Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (1)

totempoll010200

Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın “İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası) kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında zamanla daha fazla okudukça kitap hakkındaki fikrimi yavaş yavaş değiştirdim.

Kitabı ilk okumaya başladığınızda üslubu ve konuları ele alış tarzı hoşunuza gidiyor. İktisat tarihi kitaplarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünüldüğünde, bu kitap diğerlerinin arasından hemen sıyrılıyor. Konular anlatılırken önce iktisatçıların özel yaşamlarından ve yer yer “garip” kişisel özelliklerinden bahsediliyor, sonra bu iktisatçıların teorileri basit bir dille anlatılıyor. Bölüm aralarına yerleştirilen kutucuklarda da diğer ilgi çekici konular hakkında bilgiler veriliyor. Kişiyi sıkmayan ve nispeten eğlenceli bir tarzda yazıldığı için, kitaba başladıktan sonra okumaya kolayca devam edebiliyorsunuz. Eminim, bu türden meselelerle ilgilenen birçok kişinin iktisat tarihi kitabı olarak okudukları ve yazım tarzı nedeniyle de sürekli dönüp baktıkları tek kitap bu olsa gerek.

Bununla birlikte, kitabın (sonradan bahsedeceğim yanlışlar dışında) iki kötü özelliği var. İlk olarak, iktisatçıların kişisel yaşamlarına ait “magazinsel” sayılabilecek bilgilere normalde böyle bir kitapta olması gerekenden daha fazla yer ayrıldığı için, bu kişilerin teorileriyle ilgili bölümler nispeten zayıf kalmış. Gerçi kimin ne dediği, neyi savunduğu az çok öğreniliyor, ama bu bilgiler çok yüzeysel kalıyor. Herhalde kitabın daha da kalınlaşacağı düşünüldüğünden teorilerin fazla derinine inilmemiş ve verilen bilgiler kimi yerlerde yetersiz kalmış.

İkinci olarak, kitap çok yanlı bir bakış açısıyla yazılmış. Her ne kadar Skousen kitabın (kendisinin “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği) belirli bir bakış açısıyla yazıldığını ve bir hayli dik kafalı olduğunu en başta belirtse de, bu türden ifadelerin dozu zaman zaman fazla aşırıya kaçmış ve Skousen’la hemfikir olmayan (yani piyasa ekonomisini savunmayan) iktisatçıların alaycı bir şekilde yapılan yergisine dönüşmüş. Bu “renkli karalamalar” belki bir liberali kitabı okurken fazlasıyla tatmin edebilir, ama belirli bir nesnellik beklentisi olan kişinin bunlardan hayal kırıklığına uğrayacağı aşikâr.

Esas meseleye gelirsek, ne yazık ki Skousen’ın kitabında sürekli olarak bilgi yanlışları ve çarpıtmalar var. Gerçi bir iktisatçıdan tüm iktisat teorileri hakkında bilgi sahibi olmasını ya da bunları yeter düzeyde bilmesini bekleyemezsiniz. Herkesin uzmanlık alanı farklıdır. Ancak Skousen’ın yaptığı öyle hatalar var ki, bunları bu konularla uğraşan bir akademisyenin yapması mümkün değil. Üstelik bunların bir kısmının genel bilgi kapsamına girdiği de söylenebilir. İşin ilginç yanı, Skousen üniversitede ders veriyormuş. Ders veren biri böyle yanlışları nasıl yapar?

Çarpıtmalara da çoğunlukla Marx’la ilgili bölümde rastladım. Bir kişinin düşüncelerini beğenmemesi yüzünden Marx’ı eleştirmesi başka şey, aynı nedenden dolayı Marx’ın dediklerini eğip bükmesi başka şey. Maalesef kitapta bu ikincisine ait örnekler var. Bunların bir kısmı hem Marx’ın hem de kapitalizmi eleştiren diğer iktisatçıların özel yaşamlarının anlatıldığı bölümlere ait. Bu şekilde Skousen kitap boyunca kendisiyle aynı fikirde olmayanları her fırsatta âdeta karalıyor. Schumpeter gibi sosyalist olmayan biri bile buna maruz kalmış. Eğer Türkiye’deki liberaller kapitalizm savunularını ve Marksizm’e karşı çıkışlarını Skousen’ın kitabındaki tarzda bilgi yanlışlarına dayandırıyorlarsa yazık.

Kitapta yer alan tüm konuların uzmanı olmadığım için, sadece aşina olduğum konularda karşılaştığım yanlışları ve çarpıtmaları yazdım. Diğer konularda çalışan kişiler kitabı okuduklarında belki kendi araştırma alanlarına ait bu türden örnekler görebilirler. Açıkçası, benim gördüklerimden sonra diğer konularda da yanlışların ve çarpıtmaların bulunması ihtimalinin az olmadığını düşünüyorum – bu benim tahminim tabii.

Yaptığım alıntılarda Türkçe baskıdaki sayfa numaralarını normal parantezler, İngilizce baskıdaki sayfa numaralarını da köşeli parantezler içinde gösterdim. Türkçe baskı olarak kitabın 2003 yılında Liberte Yayınları’ndan çıkan ilk baskısını kullandım. Kitabın son (dördüncü) baskısı Adres Yayınları tarafından yapılmış. Yanlış ve çarpıtmaların sonraki baskılarda düzeltilip düzeltilmediğini bilmiyorum. Ama hem Liberte hem de Adres yayınları Liberal Düşünce Topluluğu’nca yürütüldüğünden, bunların düzeltilmeden aynen bırakılmış olmaları kuvvetle muhtemel. Hatta kitabın yazının başına koyduğum dördüncü baskısının resmine bakarsanız, kapakta alt başlıkta “iktisadın” yerine yanlışlıkla “ikdisadın” yazıldığını görürsünüz. (Kitabın Liberte Yayınları’ndaki sayfası şurada.) İngilizce baskı olarak da 2001 yılında M. E. Sharpe’dan çıkan ilk baskıyı kullandım. (Amazon linki.)

Bu yazıda Avusturya Okulu’yla ilgili yanlışları göstereceğim. İkinci yazıda da Marx’la ilgili yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. Skousen gibi düşüncelerinin Avusturya Okulu’na yakın olduğunu tahmin ettiğim biri, bu iktisat okulunun üyesi olan iktisatçılar hakkında nasıl da böyle yanlış şeyler yazmış, hayret. (Meraklısı için Amerika’daki Mises Enstitüsü’nün sitesindeki bir eleştiri yazısı şurada.)

(1)

Ludwig von Mises’in enflasyonla ilgili görüşlerinin anlatıldığı kısımda Skousen şöyle bir olay aktarıyor:

Sonunda hiper-enflasyonun doruğunda, bir Milletler Cemiyeti komisyonu Viyana’ya gönderildi. Kaygı içindeki Avusturya hükümet yetkililerinin yanı sıra, Mises’i de ziyaret ederek bu korkunç enflasyona nasıl son verileceği konusunda tavsiyesini aldılar. Mises pervasızca karşılık verdi, “Benimle bu binada gece yarısı saat 12’de buluşun, size o zaman söyleyeceğim.” Görevliler kafalarını şaşırmış bir edayla salladılar, fakat sonunda razı oldular. Onunla gece yarısı belirlenen yerde buluştular, endişeli bir şekilde sordular, “Profesör Mises, bu enflasyonu nasıl durdurabiliriz?” Şöyle karşılık verdi, “Şu gürültüyü işitiyor musunuz? Onu kesin!” O bina devletin banknot matbaasına dönüşmüştü, gece gündüz yeni banknotlar basıyordu. Sesin susturulması, Avusturya hükümetinin yaptığı yegâne şeydi ve enflasyon sona ermişti (Hayek 1994: 70). (s. 325-6) [s. 289]

Skousen anlattığı bu “hikâye” için 1994’te yayınlanan ve Hayek’le yapılan bazı röportajların derlendiği “Hayek on Hayek” adlı kitabı kaynak olarak göstermiş. (Amazon linki şurada. Aşağıda kitabın bu baskısını kullandım.) Öncelikle, Skousen’ın alıntı yaptığı kitapta olay sayfa 70’te değil, 60’ta anlatılıyor. Olayı anlatan da Hayek değil, onunla röportaj yapan kişi. Kitapta şöyle yazıyor:

There is a story, perhaps apocryphal, that Mises was asked during this inflation how to stop it. And he said, “Meet me at 12 o’clock at this building.” And it turned out at 12 midnight they met him at the printing office, where they were printing the money. And they said, “How can we stop this inflation?” And he said, “Hear that noise? Turn it off.” [s. 60]

Türkçesi de kabaca şöyle:

Bir hikâye var, belki uydurmadır, bu enflasyonun olduğu sırada Mises’e bunu nasıl durdurabileceklerini sormuşlar. O da şöyle demiş: “Benimle bu binada saat 12’de buluşun. Sonuçta, para basılan basımevinde gece yarısı saat 12’de buluşmuşlar ve şöyle demişler: “Bu enflasyonu nasıl durdurabiliriz?” O da, “Şu sesi duyuyor musunuz? Kesin onu!” demiş.

Olayı anlatan kişi bunun uydurma olabileceğini söylemesine rağmen Skousen olayı sanki gerçekten yaşanmış gibi uzun uzun anlatmış. Üstelik işin içine “drama” da katmış: Güya görevliler kafaları karışmış hâlde başlarını sallamışlar, endişeli bir şekilde sormuşlar, Mises pervasızca karşılık vermiş. İyi de, bunlar nerede yazıyor? Yukarıda asıl kitaptan alıntıladığım yerde böyle şeyler var mı? Kitapta Hayek bu olay hakkında tek kelime söz etmiyor bile.

(2)

Mises ve Hayek’in iktisadî planlamaya karşı çıkışları hakkında şöyle yazmış Skousen: “Ekonomideki yüksek cehalet derecesi, Mises ve Hayek’in sosyalist merkezî planlama olasılığını görmezden gelmelerinin nedenlerinden biridir,” (s. 354). İngilizcesi de şöyle: “The high degree of ignorance in the economy is one reason Mises and Hayek dismissed the possibility of socialist central planning,” [s. 315].

Türkçe çeviri hakkında iki şey söylemek lazım: (1): “Ignorance” kelimesi “cehalet” şeklinde çevrilebilir, ama Hayek’in ekonomide bilginin rolüne yaptığı vurgu dikkate alındığında, kelimenin “bilgisizlik” olarak çevrilmesi daha uygun görünüyor. Hayek genel itibariyle cehaletten değil, bilgi eksikliğinden bahseder. Hem, cehalet kelimesinin bilgisizlikten daha geniş bir anlamı var. (2) “Dismiss” kelimesi “görmezden gelme” olarak çevrilmiş. Oysa Mises ve Hayek iktisadî planlamayı eleştirdiklerine göre bunu görmezden geliyor olamazlar. Kelimenin doğru çevirisi “reddetme” olacak – yani Mises ve Hayek böyle bir ihtimali reddediyorlar.

Cümledeki bilgi yanlışına gelince; planlamaya karşı çıkışta Hayek bilginin rolünden bahsetmekle birlikte, Mises bilgiyi bir karşı argüman olarak kullanmaz. Eleştirisini fiyat mekanizmasından hareketle yapar ve fiyatların olmadığı bir yerde etkin kaynak dağılımı olamayacağını söyler. Hayek’in tersine, Mises planlamacıların planlama yapmaları için gerekli olan tüm bilgiyi bildiklerini varsayar. “Human Action” kitabından bir alıntıyla gösterelim:

Yöneticinin kendi yaşadığı döneme ait bütün teknolojik bilgiyi kullandığını varsayalım. Bundan başka, bu kişi mevcut tüm maddî üretim araçlarının tam bir envanterine ve istihdam edilebilir işgücünü gösteren bir listeye de sahip olsun. Bu açılardan, bürolarında topladığı bilirkişi ve uzmanlar yığını ona eksiksiz bilgi sağlayacak ve soracağı tüm sorulara doğru cevap verecektir. (…) Bu sorun sadece seçilen nihaî hedeflere ulaşmak için kullanılacak araçlarla ilgilidir. (“Human Action”, 4. basım, San Francisco: Fox & Wilkes, 1996, s. 696-7)

(3)

Sosyalist Hesaplama Tartışması’ndan bahsedilen bir paragrafta şunlar yazıyor:

Ludwig von Mises, 1920’de yazdığı “Sosyalist Ülkelerde Ekonomik Hesaplama” isimli bir makalede tamamen ekonomik yönden sosyalizmin bir eleştirisini yaparak, o zamanın kolektivist ruhunu sorgulayan ilk kişi idi. Mises, bu konu üzerine, sosyalistlerin 1917 devrimini takiben Rusya’da bir gerçek-dünya komünist devleti yaratma düşüncesini büyük bir iştahla yürekten onaylamalarına ve İtalyan Enrico Barone’un 1908’de sosyalist üretimin matematiksel formülasyonunu yapmasına karşı çıkmak amacıyla yazmıştır. (s. 468) [s. 414]

İlk olarak; Mises’in 1920’deki makaleyi yazmasının nedeni Barone değil, Viyana Çevresi’nin bir üyesi olan sosyolog Otto Neurath idi. Neurath o dönemde savaş ekonomisi olarak bilinen bir düşüncenin savunucusu olarak isim yapmıştı ve savaş esnasında ortaya çıkan merkezî planlamanın barış döneminde de sürdürülmesini savunuyordu. Hatta Mises’in Barone’nin makalesinden haberi olup olmadığı belli değildir. Bazı iktisatçılar Mises’in makaleden haberi olmadığını söylerler. (Meraklıları için Neurath’ın savaş ekonomisini anlattığı makalesi şurada: Otto Neurath, “Through War Economy to Economy in Kind”, Empricism and Sociology, Ed. Marie Neurath ve Robert S. Cohen, Dordrech, Holland: D. Reidel, 1973, s. 121-157.)

İkinci olarak; Barone makalesinde sosyalist ekonomide fiyatların belirlenmesi sorununu ele almıştı; ancak amacı, sorunun çözümü için kullanılabilecek gerçek bir mekanizma geliştirmek değil, merkezî planlama otoritelerinin karşılaşacağı değer sorununun yeni bir formülasyonunu yapmaktı. Barone makalesinde ne kolektivizm lehine ne de aleyhine argüman ileri sürüyordu; temel amacı kolektivist rejimin temel izahındaki bazı yanlışları ve çelişkileri ortadan kaldırmaktı. Dolayısıyla, formel benzerliklerden hareketle kolektivist programın uygulanabilirliğine dair bir sonuç çıkarmak mümkün değildi. Nitekim Barone’ye göre, “(…) kolektivist rejimdeki üretimin ‘anarşik’ üretimde olandan temel itibariyle daha farklı bir tarzda düzenlenebileceğini hayal eden doktrinlerin ne kadar gerçek dışı oldukları aşikârdır.” (Enrico Barone, “The Ministry of Production in the Collectivist State”, Collectivist Economic Planning, Ed. F. A. Hayek, London: George Routledge & Sons, 1935, s. 245.)

(4)

İlginç bir şekilde, Skousen Hayek için şöyle yazmış: “Hayek Hıristiyandı, Mises Yahudiydi,” (s. 330) [s. 293]. Mises Yahudiydi, ama Hayek Katolik olarak doğmasına ve vaftiz edilmesine rağmen Hıristiyan değil, agnostikti. Bir önceki yazımda linkini verdiğim röportajlarının ilkinde son sayfada şöyle diyor Hayek:

Tanrı kelimesinin anlamını hiçbir zaman anlamadım. Bunun kanunları muhafaza etmek için önemli olduğuna inanıyorum. Fakat şunda ısrar ediyorum ki, tanrı kelimesinin anlamını bilmediğimden dolayı tanrının varlığına inandığımı ya da inanmadığımı söyleyemem.

Yine, son kitabı “The Fatal Conceit”de şunları yazıyor (alıntıyı şu baskıdan aldım):

(…)  bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmediğimi itiraf etmem gerekiyor. Terimin her türlü antromorfik, kişisel ya da animistik yorumunu, pek çok insanın bu terime bir anlam vermeyi başardığı yorumları kesinlikle reddediyorum. İnsana benzer ya da akla benzer şekilde hareket eden bir varlık düşüncesi, bana daha ziyade insan benzeri aklın becerilerinin kibirli bir şekilde abartılmasının bir ürünüymüş gibi geliyor. (s. 139)

(5)

Ludwig von Mises’in kardeşi Richard von Mises’ten bahsedilen paragrafta şöyle yazıyor:

Richard, bir filozoflar grubu olan Viyana Çevresi’nin üyesiydi. Grupta, teorilerin test edilmesinde empirik kanıtların kullanımını öngören mantıksal pozitivizmi savunan Ludwig Wittgenstein ve Karl Popper da vardı. (s. 328) [s. 291]

Skousen’a göre hem Wittgenstein hem de Popper Viyana Çevresi denilen grubun üyesiymiş. Oysa gerçek bunun tam tersi. Daha önce başka bir yazımda bahsettiğim “Wittgenstein’ın Maşası” (Çev. Aslı Biçen, Yapı Kredi Yayınları, 2. baskı, 2004) adlı kitaptan aktarayım:

Çevre, Karl Popper’le Wittgenstein arasındaki ilk felsefi bağlantıyı da kurmuştu. Wittgenstein üyeliği ve sahiplenilmeyi reddetse de onlar Wittgenstein’ı şeref üyesi ve kılavuz olarak görüyorlardı. Popper üye olmak istese de olamamış, muhalefet rolünü üstlenmişti. (s. 132)

Popper Çevre’ye muhalefet ettiğine göre mantıksal pozitivizmi savunuyor da olamaz. Nitekim otobiyografisinde (“Bitmeyen Arayış”, Çev. Mustafa Acar, Plato Film Yayınları, 2006) “Mantıksal Pozitivizmi Kim Öldürdü” başlığı altında şunları yazıyor:

Bugünlerde herkes biliyor ki, mantıksal pozitivizm ölüdür. Ancak ‘Bunun sorumlusu kim?’ veya daha çok ‘Bu işi kim yaptı?’ şeklinde bir sorunun sorulması gerektiği kimsenin aklına gelmiyor gibi görünmektedir. Korkarım sorumluluğu kabul etmem gerekiyor. (s. 122.)

(6)

Üç tane de Avusturya Okulu dışında kalan ufak yanlış verelim. İlki yine Skousen’a ait:

(1) Kitapta Hayek’in Böhm-Bawerk’in Viyana Üniversitesi’nde verdiği seminerlere katıldığı yazılmış. (s. 204) [s. 186] Oysa Hayek’in Viyana Üniversitesi’ne giriş tarihi 1918. Böhm-Bawerk’in ölüm tarihi ise 1914. Bu durumda Hayek seminerlere nasıl katılabilir?

Son iki yanlış da Türkçe çeviriden kaynaklanıyor – yani Skousen yanlış yapmamış!

(2) Mises’in sosyalist ekonomi üzerine olan “Economic Calculation in the Socialist Commonwealth” makalesini Hayek’in İngilizceye çevirdiği yazılmış. (s. 468) Makaleyi çeviren Hayek değil, S. Adler. Hayek ise sadece makaleyi editörlüğünü yaptığı “Collectivist Economic Planning” adlı kitapta yayınlıyor. (Meraklısı için makale şurada.)

(3) Türkçe kitapta şöyle yazıyor: “Mises’in en ünlü öğrencilerinden birisi olan Joseph Schumpeter bile, hocasının tezini reddetmiştir.” (s. 469) Oysa İngilizcesi şöyle: “Even Joseph Schumpeter, one of Mises’s most illustrious classmates, rejected Mises’s thesis.” [s. 415]

Türkçe çeviride “classmate” (sınıf arkadaşı) kelimesi öğrenci diye çevrilmiş ve araya İngilizce metinde olmayan “hoca” kelimesi sokulmuş. İngilizcesinde sınıf arkadaşı denmesinin nedeni, Schumpeter ve Mises’in Viyana Üniversitesi’nde okurken Böhm-Bawerk’in seminerlerine birlikte katılmış olmalarından kaynaklanıyor – yani ikisi de öğrenci, biri diğerinin hocası değil.

(7)

Bu defa da Joseph Schumpeter’e ait bir paragraf dolusu çarpıtmayla karşı karşıyayız. Bunları aşağıda düzelttim. Kaynak olarak Schumpeter’in “Prophet of Innovation” adlı biyografisini kullandım (Amazon linki). Parantez içindeki sayfa numaraları bu biyografiye ait. Önce Skousen’ın yazdıklarını aktaralım:

Schumpeter’ın aşk hayatı, en basit ifadeyle, garipti. 1906’da, Londra ziyareti sırasında, aniden kendisinden 12 yaş büyük bir İngiliz kadınla evlendi. Bonn’da ders vermek amacıyla Batı Avrupa’ya geri döndüğünde onu terk etti, ama kendisini resmî olarak hiçbir zaman boşamadı. Bir dizi evlilik dışı ilişkiden sonra, o zaman 32 yaşında olan Schumpeter, kalbini 12 yaşındaki(!) Annie Reisinger isimli birine kaptırdı. Kadının eğitimini alması ve yaşı geldiğinde de kendisiyle evlenmesi için birtakım hazırlıklar yaptı. 1925 Kasımı’nda, 22 yaşında olan Annie ile 42 yaşında olan Joseph bir Lutheryen kilisede (kendisi Katolik olmasına rağmen) evlendiler. (s. 473) [s. 418]

Şimdi de bunları düzeltelim:

(1) 1913 yılında Columbia Üniversitesi o dönem Avusturya’daki Graz Üniversitesi’nde hocalık yapan Schumpeter’i iki seminer vermesi için Amerika’ya davet ediyor. Amerika’ya gelmek istemeyen Schumpeter’in karısı ise İngiltere’ye gidiyor. Schumpeter Amerika’da beş ay kalıyor ve Avusturya’ya döndükten üç ay sonra I. Dünya Savaşı başlıyor. Savaş yüzünden Schumpeter’in o esnada hâlâ İngiltere’de olan karısı Avusturya’ya dönemiyor. Dört sene süren savaş ve sonrasındaki üç senelik karışıklık dönemi boyunca aralarındaki ilişki yavaş yavaş kopuyor. Sonunda 1920’ye gelindiğinde karısını yedi senedir görmemiş olan Schumpeter evliliklerinin fiilen bittiğine karar veriyor. (s. 88) Dolayısıyla ortada savaş yüzünden bitmiş bir evlilik var – terk etme değil!

(2) Viyana’da annesiyle yaşayan Schumpeter aynı apartmanda oturduklarından dolayı Annie’yi çocukluğundan beri tanıyor. Daha sonra Schumpeter Graz şehrindeki üniversiteye hoca olarak gidiyor, ancak annesi aynı yerde oturmaya devam ediyor. Schumpeter Annie’yi arada Viyana’ya annesini ziyarete geldiğinde görüyor. Annie 17 yaşına geldiğinde ikisi mektuplaşmaya başlıyor, zaman zaman da birlikte geziyorlar. Schumpeter’in yıllardır tanıdığı Annie’yle evlenmeyi düşünmeye başlaması ise kız 22 yaşındayken oluyor. (s. 113-117) Dolayısıyla Schumpeter’in 12 yaşındaki bir kıza gönlünü kaptırması söz konusu değil – nerede kaldı aynı kızı yıllarca evliliğe hazırlamak!

(8)

Diğer yanlışlara kıyasla daha küçük iki bilgi yanlışı da Schumpeter’in 1934’te İngilizceye çevrilen “The Theory of Economic Development” adlı kitabı hakkında yapılmış. Skousen’ın dediğine göre:

[Schumpeter] 1906’ta mezun olduktan sonra, ilk kitabı olan ve Mises’in Para ve Kredi Teorisi (1912) ile aynı yıl yayınlanan Ekonomik Gelişme Teorisi’ni (1934 [1912]) yazdı. (s. 472) [s. 417]

Cümlede aynı anda iki bilgi yanlışı var. İlk olarak, Schumpeter’in ilk kitabı 1908’de yayınladığı “Das Wesen und Hauptinhalt der theoretischen Nationalokonomie” adlı kitabıdır (İngilizcesi: “The Nature and Essence of Theoretical Economics”). İkinci olarak, “The Theory of Economic Development” kitabı Mises’in parayla ilgili kitabıyla aynı yıl değil, ondan bir yıl önce, yani 1911’de “Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung” adıyla yayınlanıyor.

Yazının ikinci bölümü burada.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.