Kurum Kavramı Üzerine

kurum kavramı üzerine

Ekonomik gerçekleri görmenizi sağlayacak bir gözlük takıp sağa sola bakmaya başladığınızda bir yanda bir hamburgere 160 USD veren Manhattan sakinlerini, diğer bir yanda günde 1 USD harcayamayan Afrika sakinlerini; bir yanda yoksulluğu, diğer bir yanda israfı; bir yanda gelişmişleri, bir yanda gelişmekte olanları ve diğer bir yanda da gelişmemişleri; her yanda ise eşitsizliği görürsünüz. Bu gözlemden sonra aklınıza şöyle sorular gelir: “ Bazıları ekonomik açıdan bu kadar gelişebilmişken diğer bazıları nasıl bu kadar kötü olabiliyor? Ülkeler arasındaki bu ekonomik uçurumları sebepleri nelerdir? Farklılıkların temelinde neler yatmaktadır?”. Yıllardır bu sorulara cevap aranıyor ve çeşitli teoriler öne sürülüyor. Son on yılda parlayan kalkınma fikri ise kurumsalcı yaklaşımınkidir. Aslında kurumların ekonomideki rolüne yönelik çalışmalar Hobbes, Smith, Commons ve Veblen’e dayanacak kadar eskidir. Yakın zamanda Coase ve North gibi büyük sosyal bilimciler kurumsal iktisada katkıları nedeniyle Nobel’e layık görülmüştür, ama son on yılda kurumsalcı yaklaşımın parlamasının arkasında Acemoğlu, Rodrik, Shleifer gibi isimlerin çalışmaları yatmaktadır. Bu yazıda öncelikle kurum kavramına North’un yaklaşımı incelenecek ve ardından kurumlar ile kalkınma arasındaki ilişkiye değinilecektir.

North, Kurumlar ve Kurumsal Değişim

Sosyolojik bir olgu olan “kurum” kelimesi, toplulukların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını ve geleneklerini ifade eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Douglass C. North (1990) ise kurum kavramını şöyle tanımlamaktadır: “ Kurumlar, bir toplumda oynanan oyunun kurallarıdır; daha resmi bir anlatımla, insanlar arasındaki ilişkileri biçimlendiren, insanların getirdiği kısıtlamalardır”. Yukarıda belirtilen sorulara yanıt bulabilmek için tarihsel değişimi anlamak gerekmektedir ve North, toplumların zaman içindeki gelişimlerini şekillendirdiği için kurumsal değişimin tarihsel değişimi anlamanın bir anahtarı olduğunu belirtmiştir.

Kurumlar, rutin yaşantılarımızı sürdürmemizi kolaylaştıran ana etmendir. Kendisi gibi olan milyonlarcası ile nasıl yaşayacağı konusunda belirsizlikler içinde yaşayan bireye bir aydınlanma aracı olarak yardımcı olur bir bakıma. Hayatımıza kurallar koyarak içinde olduğumuz belirsizlik ortamından kurtarır bizi ve bireyler arası etkileşimde bir rehber vazifesi görür. Bir toplumda kimi bireyler trafikte sağdan ilerlemeyi ve diğerleri de soldan ilerlemeyi isterse karmaşa doğacaktır, oysa bulunduğumuz toplumda trafik akışının hangi yönden olacağını biliriz. Mesela, Türkiye için trafik akışının sağdan olduğunu bilen birey, İngiltere’ye gittiğinde akışın aksi yönde olacağının da farkındadır. Bu durum Türkiye ve İngiltere arasındaki kurumsal farklılığa basit bir örnektir.

Kurumlar resmi olabileceği gibi gayri resmi de olabilirler. Futboldan örnek vermek gerekirse, ofsayt sonradan oluşturulmuş resmi bir kuraldır, oysa bir oyuncunun rakip oyuncuyu sakatlayacak bir hareket yapmaması gerektiği yazılı bir kural değildir ve adına centilmenlik denen bu yazılı olmayan kural bireyin benliğinde vardır. Anayasalar bireyler arası etkileşimi ve toplu yaşamı kolaylaştırmak için sonradan oluşturulmuş, değiştirilmiş kurallardır. Geleneklerimiz, inançlarımız ise tarihle beraber süregelmiş kurumlarımıza örnek teşkil etmektedirler.

Kurumların işlevleri açısından çok önemli bir nokta, hangi durumların mevcut kurumların ihlalini belirleyeceğinin ve bu durumlarda verilecek cezaların kesinleştirilmesidir. Alkollü araç kullanmak kaza ihtimalini ve dolayısıyla toplumsal refahın azalması ihtimalini arttırmaktadır. Bu durumun kötü olduğu aşikârdır. Böyle bir durumun tezahür etmemesi için öncelikle alkollü araç kullanmanın bir kural ihlali olduğu belirlenmeli ve ardından böyle bir kural ihlaline verilecek ceza bu suçun işlenmesini caydırıcı nitelikte olmalıdır. Ekonomiden örnek verecek olursak, tröstlerin varlığı tüketiciler açısından kötüdür ve bu nedenle antitröst politikalar üretilmektedir.

North’un değindiği diğer bir önemli nokta da kurumlar ile örgütler arasındaki farklılıklardır. Örgütler, ortak bir hedefi gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelmiş bireylerden oluşan gruplardır. Örgütlerin nasıl oluştuğu ve nasıl gelişecekleri kurumsal çerçevenin yapısından etkilenir. Buna karşılık örgütler de kurumsal çerçevenin gelişimini etkilerler. Kurallar, oynanan oyunun şeklini tanımlarlar. Bir örgütün amacı ise bu kurallar çerçevesinde resmi ya da gayri resmi yollardan oynanan oyunu kazanmaktır. Kısacası, örgütler kurumların koyduğu sınırlamalar çerçevesinde bir amaca hizmet için oluşturulurlar ve hedeflerini gerçekleştirme amaçları açısından kurumsal değişimin önemli uygulayıcısıdırlar.

Kurumlar ve İktisadi Kalkınma

Bir zamanlar tüm insanlar aynı koşullarda yaşıyordu. Hepimizin kökü ilkel, avcılık ve toplayıcılıkla yaşayan, kabilelere dayanıyor. Şimdiye baktığımızda ise farklılıklardan oluşan bir dünya ile karşı karşıyayız. Toplumlar nasıl farklılaştılar? North, bu soruya kurumsal farklılıklar ile yanıt veriyor. North’un cevabına matematiksel temeller kazandırmak ise Acemoğlu ve arkadaşlarına nasip oldu. Amerika’ya yerleşen kolonilerin ölüm oranlarını günümüz yönetişim farklılıklarını izah etmek için bir araç olarak kullandılar. Çalışmaları sonucunda ölüm oranlarının yüksek olduğu kolonilerde iyi kurumların oluşmadığını tespit ettiler ve buna neden olarak da yaşamaya daha müsait bulunan yerlere daha iyi kurumların inşa edildiğini öne sürdüler. Afrika’daki sömürge topraklara baktığımızda o topraklarda inşa edilen kurumların, sömürgecinin amacı sadece sömürmek olduğundan dolayı kötü olduğunu görüyoruz. Diğer bir taraftan günümüz ABD topraklarına yerleşen öncü topluluklar gelecek için yerleştikleri topraklarda iyi kurumsal temeller atmışlardır. Kurumların kalkınmanın temeli olduğu fikrine karşı olarak Sachs ve Diamond gibi akademisyenlerin öne sürdüğü, coğrafi koşulların kalkınmayı beraberinde getirdiği fikri ardır, ama coğrafi üstünlüklerin iyi kurumlarla desteklenmesi gerekliliği de aşikârdır.

Gelişmemiş ülkelerle gelişmekte olanlara kalkınabilmeleri için akıl vermek de popüler bir uğraştır. Kimilerine göre gelişmiş ülkelerde uygulanan politikaları alıp gelişmemişlere uygulamak bir çözüm yoludur, ama Rodrik bunu kabul etmemektedir. Rodrik’e göre önceden hazırlanmış kurallar ile iyi sonuçlara varmayı ummak yerine her ülke kendi denemesini yapmalı ve kendisi için en uygun olanı bulmalıdır. Rodrik, Çin ve Kore’nin kalkınmada gösterdiği başarının tamamen bu yolla olduğunu öne sürmektedir. Ülkeler arasındaki sosyal yapı farklılıklarının, kalkınmak için tek hap fikrini biraz zorladığı görülebilir.

Sonuç

Kurumlar ekonomik performansı etkilerler ve ekonomilerin zaman içinde farklı performanslar sergilemeleri de kurumsal gelişimden etkilenir. Doğal kaynak zengini S.Arabistan ve Kuveyt gibi ülkelere baktığımızda o kadar da kalkınmış olmadıklarını görüyoruz. Tıpkı Rodrik’in belirttiği gibi, coğrafi şartların ve doğal kaynakların kalkınmayı uzun vadede kurumlar ve sonrasında belirlenen makro politikalarla etkilediği söylenebilir (Aysan, 2007). Kurumların kalkınma için önemi belli olduğundan sıra şu soruya geliyor: “İyi kurum nedir ve nasıl iyi kurumlar inşa edilebilir?”.

Referanslar

1 Douglass C. North (1990); “An Introduction to Institutions and Institutional Change”, Çev. Bernur Açıkgöz, Institutions, Instutional Change and Economic Performance, Cambridge University Press.

2 Mesut Sağnak(2005); “Örgüt ve Yönetimde Değerlerin Önemi”, Milli Eğitim, S. 166. Online sürümü için bknz: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/166/index3-sagnak.htm

3 Ahmet Faruk Aysan(2007); “Yönetişim ve Kurumlar Kavramlarının İktisat Literatüründeki Yükselişi Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslar arası Ekonomi ve Dış Ticaret Politikaları, sf. 27-52.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.