yavşaklığın lüzumu yok!

Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz Fazıl Say. Herkesin yaptığını yapmak olacak belki bu, nafile bir yazıdır hatta, “Hanım koş tavşan dağa küsmüş” diyeceklerdir kim bilir ama ben yine de yazayım. Yazayım istiyorum çünkü saldırgan adamları seviyorum. Yazayım istiyorum çünkü “İnsanlar tartışsın bunu diye yazdım” diyor Fazıl Say. “Müziği müzisyenlerle konuşmak isterim” diyor, hay hay. Tabii ki boy ölçüşecek değilim onunla ama ben de nota yazabiliyorum, enstürman çalabiliyorum, müzik tarihi okudum, armoni bilgim var. Müzik konuşmak için gereken asgari şartları sağladığımı düşünüyorum. Kaldı ki müzik hakkında konuşmayı mimari hakkında dans etmeye benzetiyorum (bunu başkasından duymuştum sanırım).

Fazıl Say’ı sol kulvardan eleştiren pencere önü çiçekleriyle aynı fikirde değilim tabii ki. Sözde bu adamlar da müziğin iyisinden anlıyorlar fakat Fazıl Bey’in “Halkımızın değerlerinin de oryantalist bir bakışla ötekileştirilmesi”ne karşılar. Şimdi efendim, sabahtan akşama kadar Nihat Doğan, Küçük İbo, Gripin gibi saçma sapan adamların müzikleriyle bizi kuşatan televizyoncular halkçı, bu kepazeliği savunan Adnan Şenses kılıklı adamlar halkçı ama Fazıl Say elitist he mi? Yavşaklığın lüzumu yok! Bunların anladığı halkçılık oğlancılık gibi bir şey olsa gerek çünkü halkı beceriyorlar (bunu da Cemil Meriç’ten duymuş olmam mümkün).

Karşı tarafta arabeskçiler var, tanıyalım: 89 yılında TRT ünlü arabeskçilere sorar “Arabesk nedir?” diye. İbrahim Tatlıses, “Vallahi, biz de birşeyler yapıyoruz ama, ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz.” der. Küçük Emrah “Arabesk kulağa hoş gelen müziktir. İnsanın kulağa hoş gelen müziği yapmasıdır.” der. Şu kepazeliğe bakar mısınız?Ne yaptığını bilmez haldeler. O gün Süleyman Erguner “Arabesk, Orhan Gencebay müziğinin yozlaştırılmış halidir.” der. Türkiye’deki arabesk tanımı için belki ve maalesef doğru bir tanım gibi gözükse de bu da yanlıştır. Sanatta Arap kültürüne ait izler taşıyan anlamına gelen sentetik bir kavramdır arabesk. Dolayısıyla arabesk müzik diyince ilk olarak aklıma Ümmü Gülsüm, Abdel Halim Hafez, Feyruz falan geliyor.

Klasik müziği Bach, Vivaldi, Haydn; arabeski de Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses’ten ibaret sananların yavan laflarla savunduğu veya karaladığı bir adam Fazıl Say. Ümmü Gülsüm’ü, Rima Khcheich’ı, Feyruz’u bilmez, Ligeti’den, Bouwer’den, Scelsi’den bihaber, oturur müzik hakkında ahkam keserler. Anasına satayım herkes dahi, herkes mega star, herkes süper çocuk yahu. Fazıl Say dahi, Elif Şafak yazar, Sinan Çetin yönetmen, Hülya Avşar oyuncu, Yusuf Hayaloğlu şair, Demir Demirkan rock star, İlyas Salman solcu, Haluk Kırcı milliyetçi… Hey yavrum hey, memlekete bak. Her neyse, biraz da Fazıl Say’a kusayım kinimi. Nasıl evrim karşıtı biyoloji profesorleri varsa, duayla tedaviye inanan tıp hekimleri varsa, dayakla insan eğitileceğine inanan öğretmenler varsa, müzik bilmeyen müzisyenler olması da tabiidir. Elbet nota okumasını bilir, armoniye aşinadır, Mozart’tan Beethoven’dan haberdardır ama İlhan Mimaroğlu’nu, Bülent Arel’i, İlhan Usmanbaş’ı ağzına almayan Türk Klasik Müzik icracısı ya da bestecisi olabilir mi? Bela Bartok dışında -ki o da artık hayli geride kaldı- modern/çağdaş (yakın dönem demek bence en doğrusu ya) diyebileceğimiz bestecilerin eserlerini repertuarına dahil etmeyen evrensel müzisyen/besteci olabilir mi?

Müzik üzerine düşünen, müzik hakkında yazan evrensel müzisyen-yazarları okuyunca Fazıl Say’ın ne kadar sığ ve yavan olduğunu görüyorum. Derek Bailey, Adorno, Paul Hindemith, İlhan Mimaroğlu ve hatta hatta John Cage dünyamızın gerçek minörleri, gerçek yalnızlarıdırlar. Fazıl Say’ın kederli yalnızlığı ise bildiğiniz yeniyetme yalnızlığı, ergen kederidir. Anlaşılmadığını sanan Elif Şafak entellektüelliği, Tuğba Özay devrimciliği, U2 duyarlılığı, Yann Tiersen lirizmi, Ali Riza Binboğa didaktikliği: İşte Fazıl Say! Arabesk olarak işaret ettiği Ortadoğu’ya ait güzelim müziği aymazlıkla karalamış da kendi ne yapmıştır? Yüzyıllardır dinlediğimiz aynı sıkıcı müzikleri bize tekrar çalan bu adamın dahiliği nerededir? Bu nasıl bir sanatçılıktır ki hala Mozart’tan, Vivaldi’den, Haydn’dan sıkılmamıştır? Bu düpedüz zanaatkarlıktır. Sanatkarlık Gece Yolcularının sığ ‘cover’ları gibi ‘cover’lamak mıdır Aşık Veysel’i, Mozart’ı? Türk ve dünya minörlerinin, gerçek sanatçılarının, yürekli, kederli ve yalnız insanlarının adını ağzına/yazılarına, eserlerini repertuarına almayan bu adam aydın da olamaz, sanatçı da. Salt müzisyenlik zanaatkarlıktan farklı değildir, olmamalıdır. Yavşaklığın lüzumu yok!

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Fatih Vural

Yazar Hakkında Fatih Vural

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde lisans eğitimini, aynı fakültenin Periodontoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Yirmi küsür yıldır müzikle uğraşıyor. Türlü gruplarda gitar ve kontrbas çaldı. Üç ciltten mürekkeb Türkiye’nin Ağaçları Ansiklopedisi’ni yazdı. Yayımlatmayı başaramadı. Şu sıralar kutuphanekolu.com, epirafsozluk.com ve Türkiye’deki kahverengi levhaların yekûnunu kaydetmeyi hedefleyen kahverengilevha.com ile meşgul.