Kemal Tahir ve Keynes

Geçen gün Kemal Tahir’in “Sosyalizm, Toplum ve Gerçek” adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen Notlar serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in Genel Teori kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir’in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini verdiğim kitaba ait):

Keynes kapitalist ekonomilerin İncil’i sayılan İşgücü, Faiz ve Para’nın Genel Teorisi adlı kitabını 1923-33 buhranı yıllarında yazdı, ki bizim bu yıllarda devletçiliğe sarılmamız (hele liberalizme bir daha dönmemek istediğimiz bir dönemde) rastlantı olmasa gerek…  (Bir dış – İngiliz – öğüdü) bu kitap, çıkmazdan sıyrılmanın tek çaresini, devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık veriyordu.

“Devlet yatırımcıları bir çeşit yatırımları sosyalistleştirirken de devletin böylece ödev alanlarını genişletmesi günümüz (hâkim) ekonomik müesseseleri kurtaracak tek yoldur.” (Keynes) [s. 68-9]

Kitapta Keynes’in isminin geçtiği tek yer burası, o yüzden Tahir’in Keynes hakkında başka bir şey bilip bilmediği belli değil. Genel Teori kitabından Tahir’in bahsettiği yeri buldum, ancak burada yazılanların Tahir’in yazdıklarıyla ilgisi yok. İlgili cümleyi italikle gösterdim (kaynak olarak Genel Teori’nin 1957’de çıkan Macmillan baskısını kullandım):

The State will have to exercise a guiding influence on the propensity to consume partly through its scheme of taxation, partly by fixing the rate of interest, and partly, perhaps, in other ways. Furthermore, it seems unlikely that the influence of banking policy on the rate of interest will be sufficient by itself to determine an optimum rate of investment. I conceive, therefore, that a somewhat comprehensive socialisation of investment will prove the only means of securing an approximation to full employment; though this need not exclude all manner of compromises and of devices by which public authority will co-operate with private initiative. But beyond this no obvious case is made out for a system of State Socialism which would embrace most of the economic life of the community. [s. 378]

Tahir’in Genel Teori’yi okuduğunu sanmıyorum. Nitekim yaptığı alıntı doğru değil, sayfa numarası da yok, birilerinden işitmiş olabilir. Keynes metinde yatırımların sosyalistleştirilmesinden değil, sosyalleştirilmesinden bahsediyor. Hem, yatırımların sosyalistleştirilmesi ne demek? Kemal Tahir bunu yanlış anlamış.

Kendisinden önceki klasik iktisatçıların aksine, Keynes ücretler, fiyatlar ve faiz oranlarının tam istihdam yaratacak şekilde kendiliğinden değişmediğini ileri sürer. Tam istihdam bunlardaki değişmelerle korunacak türden bir şey değil, bir sonuçtur. Tüketim ve yatırım düzeyi efektif talebi belirler, bu talep de üretim ve dolayısıyla istihdam düzeyini belirler. Genel Teori’de ele alınan konular genel itibariyle bunlar üzerinedir. Bunun yatırımların sosyalleştirilmesiyle ilgisi şöyle:

Keynes’e göre iktisadî ajanlar, geleceğin belirsiz ve geçmişin değiştirilemez olduğu koşullarda iş görürler. Firmalar ve tüketiciler gelecek hakkında iyimser olduklarında, sermaye yatırımlarından beklenen getiri, paranın beklenen getirisinin (yani faiz oranının) üzerine yükselir. Bu da yatırımları, dolayısıyla istihdamı ve çıktıyı arttırır. Ekonomide beklentiler kötümser olduğunda ise, firmalar ve tüketiciler tüketim ve yatırım mallarına harcama yapmak yerine paralarını likit olarak ellerinde tutmayı tercih ederler (gömüleme); bu da işsizliği arttırır. Keynes’e göre bu son durum paranın en likit ekonomik varlık olmasından kaynaklanır.

Bu nedenle, ekonomide yatırımların artmasını ve elde para tutmanın azalmasını sağlayacak koşulları yaratmak için Keynes üç politika önerisinde bulunur: (a) likit varlıkları istihdam yaratacak türden likit olmayan varlıklara yönlendirmek; (b) faizleri düşürerek rantiyeleri ortadan kaldırmak; (c) yatırımların sosyalleştirmek. Bu sonuncusundan kastedilen şey, tam istihdama ulaşmayı sağlayacak düzeyde bir efektif talep yaratmak için marjinal tüketim eğilimi ve yatırım eğilimi arasında vergi ve faiz politikaları yoluyla birtakım ayarlamalar yapmaktır. Tabii, bunu yapacak olan da devlettir.

Keynes bu sosyalleştirmenin devletin üretim araçlarının mülkiyetini üzerine alması anlamına gelmediğini söylüyor:

It is not the ownership of the instruments of production which it is important for the State to assume. If the State is able to determine the aggregate amount of resources devoted to augmenting the instruments and the basic rate of reward to those who own them, it will have accomplished all that is necessary. Moreover, the necessary measures of socialisation can be introduced gradually and without a break in the general traditions of society. [s. 378]

Kemal Tahir yatırımların sosyalleştirilmesi kısmını yanlış anlamış, ancak Keynes’in devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık verdiğini yazarken doğru söylüyor. Nitekim Keynes devletin yetki alanının genişlemesini iktisadî koşulları ve ferdi girişimi korumanın tek yolu olarak gördüğünü yazıyor:

(…) therefore, the enlargement of the functions of government, involved in the task of adjusting to one another the propensity to consume and the inducement to invest, would seem to a nineteenth-century publicist or to a contemporary American financier to be a terrific encroachment on individualism. I defend it, on the contrary, both as the only practicable means of avoiding the destruction of existing economic forms in their entirety and as the condition of the successful functioning of individual initiative. [s. 380]

Biz yine Kemal Tahir’den alıntılayarak bitirelim. Bizim gibi memleketlerde sosyalizmin durumu hakkında aynı kitapta şöyle yazmış:

Sosyalizmin çıkarlı işlemesi, kurtarıcı olabilmesi, doğulu toplum aydınlarının – devrimcilerinin – kendi memleketlerindeki tarihsel gerçekleri sosyalist bilimi yerlileştirecek, aksiyonda işe yarar teori hâline getirebilecek kadar bilgiye sahip olmaları şartına bağlıdır. Bu şart yoksa, sosyalist olduğunu sanan bir memleket uzun süre uydu olmaktan ve uyduluğun getirdiği büyük maddi ve manevi zararlardan kurtulamaz. [s. 28]

Peki, bizim aydınlarımız ne durumdaymış?

Batı’daki aydınlar halktan ayrı bir takım değildir. Genel işbölümünde belli ödevler almış halk insanlarıdır. Bizim aydınlarımıza gelince, aydın olmak bizde halktan ayrılmak, halktan ayrı düşünüp duyan, halkla bütün bağlantılarını koparmış idareci kadrolara katılmak demektir. Bu sebepten bizim aydınlar bir tarikata bağlı insanlar sayılabilir. Bunlara küçük bir gayretle ancak okuma-yazma bilen köylüler bile katılabilir. Kökleri devşirme idareci kadrolar çağına kadar giden bu aydınlar grubuna, Anadolu Türk halklarının – belki de şimdi bile – Osmanlı mülkünün yersiz yurtsuz, hatta köksüz aydın serserileri demek pek de yanlış olmaz. [s. 47]

Şimdilerde bir değişiklik var mı?

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.