Deliliğin hammadesi olarak yalnızlık ve müzik piyasası (Hızlandırılmış müzik tarihi)

pat metheny – orchestrion

Pat Metheny – The Orchestrion müzikte/müzikle yalnızlaşmanın/yalıtımın geldiği son yer. Bu projesinde müzsiyenler yerine muazzam mekanik düzeneklerle çalıyor Pat Metheny. İnternette bolca görsel ve işitsel örnek bulabilirsiniz.

Önceleri müzik birlikte dinlenilen, birlikte çalınan nihayetinde birleştiren ya da kalabalıklaştıran bir şeydi. Romalı filozof Boethius (M.S.. 480-524)’un ortaya attığı seslere ad verme fikri Arezzo Katedralinde rahip olan Guido’ nun adımıyla tamamlandı. Guido 1030 yılında latince bir şiirin ilk hecelerinden bugün kullandığımız notaların ismini türetti.

utqueunt laxis

resonare fibris

mira gestorum

famuli tourum

sol ve polluti

labi reatum

sancto lonnes

(“Ey Aziz Yahya! Kötülüklerden sıyrılıp senin güzel amellerini anlamaları için, ümmetinin hançerelerini titret.”)

Böylelikle beste yapmak ve bunu aktarmak çok daha kolay hale geldi fakat bu besteciyi müziğinden ayırdı. Artık besteci olmadan da icra yapılabilirdi. Bu yüzden diyebiliriz ki müzikte/müzikle yalıtım 1030 yılında başladı. Barok döneme gelindiğindeyse müzik satın alınabilir oldu. Şöhret, para, güvenlik karşılığında papazlar, valiler, krallar için besteler yapılmaya başlandı. ‘Müzik piyasası’nın temelleri atılıyordu. Beethoven bu durumdan yakınır ve “Arzu ettiğim değil, bestelemek zorunda olduğumu besteliyorum, para uğruna. Ama bu, sadece para uğruna yazdığım anlamnıa gelmiyor” der.  Artık sanatkarlar zanaatkarlık da yapmak zorundadırlar. Müziğin tüketim malı konumuna inmesiyle birlikte besteciler kendi hakları için daha şiddetli bir mücadele vermeye başladılar ve emeklerinin karşılığını istediler, her ne kadar sermaye, devlet ve tüketici bunu reddetmeye çalışsa da. 1848 yılında Emile Bourget isimli bir şarkı yazarı oturduğu kafede kendi bestesinin çalındığını duyar ve hesabı ödemeyi reddeder. 26 Mart 1849’da popüler müzik, korunması gereken eser olarak kabul görecektir.  Karl Marx “Kuş gibi şakıyan bir şarkıcı verimsiz bir işçidir. şarkısını satarsa maaşlı ya da tüccardır” der. Seyirciyi eğitmek, ona rolünü öğretmek amacıyla 1800’lerde ‘alkışçı’ ortaya çıkar. Müziğin seyri hızla değişmektedir ve gitgide yalnızca müzik olmaktan çıkmaktadır. Richard Wagner Tristan ve Isolde ile tonal müziğin sonunun habercisi olur. Nihayet Arnold Schoenberg on iki tonculuk kavramını sokar müziğe. Adorno‘ya göre ( Adorno =  Entellektüelin besmelesi ) bu burjuvazinin çöküşünü, sömürülenlerin ıstıraplarının ifadesi olan ahenksizliklerin kontrol altına alınamamasını ifade eder. 1807′ de İngiliz fizikçi Young, bir iğnenin tınısal titreşimlerini, isle kaplanmış bir silindir üzerine kopyalamayı akıl eder. 1887’de Emile Berliner gramafonu icat eder. Artık müzik bir endüstridir ve tüketimi kolektif olmaktan çıkıp kitlesel, yani bağımsız tüketime döner. Bu dönemlerde çamaşırhaneler yerine çamaşır makineleri, müstakil evler yerine apartman daireleri gelecektir. Sony‘nin 1979’daki buluşu Walkman müzik adına gerçekleşen en trajik devrimdir. Bu buluş adıyla da aileden kaçma isteğinin doğurduğu göçebeliğe ve gezintiye işaret eder. Artık müzik kalabalığın ortasında yalnızlık içinde dinlenmektedir ve artık bir sosyalleşme etkeni değil yalıtımın, yan yana duran içe yöneliklerin habercisidir. Müzisyenler 1900’lerin başından itibaren 300 yıldır neredeyse tamamen duraklamış olan enstürman yapımına yönelirler çünkü yenilik ve arayışlar uğruna girdikleri minimalizm, atonalite, sürekli tekrarlardan oluşan müzikler artık onları doyurmamaktadır. Iannis Xenakis “Müzik, düşünceler bağlamında bilimlerle birleşmiştir. Yani bilimler ve sanatlar arasında kopukluk yoktur. Artık müzisyen, felsefi tezler ve global mimariler yaratan, yapı ve biçim kartelleri üreten bir tez üreticisi olmak zorundadır” der. Stockhausen da Xenakis‘e el verir ve “Sonuç olarak her şeyi birleştirmek istiyorum” der. 1960 yılında bir kayıt stüdyosunda Don Cherry, Eric Dolphy ve Ornette Coleman yapımcıların öngördüğünü çalmayı reddeder ve şiddetli bir doğaçlamaya girişirler. Taklit edilemez bir doğaçlamadır bu ( Yine Stockhausen araya girer ve der ki: “Taklit edilebilenden kuşkulanmak lazım.”)  Free Jazz doğmuştur ve yaratıcıları karşılığında merhametsiz bir tepki görür. 1992 yılında mp3 ile birlikte müzik maddesizleşir ve 1990’ların sonunda sanal müziğin imkansız kontrolüne soyunulur. Sanıyorum Pat Metheny Orchestrion projesiyle 2010 yılında tarihe bir dip not düşmüştür. Daha ne kadar yalnız ve bir başına olunabilir bilemiyorum. Bundan sonrasını kestirebilen beri gelsin.

Kaynakça

1)      Karl Marx, Théories sur la plus-value, Éditions sociales, II. cilt. [Artı Değer Teorileri 1-2, çev.: Yurdakul Fincancı, Sol Yay., 1998, 1999].

2)      Anne-Marie Green, Musique et Sociologie, L’Harmatton, 2000.

3)      Ünsal Oskay, Müzik ve Yabancılaşma (Aristo, Huizinga ve Adorno Açısından Bir Ön Çalışma). Derin Yayınları.İstanbul. 2001.

4)      Jacques Attali, Gürültüden Müziğe: Müziğin Ekonomi-Politiği Üzerine (çev. Gülüş Gülcügil Türkmen). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. 2005.

5)      Theodor W. Adorno, Minima Moralia (Çev:Ahmet Doğukan, Orhan Koçak). Metis Yayınları. 1998.

6)      İlhan Mimaroğlu, Müzik Tarihi. Varlık Yayınları. 1995.

7)      Mehmet Kaygısız, Müzik Tarihi: Başlangıcından Günümüze Müziğin Evrimi. Kaynak yayıncılık.1999.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Fatih Vural

Yazar Hakkında Fatih Vural

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde lisans eğitimini, aynı fakültenin Periodontoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Yirmi küsür yıldır müzikle uğraşıyor. Türlü gruplarda gitar ve kontrbas çaldı. Üç ciltten mürekkeb Türkiye’nin Ağaçları Ansiklopedisi’ni yazdı. Yayımlatmayı başaramadı. Şu sıralar kutuphanekolu.com, epirafsozluk.com ve Türkiye’deki kahverengi levhaların yekûnunu kaydetmeyi hedefleyen kahverengilevha.com ile meşgul.