin kamçısı mıdır, yoksa borçsuz çoban borçlu beyden yeğ midir? Yıllar sonra anlayacaktım ki atasözleri sadece zihinsel bir rahatlama sağlayan, karar aşamalarını hızlandıran, her türlü yanlış karara da hem psikolojik hem sosyolojik meşruiyet kazandıran dil jokerleriymiş.
.
Buradan Yavuz Turgul’un konuşmasına geri dönersek:
GSYİH=C+I+G+X-M
GSMH= GSYİH + Dış Alem Faktör Gelirleri
SMH= GSMH – Amortismanlar
MG= SMH – Dolaylı Vergiler
Kişisel Gelir= MG + Transfer Ödemeleri
Harcanabilir Gelir = Kişisel Gelir – Doğrudan Vergiler
.
Gibi bir iktisatçı için işin “Ali ata bak” ı olan bu makro eşitlikleri “sokaktaki adam” tarafından şöyle de anlatılabilir:
.
“Abi vergimizi veriyoruz yok gelir vergisi (Doğrudan Vergiler), yok KDV’ si (Dolaylı Vergiler), yok bilmem ne vergisi… Devletin verdiği üç kuruş yardım (Transfer Ödemeleri), elimizde üç kuruş para (Kullanılabilir Gelir) nemize yetsin?”
Eli para tutan her çalışanın en azından milli gelir hesabı yapmayı bildiğini görüyoruz. Bu durumda biz iktisatçılar ne anlatalım ki?
.
Bu, iktisadın modelleme, basitleştirme geleneği ve gerekliliği bir şekilde biz iktisatçıların ve hatta sosyal bilimcilerin düşünce biçimlerini öylesine etkilemiştir ki, fikrimce yaşam birçoğumuz için çok daha anlaşılabilir ve keyifsiz oluyordur sürprizsiz. Ama her şeyi modelleyebileceğini, tahmin edebileceğini sanan sadece biz sosyal bilimciler alt kümesi mi yoksa tüm insanlar evrensel kümesi mi?
.
.
En başta sorduğumuz sorulara geri dönüp bu soruların Dan Ariely’nin  “Predictably Irrational” kitabının bölüm adlarından birkaçı olduğunu açıklayıp kitabı çok kısaca tanıtmak yerinde olacaktır:
.
Dan Ariely İsrail’de 18 yaşındayken bir patlama sonucu ağır biçimde yaralanmış, vücudundaki %70’i üçüncü dereceden yanıkların tedavisi için aylarca yoğun bir görmüş. Hastanede bandajlar, solüsyon banyoları, merhemlerle geçirdiği bu zaman içinde bol bol gözlem yapmış, bandajlarını çıkaran hemşirelerin bandaj çıkarma yöntemlerini değerlendirmiş. Tedavi sonrası Tel Aviv Üniversitesi’nde eğitimine devam ederken aldığı beynin fizyolojisi dersinden etkilenmiş ve yavaş yavaş MIT’de davranışsal iktisat profesörlüğüyle sonuçlanacak kariyerini (Neyse ki kariyeri gerçek anlamıyla sonuçlanmadı, hala yaşıyor) oluşturmaya başlamış.
.
Predictably Irrational kitabı ise tıpkı milli gelir hesabı yapmayı bildiğini bilmeyen herhangi bir insan gibi herhangi bir insan olduğunu bilen bir bilim adamının ürünü diyebiliriz. Öyle ki, anlaşılır olduğu kadar da akıcı olan bu kitap basit ve zekice deneylerle dolu. Deneysel/Davranışsal iktisat deneylerinin/oyunlarının sohbet edercesine anlatıldığı, hatta insanı yer yer kahkahalarla güldürdüğü Predictably Irrational’ı okurken hiç iktisat bilgisi olmayan bir insan eğlenirken, iktisattan az buçuk anlayan biri de yeni fikirlerle dolu ve iktisat teorilerini eleştirirken bulur kendisini.
.
Kahveler, çikolatalar, bira, güzel ve çirkin yüzlü insanların, cinsel tahrikin ve bunlar gibi iktisatla ya da bilimle ilgisiz olduğu düşünülebilecek faktörlerin kitaptaki deneylerde sıkça kullanıldığını söyleyerek kitaba popülist bir ilginçlik yükleyebilirim. Ancak kitabı okuyabilirsiniz de okumayabilirsiniz de, sevebilirsiniz de sevmeyebilirsiniz de… Ben okudum, sevdim, düşündüm.
.
Son olarak da şu siteler ilginizi çekebilir:
.
http://www.ted.com/talks/lang/eng/dan_ariely_asks_are_we_in_control_of_our_own_decisions.html
http://www.ted.com/talks/dan_ariely_on_our_buggy_moral_code.html

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Levent Neyse

Yazar Hakkında Levent Neyse

İstanbul Üniversitesi'nde iktisat lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra İspanya, Granada Üniversitesi'nde doktora yapan Neyse, Halen Almanya'da (Institute for the World Economy) post-doc ve London School of Economics, Social Policy bölümünde ortak araştırmacı (associate researcher) olarak çalışmaktadır. İlgi alanları deneysel ve davranışsal iktisat, sosyal sermaye ve sosyal tercihlerdir