Bir İktisadi Sistem Olarak İslam

iktisadi-sistem-olarak-islam

 

Bu çalışmada bir ekonomik sistem olarak “İslam Ekonomisi” tahlil edilecektir. Reel sosyalizmin zaten yıkıldığı ve batı temelli kapitalizmin ideolojisi olan liberalizmin de yetersiz kaldığı günümüzde üçüncü yol arayışlarına cevap verebilecek mevcut bir kurumdur İslam ekonomisi. Çalışmada ilk olarak İslam düşüncesindeki iktisadi bireyle homo economicus mukayesesi yapılacak ve ardından İslam ekonomisinin temel öğeleri ele alınıp bu öğelerin kapitalizm ve sosyalizmle paralellik ve zıtlık gösterdiği noktalar incelenecektir.

Toplum bireylerin oluşturduğu bir bütündür. Bu tanım sosyal bilimlere üç adet inceleme sahası oluşturmaktadır. İlki, bireyi inceleyip bireyin kendi hakkında şuur sahibi olmasını sağlamaktır. İkincisi, bireyin parçası olduğu toplum içindeki davranışını tahlil etmektedir. Üçüncüsü ise bütünün yani toplumun davranışını tahlil etmektir.

Bireyin nasıl davrandığı konusu iktisadi düşüncenin temel sorunu olsa da sosyal bilim camiasında sık zikredilen ekonomik sistemler(liberalizm, sosyalizm) bireyi rasyonel olarak ele almayı tercih etmekte ve analizlerini bu çerçevede yapmaktadırlar. Yani birinci sorunun genel kabul görmüş yanıtı “homo economicus” tanımında yatmaktadır. Toplum kavramı ise farklılıklara sebep olandır. Toplumun çıkarı için iyi olan nedir sorusuna liberalizm ve sosyalizm farklı yanıtlar getirmektedirler, ama toplum kavramı söz konusu olduğunda bir sistemin gerekliliği aşikârdır. Bu noktayı, kendim de kurumsal iktisat okuluna daha yakın olduğumdan, kurumsal çerçeveden ele alalım. Sosyolojik bir olgu olan kurum kelimesi, toplulukların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını ve geleneklerini ifade eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Douglass C. North(1990) ise kurum kavramını şöyle tanımlamaktadır: “ Kurumlar, bir toplumda oynanan oyunun kurallarıdır; daha resmi bir anlatımla, insanlar arasındaki ilişkileri biçimlendiren, insanların getirdiği kısıtlamalardır.”. Kurumlar, rutin yaşantılarımızı sürdürmemizi kolaylaştıran ana etmendir. Kendisi gibi olan milyonlarcası ile nasıl yaşayacağı konusunda belirsizlikler içinde yaşayan bireye bir aydınlanma aracı olarak yardımcı olur bir bakıma. Hayatımıza kurallar koyarak içinde olduğumuz belirsizlik ortamından kurtarır bizi ve bireyler arası etkileşimde bir rehber vazifesi görür. Bir toplumda kimi bireyler trafikte sağdan ilerlemeyi ve diğerleri de soldan ilerlemeyi isterse karmaşa doğacaktır, oysa bulunduğumuz toplumda trafik akışının hangi yönden olacağını biliriz. İktisadi olarak da bireylerin nasıl davranmaları gerektiğini belirleyecek kurumların varlığına ihtiyaç vardır. İşte farklılıklar bu kurumların(ideolojilerin temel öğeleri) seçiminden kaynaklanmaktadır. Liberalizm iktisadi olarak serbest piyasa ve bireycilik kurumlarını; sosyalizm ise ortak mülkiyet ve eşitlik gibi kurumları ön planda tutmaktadır.

Bu çalışmada bir ekonomik sistem olarak “İslam Ekonomisi” tahlil edilecektir. Reel sosyalizmin zaten yıkıldığı ve batı temelli kapitalizmin ideolojisi olan liberalizmin de yetersiz kaldığı günümüzde üçüncü yol arayışlarına cevap verebilecek mevcut bir kurumdur İslam ekonomisi. Çalışmada ilk olarak İslam düşüncesindeki iktisadi bireyle homo economicus mukayesesi yapılacak ve ardından İslam ekonomisinin temel öğeleri ele alınıp bu öğelerin kapitalizm ve sosyalizmle paralellik ve zıtlık gösterdiği noktalar incelenecektir.

 

1.         İslam Ekonomisi

Günümüz iktisat eğitimi ahlaki değerleri göz ardı eden materyalist odaklı bir yapıya sahip olduğundan aslında eskiden kullanıldığı şekliyle iktisat yerine politik iktisat terimini kullanmak daha anlamlı olabilir. Nitekim Humeyni, devrimden sonra halka “Biz karpuz fiyatlarını düşürmek için devrim yapmadık” diyerek yaptıkları İslam devriminin halkın refahını sadece fiyatlarla analiz eden zihniyetten farklı olduklarını beyan etmiştir. İleride de değineceğim gibi İslam ekonomisi ahlaki değerleri de hesaba kattığından materyalist sistemlerden farklıdır. Ancak literatürde “İslam ekonomisi” şeklinde bir kullanım olduğundan literatüre uyup aynı kullanıma devam edeceğim.

İslam ekonomisi nedir? İslam dini ibadet ve ahlak kurallarının yanında “muamelat” denen fiilleri de kapsar. Muamelat ise “İslam Hukuku” ve “İslam Fıkhı” olmak üzere ikiye ayrılabilir. İslam ekonomisi, İslam hukukunun ekonomi ile ilgili olan alanlarını kapsar. Yani İslam’ın ekonomiye bakan tarafıdır; ekonomi ile ifade edilen bütün meseleler hakkında getirmiş olduğu emir, yasak ve tavsiyelerin tümüne birden verilen addır(Eskicioğlu,1999).

İslam ekonomisi tabiri Hindu-Pakistan kaynaklıdır. Müslüman toplulukların sosyoekonomik sorunları karşısında, İslam’ın iktisadi görüşlerini klasik fıkıh kitapları dışına çıkarak modern iktisadi kavram ve kurumlar açısından açıklamaya çalışmak hem batı kültürüne aşinalıkları hem de İslam kültürüyle yetişip Arapça, Farsça ve İngilizce bildikleri için yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde Hintli âlimlerce yerine getirilmiştir. Ancak, İslam ekonomisinin temelleri çok daha eskilere dayanmaktadır. İslam ekonomisini ele alan ilk kitaplar olarak “Kitab al-Kharaj”(Abu Yusuf, 731-798), “Kitab al-Iktisab”(Al-Shaibani,750-804), “Kitab al-Amwal”(Abu-Ubaid,838), “al-Isharah fi Mahasin al-Tijarah”(Ja’afer al-Dimashqi, 12. Yy sonları), “Ma’alim al-Qurbah fi Ahkam al-Hisbah”(Ibn-al-Ukhuwwah,1329), “al-Hisbah fi al Islam”(Ibn Taymiya,1263-1328), “al-Muqaddimah”(Ibn-Khaldun,1332-1406) sayılabilir(El-Ashker ve Wilson, 2006).

 

2.         Homo İslamicus

Batı ekonomilerinin aksine İslam ekonomisi ahlaki değer temelli bir disiplindir. Müslüman bireyin tercihleri Müslüman toplulukların kolektif çıkarlarından daha az önemlidir. Bu nedenle İslam’ın kolektif sosyal ve dini normları Müslüman bireyin iktisadi davranışına rehberlik eder. Homo islamicus, diğer sistemlerdeki karşılığı homo economicus ile karşılaştırıldığında değerleri önemseyen örnek birey olmaktadır. Tablo 1 homo economicus ile homo islamicus’un zıtlıklarını göstermektedir(Mortazavi, 2004a).

Klasik batı iktisadı, sınırlı kaynaklarla yüzleşen sınırsız insan ihtiyacı temeline dayanır. Homo economicus mutluluğunu(faydasını) en çoklamaya çalışan rasyonel bireyi temsil eder. Mutluluk peşinde koşan birey, kararlarını duygulardan arınmış fayda-maliyet analiziyle alır. En önemlisiyse mutluluk tamamen maddi birimlerle ölçülmektedir. Kaynakların kıtlığı mutluluklarını korumak isteyen bireyleri rekabet etmeye zorlamaktadır. Sonuç olarak, homo economicus kendi çıkarları peşinde koşan, mal düşkünü ve rekabetçi bireydir.

Tablo 1.          İki zıt birey

Homo Economicus Homo Islamicus
       1.   Varsayımlar        1.   Varsayımlar
               a.   Sınırlı kaynaklar(Kıtlık)                a.   Bol kaynaklar
               b.   Sınırsız ihtiyaçlar                b.   Sınırlı ihtiyaçlar
       2.   Davranışsal Normlar        2.   Davranışsal Normlar
               a.   Bireycilik                a.   Toplulukçuluk(Kolektivizm)
               b.   Şahsi çıkar                b.   Genel çıkar
               c.    Rekabet                c.    İşbirliği
               d.    Ahlaksızlık                d.    Ahlaklılık

 

İslam diğer dinler gibi bireyin davranışına yasal ve ahlaki kısıtlamalar getirmektedir ve buna ihtiyaçlar da dâhildir. Klasik iktisadın aksine İslam ekonomisi, kaynakların bolluğunu ve insan ihtiyaçlarının sınırlılığını esas alır. Dolayısıyla kıtlık olmadığından rekabete de gerek yoktur. Rekabete gerek olmadığından bireye kolektivizm normu rehberlik etmektedir. Her Müslüman birey bir Müslüman topluluğun üyesidir ve bireyin davranışı üyesi olduğu topluluğa ait sosyal ve dini norm ve değerlerin belirlediği şekilde grup yönlüdür(Mortazavi,2004b).

Kapitalizm ve sosyalizm homo economicus esaslı sistemlerdir. İkisi de toplumsal norm ve değerlere itibar etmezler. Oysa birey onların tanımladığı şekliyle rasyonel değildir. Nitekim yirminci yüzyılın ikinci yarısında gündeme gelen sınırlı rasyonellik kavramı(Hogarth, 1975; Kahneman ve Tversky, 1979; Slovic, Fischoff ve Lichtenstein, 1983) bu iki sistemin temellerine atılan dinamit gibidir. Lokatosh’un Bilimsel Araştırma Programı Metodolojisi’nde(MSRP) ileri sürdüğü dokunulamaz ve sorgulanamaz temel çekirdek bu iki sistem için sorgulanmış ve zayıflatılmıştır(Rossey Jr, 1993). Giderek gücünü kaybetmeye devam eden temel çekirdekle bu iki sistemin uzun ömürlü olmadığı aşikârdır.

 

3.         İslam Ekonomisinin Öğeleri

İslam ekonomisinin öğelerine geçmeden evvel kısaca sosyalizmin ve liberalizmin öğelerine değinelim.

Liberalizmin öğeleri bireycilik, özgürlük, akıl, eşitlik, hoşgörü, rıza ve sınırlı hükümettir. Ana ilke bireyciliktir. Birey herhangi bir kolektif oluşumdan daha üstündür ve bireyler birbirlerinden farklı ve eşsiz kimliklere sahiptirler. Özgürlük temel değerdir ve eşitlik, adalet ve otoriteden evvel vardır. Hedef bireylerin diğer bireylerin özgürlüklerine zarar vermeden özgürce hareket edebilmesidir. Akıl, rasyonellikle özdeştir. Eşitlikten kasıtsa mutlak eşitlik değil fırsat eşitliğidir. Bireylerin farklı özelliklere sahip olduğu bir dünyada geçerli olan liyakattir. Hoşgörü, sosyal ve bireysel özgürlüğü ve mutluluğu arttıracağı için önemlidir. Rıza, ilişkilerin dayanak noktasıdır. Her türlü otoritenin ve sosyal ilişkilerin bireyin rızasına dayanması gereklidir. Son olarak da kişisel hak ve hürriyetlerin korunması için devletin sınırlandırılması gerekmektedir(Türköne, 2008).

Sosyalizm kapitalizme bir tepki niteliğindedir. Bu nedenle liberalizmle sosyalizmin öğeleri tezat teşkil etmektedir. Sosyalizmin öğeleri topluluk, kardeşlik, sosyal eşitlik, ihtiyaç, sosyal sınıf ve ortak mülkiyettir. Sosyalizm özünde bireyin kendini ancak sosyal bir bütünün ya da topluluğun içinde gerçekleştirebileceği esasına dayanır. İnsanlar bir topluluğun üyesi olduklarından birbirlerine kardeşlik duygusuyla bağlıdırlar. İnsani değerlerin ve toplumsal bağın korunması için fırsat eşitliği değil de sosyal eşitlik gözetilmelidir. Sosyal eşitlik nedeniyle kaynak dağılımı liyakate göre değil temel ihtiyaçların tatminine göre yapılır. Sosyalizm sosyal olayları sınıfsal analizlerle izah etmektedir ve baskı altındaki işçi sınıfı toplumsal değişimi sağlayacak olan güçtür. Liberalizmin ön plana çıkardığı bireysel mülkiyet sömürünün araçlarından biridir. Eşitlik ve kardeşlik ilkelerine uygun olarak ortak mülkiyet dayalı bir sistem daha uygundur(Türköne, 2008).

Şimdi İslam ekonomisinin öğelerini belirtip bunların liberalizm ve sosyalizmle olan ilişkisini inceleyelim.

 

 3.1.      Tevhit ve Kardeşlik

İslam, bireyin Allah ile olan ilişkisinin ışığında bireye diğer bireylere nasıl davranması gerektiğini ve onlarla nasıl iş yapacağını öğretir. İktisadi faaliyetlerin arkasında da sosyal adalet yatmaktadır. Sosyal adaleti anlama ve dağıtma yetkisi de Kuran bilgisinden ve uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Buradan yola çıkarak “Tevhit ve Kardeşlik” Allah’a karşı olan görevlerimizle diğer bireylere olan görevlerimizi birleştirmektedir. Yani bu öğe eşitliği ve işbirliğini birleştirmektedir(Choudhury, 1983). Nisa suresinin ilk ayetinde “ Ey bütün insan kümeleri! Sizleri bir tek nefisten yaratan sonra ondan eşini yaratıp da ikisinden birçok erkekler ve dişiler üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. O Allah’a karşı gelmekten sakının ki, siz, O’nun ve o rahimlerin hürmetine birbirinize isteklerde bulunursunuz. Çünkü Allah, üzerinizde gözcü bulunuyor” denmektedir. Yine Kuran’da Allah’ın yerin ve göğün tek sahibi ve yaratıcısı olduğu ve insanoğlunu ona kulluk etsin diye yarattığı belirtilmektedir. Allah kullarına onun kaynaklarının kullanımı ve dağıtımı konusunda güvenmiştir. Bu öğenin sonuçlarından biri faizin yasaklanmasıdır. Kardeşliğin tesisi için faizin var olmaması gerekir. Faiz sadece para ile ifade edilmemektedir. Hem verilen paradan fazla para istemek hem de verilen maldan fazla mal istemek yasaklanmıştır. Zaten kulun Allah’a ait olanı başka bir kula faiz karşılığı vermesi tevhit ile çelişmektedir.

Kapitalizm, faizi üretim kaynaklarından biri olan sermayenin getirisi ya da borçlanmanın maliyeti olarak değerlendirmektedir. Aslında kapitalizm esaslı neoklasik teoriler bile faizin kötü olduğunu göstermektedir. Yükselen faizler yatırımcıların borçlanma maliyetlerini arttırdığından üretim yatırımları düşmekte ve karları düşen üreticiler de işçi ücretlerini düşürmekte ya da işçi çıkarmaktadır. Bu da işsizliği arttırmaktadır. Sosyalizm ise bu noktada İslam ekonomisi ile paralellik arz etmektedir. Üretim faktörlerinin getirilerinden sadece ücrete yer vardır ve kar, rant ve faize sosyalizmde yer yoktur.

3.2.      Çalışma ve Verimlilik

İşçinin ücreti yaptığı işin niteliğine ve miktarına oranla verilmelidir. İslam, icra edilen işler arasında nitelik farkı olduğu esasıyla farklı meslekler arasındaki ücret farklılıklarını uygun görmektedir. İşverenin en önemli görevi işçisinin ücretini zamanında vermesidir. Hazreti Muhammed, “İşçinin ücretini alnındaki teri kurumadan veriniz” ve “Ben kıyamette üç kişinin hasmıyım. Bana söz verip sonra sözünden dönen kimse, hür birisini satıp parasını yiyen ve işçiyi çalıştırıp ücretini vermeyen kimse” demiştir. İşverenin dikkat etmesi gereken diğer hususlar da işyerinin sağlık koşullarına uygun olması, işçinin dinlenme ve izin hakkının olması ve işçinin tazminat hakkının olmasıdır. İşçinin yükümlülükleri ise belirli bir süre fiilen çalışmak, işverene ait eşyaları korumak, anlaşma şartlarında belirtilenlere uymak ve işini iyi yapmaktır(Armağan, 1991). İşçi açısından baktığımızda sendikaların bir sakıncası yoktur çünkü sendikaların gayeleri kötü işverenlere karşı işçi haklarını savunmaktır. Ancak işçilerin greve gitmesi uygun değildir. Grev, sözleşmede belirtilenin dışına çıkmaktır; işvereni rızası olmadığı şeye zorlamaktır ki İslam hukukunda anlaşma karşılıklı rıza ile olur; işçiler grev zamanı para isterler ki çalışmadan para almak İslam’a uymaz; işverenin zararı mevzu bahistir.

Verimlilik açısından modern iktisadın dışında bir tanım yapılmıştır. Bunun nedeni işçi ve işverenin faydalarının modern iktisattan farklı tanımlanmasıdır. İşçi sadece emeği karşılığı aldığı ücretle değil işverene sağladığı getiriden de fayda sağlar. Benzer şekilde işveren de sadece sağladığı kardan değil işçilere adil dağıttığı ücretlerden de fayda sağlar. Verim açısından önemli bir uygulama israfın yasaklanmasıdır. Bu yasağa üretim kaynaklarının da israfı dâhildir. Herkes yaptığı işi en iyi şekilde yerine getirmekle mükelleftir(Choudhury,1983).

İslam ekonomisi bireysel mülkiyete karşı değildir, ama birey elindeki mülkün Allah’a ait olduğunu unutmamalıdır. Ahmet Tabakoğlu, “İslami davranış rasyonalitesi”ni tüm önlemleri aldıktan sonra Allah’a tevekkül etmek ve işlerinde Allah rızası düsturuyla hareket etmek olarak tanımlamıştır(Tabakoğlu, 1996). Nur suresinin 38. Ayetinde geçtiği üzere iktisadi faaliyetleri insanı Allah’ı anmaktan, namazını kılmaktan, zekât vermekten alıkoymamalıdır. Yani birey elindeki malın derdine düşüp asıl var oluş nedenini unutmamalıdır. Enfal suresinin 28. Ayetinde “Şurasını iyi biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır” denmektedir. Esen(2000)’de geçen bir örnek Müslüman bir satıcının özelliğini şöyle belirtmektedir:

…talep fazlalığına karşı piyasada mal yokluğu laik bir toplumda kaçınılmaz bir şekilde karaborsacılığı doğuracak iken, Müslüman bir toplumda ise İslami değerlerin bir gereği olarak gelişmeler farklı bir yönde cereyan edecektir. Müslüman bir satıcı İslam’ın getirdiği “kâr haddi” gereği yüksek talebe rağmen fiyatları artırmayacak makul bir fiyat politikasına devam edecektir.

İslam ekonomisinde üç tür özel şirket tanımlanmaktadır: Müdarebe(emek-sermaye şirketi), Müzaraa(ortaklardan biri toprak diğer tarafta çalışmasını sermaye olarak ortaya koyar) ve Müsakaat(bir tarafın ağaç verdiği diğer tarafında ağaçların terbiyesini üstlendiği ortaklıktır). Bu şirket yapılarından en önemlisi “müdarebe”dir. Müdarebe kurumunda faiz, kar payı ile yer değiştirmektedir. İslami bankacılığın esasında bu kurum yatmaktadır(Armağan, 1991).

İsraf konusuna biraz daha ayrıntılı bakmak gerekmektedir. Aşırı tüketim ya da müsriflik ve lüks tüketimi men edilmiştir. İslam ekonomisinin yatırım-tüketim ilişkisi üç ana noktayla belirlenmektedir. İlkin tüketim önceliği yaşamın ana gerekliliklerine verilmelidir. Âlimlerin ortak görüşü israfa yol açtığı gerekçesiyle lüks mal üretim ve tüketiminin yasaklanmasıdır. İkinci olarak herhangi bir ürünün aşırı üretim ve tüketimi de tavsiye edilmemektedir. Bu da üretim kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Son olarak da reel yatırıma dönüşecek tasarruf toplumun üretim imkânlarını arttıracağından teşvik edilmektedir(Choudhury,1983).

Kapitalizm özel teşebbüsün teşvik edilmesi hususunda İslam ile uyuşmaktadır. Ancak girişimcilerin itici gücünü kar olarak kabul ettiğinden İslam ile çelişmektedir. Kar odaklı girişimci sosyal sorunlara yol açacaktır. İlaveten kapitalist modellerin odağında faiz yer almaktadır. Sosyalist düşünce ise faizi kaldırsa da faizle beraber mülkiyeti de kaldırmaktadır. Oysa İslam’da mülkiyet aile ile bağdaştırılmaktadır ve mülkiyetin kalkması aile kurumunu zedelemektedir. İslam şans oyunlarını da yasaklarken diğer iki sistemde böyle bir yasak yoktur. İslam’a göre kazanç meşakkatli olmak, alın teri ve emek karşılığında elde edilmek zorundadır. Emek, İslam’da mukaddestir.

3.3.      Dağıtımda Eşitlik

İslam ekonomisi gelir dağılımına çok önem vermektedir. Geliri yeniden dağıtmak amacıyla kullanılan temel milli gelir ve transfer ödemeleri araçları zekât(nisab denen belirli bir düzeyin üzerindeki servetten alınan vergi), sadaka(gönüllü yardım), ganimet(savaş ganimetleri), haraç(savaş boyunca topraktan alınan vergi) ve öşürdür(tahıldan alınan vergi). Kuran’da gelirlerin nasıl dağıtılacağına dair direkt bilgi yoktur ama bu bilgiler fıkıh ve hadisler yoluyla elde edilmiştir. Örneğin ganimetin beşte dördü savaşan askerlere beşte biri de sosyal destek programlarında kullanılmak üzere devlet hazinesine aktarılmaktadır. Benzer şekilde zekât, nisab düzeyinin üzerindeki gelirin %2,5 oranı kadardır. Zekât ile zenginlere fakirlerin temel ihtiyaçlarını giderme görevi yüklenmiştir. Sosyal adalet ve “tevhit ve kardeşlik” açısından bu politikalar önem arz etmektedirler. İslam’da çalıştığınızın karşılığını alırsınız esası vardır ancak çalışamaz durumda olanlar ya da iş arayıp da bulamayanlar için bu esas geçerli değildir. Bu nedenle İslam ekonomisi, tüm bireylerin fert fert temel ihtiyaçlarının tamamını garantilemek için çalışmanın ve mülk edinmenin mübahlığına ilaveten başka hükümler de koymuştur. Bu şekilde bütün bireylerin temel ihtiyaçlarını doyurmayı garantilemesinin yanında yapılabilecek en üst düzeyde lüks ihtiyaçlarını doyurma imkânını sağlayabilecek şekilde ülkedeki servetin bütün tebaaya dağılımı da garantilenmiş olur.

İhtiyaçlar ikiye ayrılmaktadır: Tebaadan her birinin temel ihtiyaçları ve tebaanın bir bütün olarak ihtiyaçları. Her bireyin ihtiyacı yiyecek, giyecek ve mesken olarak belirlenmiştir. Tebaanın bütün olarak ihtiyaçları ise güvenlik, sağlık ve eğitim olarak belirlenmiştir. Güvenlik ve sağlığın temel ihtiyaçlar oldukları “Kim yaşadığı ortamda güvenli bir şekilde sabahlarsa, sağlığı yerinde olursa ve de yanında günlük yiyeceği bulunursa sanki dünyaya sahip olmuş olur” hadisinden anlaşılmaktadır. Eğitimin önemi ise “Allah’ın beni ilim ve hidayetle göndermesi, kendisi ile birçok bitkinin ve otun yetiştiği toprağa düşen yağmur gibidir. Kuru topraklarda su toplandı ve Allah o su ile insanları faydalandırdı. İnsanlar ondan içtiler, suladılar ve ektiler. Diğer bir kısım toprak ise ne suyu tuttu ne de orada bitki yetişti. Yağan yağmuru tutan ve üzerinde bitkiler büyüyen, insanların o sudan faydalanmasına imkân tanıyan toprak, Allah’ın dinini anlayan, ondan faydalanan ve Allah’ın beni kendisi ile gönderdiği ilmi öğrenen ve öğreten gibidir. Diğeri de kendisi ile gönderildiğim Allah’ın hidayetini kabul etmeyen kimse gibidir” hadisinden anlaşılmaktadır. Tebaanın ihtiyaçlarına cevap olmak idarecilerin vazifesidir. Bireylerin ihtiyaçlarının karşılanmasında da belirttiğimiz yeniden dağılım araçlarından yararlanılmaktadır. Buradaki en önemli husus ise yardımı kimin alacağıdır. Bu duruma örnek teşkil etmesi açısından zekâtın kimlere dağıtıldığına bakalım: fakirlere, ihtiyaç sahiplerine, İslam propagandasına, kölelerin kurtarılmasına, borcu olanlara, yolculara, emekleri nedeniyle zekâtı toplayan ve dağıtan görevlilere ve yardımı gerektiren diğer soylu nedenlere.

Kapitalizmin etkinlik anlayışı olan Pareto etkinliği ile eşitlik arasında negatif yönlü bir ilişki var olabilmektedir ki günümüze kadar bu ihtimal hep gerçekleşti. Etkinliği arttırmak için eşitlikten olmak İslam ekonomisine uymamaktadır. Diğer taraftan sosyalizmin herkesi eşit yapma ideali de İslam’ın hakkaniyet ve eşitlik anlayışına tezattır. Birey emeğinin karşılığını almalıdır. Öte yandan herkesi aynı yapmak da etkinlik kaybına yol açacağından israfa neden olmaktadır. Hem, sosyalizmin öngördüğü gibi üretim araçlarında eşitliği sağlamak bireylerin hayatlarını garanti altına almaz, hayatlarını ucuzlaştırır. İslam, bireylerin temel ihtiyaçlarını garanti altına almayı ne sistemi daha kuvvetli hale getirmek ne de sistemin açıklarını kapatmak için yapmaktadır. İhtiyaçları garantilemekten kasıt kapitalizm ve sosyalizmin yaptığı gibi belirli gruplara kaynak tahsisi yapıp diğerlerine yapmamak da değildir. Bu uygulama İslam ekonomisinin dayandığı hükümlerden kaynaklanmaktadır.

 

4.         Referanslar

Armağan, S.(1991). “Ana Hatlarıyla İslam Ekonomisi”. Timaş Yayınları, İstanbul.

Choudhury, M.A.(1983). “Principles of İslamic Economics”. Middle Eastern Studies, 19:1,pp 93-103.

El-Ashker, A. and Wilson, R.(2006). “Islamic Economics: A Short History”. Themes in Islamic Studies Volume 3, BRILL. Boston, USA.

Esen, B.(2000). “İslam ve Ekonomik İnsan”. Haksöz Dergisi, 110.

Eskicioğlu, O.(1999). “İslam ve Ekonomi”. Anadolu Yayınları, İzmir.

Mortazavi, S.(2004a). “Islamic Economics: A Solution for Environmental Protection”. Working paper at Humbold State University.

Mortazavi, S.(2004b). “Political Economy of Islam”. Lecture notes at Humboldt State University.

North, D.C.(1990). “An Introduction to Institutions and Institutional Change”,  Institutions, Instutional Change and Economic Performance, Cambridge University Press.

Rosser Jr, B.J.(1993). “Belief: Its Role in Economic Thought and Action”. American Journal of Economics and Sociology, 52:3, pp 355-368.

Tabakoğlu, A.(1996). “İslam ve Ekonomik Hayat”. DİB Yayınları, Ankara.

Türköne, M.(2008). “Siyaset”. Lotus Yayınevi, Ankara.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.