İktisat Mezununun Kariyer Telaşı

kariyer telaşı

Bu yazıyı okuyacak olanları uyarmalıyım. Bu yazının yazarı, lisans eğitimini daha yeni tamamlamış, ağzı laf yapan, bilim insanının üç aşamalı evrim sürecinin henüz birinci aşamasında (bilimsel köle  – bilim adamcığı – bilim adamı), Ferrari motoru takılmış Şahin havasında, 85 model biridir. Okuyacaklarınızı lütfen bu bilgiler ışığında değerlendiriniz sevgili okurum.

Nedir bu yazıda anlatmaya çalışacağım? Lisans eğitimine devam eden ya da lisans eğitimini tamamlamış bir iktisatçı adayının, kariyer konusunda kesin deyişlerde bulunmasının mavra atmaktan öteye gidemeyeceğini anlatacağım.

Başarılı olmak üzerine yazılmış kişisel gelişim kitaplarının neredeyse tümü aynı teranelerle doludur. Hep şöyle başlar hikâye: Kişi önce kendini bilmeli. Tam bu noktada çekerim isyan bayraklarını: Yahu kendini bilen adam zaten tayr halindedir ve ihtiyaç duyar mı hiç bu kitaplara? Kitapların ilerleyen kısımları, Cem Yılmaz’ın Hintli guruları makaraya sardığı “Her şey içimizde” kalıbı tadındadır. Her şey içimde de batak atmaktan ve sınav vakitleri sınava hazırlanmaktan dolayı içimi açacak zamanım olmadı. İstisnai durumlar hariç, lisans talebeleri “kendini arayan adam” modunda değildir. Öğrencinin, batak atmak, her türlü ortamda muhabbete dalmak, sevgili aramak, bulunan sevgiliyle takılmak, konserlere gitmek ve sınav öncesi sınava çalışmak gibi önemli işleri vardır. Bu yoğunluğun içinde, öğrencinin kendi içine yönelmesini bekleyemeyiz, değil mi?

İktisat bölümünde geçirdiğin süre ≥ 4 diyelim. Bu süreci azıcık da olsa iktisat öğrenerek ve en değerli üretim kaynağımız olan zamanın seri katili olarak geçirdiğini düşünelim. Eğer babadan torpilli değilsen, hoş geldin ‘Yusuf Yusuf’ hali. Arkadaşlar arasında geçen muhabbetler şöyledir bu zamanlarda: “Abi, bir yere kapak atmam lazım yoksa durum vahim!”, “Babam, iktisat okuyup işsiz mi kalacaksın demişti. Sanırım adam haklı çıkacak.”, “Bu sene ÖSYM’yi zengin ettik. Ne sınav varsa giriyorum: ALES, ÜDS, KPSS, KPDS. Sonu ‘S’ ile biten diğer tüm alternatiflere de talibim.”… Bu muhabbet şeklinin ikinci aşamasında ise mevzular farklı bir eksen üzerinde şekillenmeye başlar. Konuşulanlar artık şöyledir: “X Bankası, uzman yardımcılığı kadrosu ilanı vermiş.”, “Özel sektörde bin lira ile işe başlayacağıma kral gibi uzman yardımcısı ya da müfettiş yardımcısı olurum daha iyi!”, “Filanca çocuk kaymakamlığı kazanmış. Biz de şans yok ki!”, “En kötü ihtimalle şu üniversitede yüksek lisansa başlarım.”… Akademik kariyerin stepne olarak görüldüğü tek ülke de bizizdir belki ya bu da ayrı bir yazının konusu olsun.

Sevgili mezun adayı başı dönmüş koyun modundadır ve bizim toplumda da çoban köpeği rolünü icra edecek bir sürü merci vardır. Yönlendiricilerin bolluğu ve öğrencinin çaresizliği durumun vahametini daha da arttırır. Sonunda öğrenci, baba ocağında, içinde bulunduğu durumdan hızlıca kurtulmasını sağlayacak senaryolar tasarlarken bulur kendini. Türk gençlerinin riskten kaçan ve sözde garanti işlere iştah besleyen yapısının arkasındaki evrimsel gerçek bence budur. Kendini bu pozisyonda bulmak istemeyen geleceğin mezun adayları, “Büyüyünce ne olacağım?” sorusuna cevap aramayı bırakır ve tez yoldan memur olmayı yaşamın ana amacı seviyesine yükseltir. Bu nedenle, alacağınız herhangi bir örneklemden çizginin dışındaki istisnaları çıkardığınızda geriye kalanlar için, t sonsuza giderken iktisat mezunu memurdur (Sadece devlet kadrolarında çalışanları değil bankalarda istihdam edilenleri de sayıyorum).

Kendi bakış açımla olması gerekeni anlatayım. Taze bir iktisat mezununa, nereden mezun olduğu fark etmeksizin 1500 liradan fazla maaş vermem şayet işveren olsaydım. Çünkü mezun kişi, iş yapma adına lise mezunundan farksızdır. Ancak, aşina olduğu kavramların reel hayattaki kullanımına hızlıca aşina olma gibi bir meziyeti vardır. Tam bu noktada, mezun kişinin, bu meziyetini kullanarak bir ustanın yanında pişmesini önereceğim. Planlama yaparken sadece içinde bulunduğumuz zamanı hesaba katmak gibi bir gaflette bulunuruz genellikle. Oysa getiriyi hesaplarken gelecekte beklenen getirilerin bugünkü değerini hesaplayıp, bu değerler arasında mukayeseye gitmeliyizdir. Şu anda çulsuzken ve hâlâ baba cebine el uzatırken, ömür boyu sürecek bir 2000 lira aylık bizim için mükemmel fırsat olarak görünür. Oysa iki üç yıl 800 liraya talim etmek 10000 liraya gebe olabilir. İki üç yılın hayatımızdaki payı o kadar da fazla değildir. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım” sözlerini duyar gibiyim. Öğrenen olarak geçireceğiniz yıllar size 10000 lira getirmese bile işinizi iyi yapmayı öğrenip, entelektüel birikiminizi arttırabilirsiniz. Muhasebeyi doğru yapmak lazım.

Kariyer konusundan bahsedeceğim dedim, ama daha kariyer namına pek bir şeye değinmedim. Size en uygun olanı seçmek için iki araca ihtiyacınız var. Birincisi, kişisel gelişim kitaplarının da dediği gibi kendinizi az da olsa tanımalısınız. Lisans yılları kendinizi tanımak için çok uygun bir ortam sunar sizlere, ama değerlendirmeyi bilene. İkincisi ise elinizdeki alternatiflerin olası getirilerini bilmeniz gerektiğidir. Eğer önünüzde üç alternatif kariyer varsa ve bu kariyerlerin size neler getireceğini biliyorsanız, kendinizi tanıdığınız varsayımı altında doğru seçimi yapabilirsiniz. Oysa mezun durumundakiler, farklı yolların neler getirebileceğini hiç araştırmadan, ben bu olacağım kesinliğinde, direkt yürümeye başlarlar karşılarına çıkan ilk yolda. Aslında kendilerine uygun olmayan işlerde çalışan gençlerin çokluğu, çalışma konusundaki yüksek memnuniyetsizliğin asıl sebebidir. İleride mutsuz bir birey olmak istemiyorsan iki üç yılını risk alarak geçir ve farklı işlerde çalış. Bu süreçte kendini tanımaya çalışmayı da boşlama lütfen.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.