İKTİSAT TRENİ

iktisat treni

Koselleck, “İlerleme” adlı kitabında ilerlemenin üç aşaması olduğunu belirtmektedir. Birinci aşamada, evrensellik kazanan özne sonra bir araç haline gelir ve ilerleme kavramına zamanın ilerlemesine dayalı olarak tarihin ilerlemesi görüşü eklenir. İkinci aşamada, ilerlemenin öznesi ve nesnesi yer değiştirir. Zamanı ve tarihi ilerleten öznenin yerine zamanın ve tarihin ilerlettiği özne yerleşir. Üçüncü ve son aşamada ise özne ve nesne birleşir ve tam bir kavram olarak yerleşir. Benzer bir üç aşamalı ilerleme yaklaşımını iktisat için kullanabiliriz. İktisadi davranışın nedenlerini incelemeyle işe başlayan iktisat biliminde iktisadi davranış birinci aşamadaki özneydi. İkinci aşamada, özne ve nesne öyle bir yer değiştirdi ki birinci aşamada nesne olabilecek her kavram özne olup iktisadi davranışla açıklanmaya başladı. İktisat tarihinde özne ve nesneyi birleştirmeye yönelik girişimler olsa da an itibariyle hala ikinci aşamanın egemenliğinde olduğumuzdan üçüncü aşamaya henüz varamadık. Yani üçlü aşama yöntemine göre henüz iktisat ilerlemeyi tam başaramadı.


İlerleme fikrinin Antikçağ’da nasıl yer ettiğini incelemek için Prometheus’u ele alalım. Evvela ilerlemenin zamanla ilintisi yoktur. Prometheus’a göre buluşlar ve yetilerin ilerletilmesiyle doğa güçlerinin üstesinden gelinir. Doğa ya da natura, cultura yoluyla ve civilitas’a ulaşılarak ehlileştirilir. Buna göre ilerleme, ulaşılacak bir altın çağ değil de bir kültürdür. Günümüz iktisadının Prometheus’un tanımıyla ne kadar uyum içinde olduğunu görmek yüzümde bir garip tebessüme yol açtı. Adına egemen iktisat diyebileceğimiz ana akım iktisadı epeydir yerleşik iktisadi kültür halindedir.

Bacon, Pascal ve Leibniz ilerlemeye zaman ve birikim boyutundan yaklaşmaktadır. Bacon, yeni olanın eskiye göre daha fazla deneyim sahibi olduğunu belirtir ve yetke aslında eskilikte değil zamanın ta kendisindedir. Pascal, insanın da bir ilerleyiş içinde olduğuna değinir. İnsan kendi bilgilerini eskilerin bilgileriyle birleştirerek ilerler. Leibniz, olası dünyaların en iyisinde oluşumuzu dünyanın kendini sürekli yeniliyor oluşuna bağlar. Solow’un en önemli beş ilerlemeyi belirttiği yazısında Samuelson’un “Foundations of Economic Analysis” adlı kitabı için yaptığı “…ondan öğrenmekle kalmayıp onun yazdıklarının üzerine katarak çalıştık” yorumu bu görüşlerle paralellik arz ediyor. Yukarıdaki paragrafta belirttiğim epeydir yerleşik iktisat kültürü ilerlemesini aslında tam bu tanıma göre gerçekleştirmektedir. Aynı hâkim görüşleri modifiye ederek ya da üzerine biraz katarak gerçekleşen ilerleme.
Kendi görüşlerime geçmeden önce son olarak Montesquieu’nun ilerleme görüşüne değinmek istiyorum. Montesquieu, sürekli ilerlemenin insan doğasını değiştirdiğini ve bu nedenle insanın kesin bir tanıma kavuşturulamayacağını belirtmiştir. Sözde öznesi insan olan iktisat, öznesi başka alanlardaki ilerlemelerle sürekli değişiyor olsa da muhafazakâr davranmayı tercih etmiştir. Burada sorulabilecek bir soru dünyadaki neredeyse tüm iktisat okullarında öğretilen iktisat bilgisinin ana akım iktisadı olmasının acaba insanın iktisadi düşüncedeki ilerleyişine ket vurmak gayesi olup olmadığıdır.

İktisadi düşüncenin ilerlemesi konusundaki kendi fikrim Kant ve Hegel’in ilerleme konusundaki görüşlerini temel almaktadır. Kant, ilerlemeyi dışarıdan verilmiş bir özellik olarak değil de insanın bir görevi olarak görür. Çöken dünyaların üzerine yeni dünyalar kurulur ve evren sürekli yaratılışa dayalı bir ilerleyiş içindedir. Hegel’in ilerleme fikrinde ise ilerleyiş ile dönüşün bir arada düşünüldüğünü görürüz. Hegel, genel tini kendini her defasında yeniden öne çıkaran bir çağdaşlık bilinci olarak tanımlar. Tinin hiç durmadan çalışması ve ürettiğiyle var olabilmesinin yanında bir de tinin kendi kendini araması ve dolayısıyla kendi üzerine dönüşü söz konusudur. Bu iki görüşün ışığında yapacağım tahlile Emile Zola’nın “İnsandaki Hayvan” adlı eserinde yer verdiği trene benzeyen bir iktisadi düşünce treni tasvir ederek başlayacağım.

İnsandaki Hayvan’da Zola, asker taşıyan bir trenin hikâyesini anlatır. Aslında makineleşme ile insan ilişkisinin eğretilemesi olan bu hikâyede trenin makinisti ve ateşçisi arasında çıkan kavga makinist ve ateşçinin trenden düşüp tren altında kalarak ölmesiyle başlar. Tren artık kimsenin kontrolünde değildir ve bu durumdan trenin yolcuları bihaberdir. Tren kimsenin kontrolünde olmadan nereye gittiği belirsiz şekilde hızlı şekilde ilerlemektedir. Yolcular hızlı ilerlemeden dolayı mutludur ve aşırı hızdan başları dönmüş şekilde mutluluk nidaları atmaktadırlar. Hikâyenin gerisini bir yana bırakıp buraya kadar yer alan kısmıyla bir iktisat treni tanımlayalım. İktisat treninin yolcuları iktisat düşünürleridir ve trenin yöneticileri de neoklasik iktisadın kurucularıdır(Bu gruba klasik iktisatçıları da ekleyebiliriz). Yöneticiler ölmüştür ve iktisat treninin hikâyesi bundan sonra başlamaktadır. Yolcular kontrolsüz neoklasik trenden o kadar memnundurlar ki daha da hızlanmasını isterler ve tren tam istedikleri şekilde hızlanmaya devam eder. Tren, yöneticilerin ölümünden günümüze kadar ilerlemeye devam etmiştir ancak Emile Zola’nın ses çıkarmaz yolcularından farklı özellikte yolcuları olduğundan iktisadın hikâyesi Zola’nınkinden farklılaşmaktadır. Bazen yolda yokuşlarla karşılaşan tren haliyle yavaşlamaya başlamaktadır ve böyle dönemlerde yolculardan anarşik sesler yükselmektedir. Bu tren kaç zamandır durmadan ilerliyor diye sorular var olmaya başlamakta ve bazı yolcular bu treni durduracak yollar öne sürmektedir. Ancak yokuş bittikten sonra tren tekrar hızlanmaya başlamakta ve hızın etkisiyle yüzleri gülen yolcular bu seslere kulak tıkamaktadırlar. Hegel’in dediği gibi ilerleme ve dönüş fikirleri aynı anda tezahür etmektedir. Neoklasik iktisat olağan ilerlemesine devam ederken bazı yavaşlama evrelerinde kendini sorgulamakta ve var olduğu temellere geri dönmektedir. Küresel kriz dönemlerinde ana akım dışından isimlerin hep hatırlanması ve kriz bittikten sonra unutulması bu duruma günümüzden bir örnektir. Peki, neoklasik iktisat treni kontrolsüz ilerlemesine devam edecek midir? Elbet bir gün yakıtı bitecektir bu trenin. Bu potansiyel nihayeti Kant’ın öne sürdüğü çöken dünyaların üzerine yeni dünyalar kurulur fikriyle destekleyelim. Bir gün duracak bu trenin yerine yeni bir tren yola konacaktır. Herbert Simon, The European Journal of the History of Economic Thought adlı derginin “İktisadın ilerlemesine katkısı olan çalışmalar ve/veya isimler nelerdir/kimlerdir?” sorusuna cevaben iki liste hazırlamıştır. Birinci listedeki isimler yaptıkları çalışmalarla iktisadın yanlış yönde ilerleyişinin devamına katkı sağlarken ikinci listedeki çalışmalar iktisadın doğru yönü bulmasına yardımcı olmaktadır. Birinci listesinde yer alan çalışmalar ana akımın yok oluş sürecini uzatsa da bir gün ana akım ortadan kalkacaktır.

Ana akımın bir gün ortadan kalkacağı fikrinden hareketle bir bilim olarak iktisattaki ilerlemeyi neoklasik iktisada yapılan büyük eleştiriler olarak düşünüyorum. Bu nedenle belirteceğim isimler iktisada soluk aldırdıkları ve potansiyel nihayete bizi yaklaştırdıkları için listemde yer almaktadır. Listedeki sıralama herhangi bir kıstasa göre yapılmamıştır.
Max Weber( The Prothestan Ethic and the Spirit of Capitalism; Economy and Society): İktisat, din, siyaset, kamu idaresi ve sosyolojiyi kullanarak temel sorulara yaklaştığı çalışmalarında bizlere iktisadın sosyal bir bilim olduğunu hatırlattığı için bu listede yer almaktadır.
Herbert Simon( Administrative Behavior; Human Problem Solving; Models of Man, Social and Rational: Mathematical Essays on Rational Human Behavior in a Social Setting): İnsanın karar verirken optimal olanı hesaplayıp onu seçtiğini değil de kendini yeterince mutlu edeni seçeceğini öne sürdüğü çalışmalarıyla sınırlı rasyonellik kavramını geliştirmiş ve ana akımın temel varsayımlarından birine son vererek beklenen sonu biraz daha yakınlaştırdığından listede yer edinmiştir. Ayrıca davranışsal iktisat ve deneysel iktisadın fikir babalarına ışık olması da onu önemli kılmaktadır.
Thorstein Veblen( Theory of the Leisure Class- Theory of Business Enterprise; Why is Economics not an Evolutionary Science) ve Joseph Schumpeter( The Theory of Economic Development; Capitalism, Socialism, and Democracy): Ele aldıkları konular neoklasik iktisatla yakınlık gösterse de kullandıkları evrimsel metotlarla iktisadın geleceği için önemli bir kapı açtılar. Yaptıkları çalışmalar günümüzde önemi giderek artan kompleks iktisada da temel teşkil ettiğinden listedeki yerlerini mutlaka hak ediyorlar.
– Kurumsal iktisada da bu listede yer vermemek olmaz, ama bilinen iktisatçıların isimlerini zikretmeden evvel Emile Durkheim’a hakkını vermek lazım. Sosyolojinin babası olması bir yana aile ve hukuk gibi kurumların zamanla nasıl geliştiğini ilk ele alan olduğu için Emile Durkheim bu listededir. Kurumsal iktisat okuluna gelirsek asıl katkının eski kurumsal okulda olduğu aşikârdır. Kurucuların görüşlerini neoklasik akımla harmanlamaya çalıştıklarından dolayı yeni kurumsalcılara bu listede yer vermeyeceğim. Thorstein Veblen, evrimsel iktisat nedeniyle zaten listedeydi ama kurumsal iktisadın kurucusu olarak da tezahür ettiğinden listedeki yerini sağlamlaştırmaktadır. John Commons iktisadı, çıkarları birbirinden ırayan insanlar arasındaki ilişkiler ağı olarak ele aldığı “Institutional Economics” adlı çalışmasıyla akımın kurucuları arasındadır. Akımda önemli yerleri olan Wesley Mitchell ve Clarence Ayres’ de listede yer alabilirler.

Kaynaklar
[1] Kosellick, Reinhart, 2007, “İlerleme”, Çev: Mustafa Özdemir, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, Türkiye.
[2] Simon, Herbert, 2001, “Pro- and anti-lists of the most significant contributions to economic literature of the twentieth century”, European J. History of Economic Thought, 8:3, pp. 309-310.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.