Müziğin pornostarları

Ben pornoyu severim. Beni kışkırtan, kızdıran, heyecanlandıran, dürten şeylerden kendimi alamam. Belli ki birçok insan benimle aynı fikirde ki porno sektörü (bacasız endüstri) bunca yıldır dimdik ayakta ve giderek de büyüyor. Pornostarlar hayallerdeki gerçekliği gerçekmiş gibi gösteren kandırıkçılardır. İclal Aydın gibi söyleyecek olursak, porno büyüklere masaldır.

Nasıl pornoda sekse seyirci kalıyorsak, pornostarların konserlerinde de müziğe seyirci kalıyoruz. Onu duyamıyoruz yahut dinlemeye değer bulmuyoruz çünkü her star kitlelerin ilgisine taliptir. İlgi çekmenin düzayağı ise kösnüdür. Para ve cinsel haz hayatlarımızdaki en kuvvetli iki kutup olduğu için vaatler de hep bu mecralar üzerinden geçiyor. Siyasetçi para vaadiyle, starlar ise cinsel haz vaadiyle yaşıyorlar. ‘Star’ yaftasını yalnızca popüler müzik türleri cenderesinde sıkışan müzisyenlere yapıştırmıyorum. Farklı kulvardaki birçok müzisyen star olabilir. Her ne kadar hayranlarınca star diye yaftalanmasa da ( derviş, ermiş, usta daha revaçta ) Erkan Oğur da bir stardır ne yazık ki. Sahneye çıktığında kendisinden beklenenlerin farkındadır ve bekleneni önünde sonunda verecektir. Herkesçe bilinen bir eser seslendirmeden sahneden inebilir mi Fazıl Say? Ya kendi yorumuyla Türk Marşı çalacaktır, ya Kara Toprak çalacaktır ya da herkesin ‘bir yerlerde daha önceden duyduğu’  bir müziği çalacaktır. Halbuki kalbur üstü starları star yapan bekleneni vermemeleridir. Bir zamanlar bekleneni vermedikleri için dikkat çekmişler, kimileri kalabalığın ilgisini çekmeyi hep başarmış, kimileriyse küçük bir kesimce izlenmiş. Kalabalığın burun kıvırdığı kişiler hep ilgimi çektiler çünkü herkes benimle aynı fikirdeyse yanılıyorumdur hissine kapılmadan edemem. Bir nevi münzevi olarak gördüklerimin peşinden gitmeyi yeğlerim. Münzeviler çünkü etraflarını çevirenlerden kendini yalıtmayı başarabiliyorlar. Onları yok saymak pahasına da olsa kendi beklentilerine eğilenlere, onların bu acaip derişimine hayran oluyorum. Seksten daha ilginç şeyler keşfedebilen herkese hayran olurum ben. Neyse, beklentiler diyorduk. Ornette Coleman’dan önce hangi dinleyici tamamiyle kuralsız ve kalıpsız bir doğaçlama beklentisiyle konsere giderdi? Ya da Schoenberg’den önce kim bir klasik müzik konserinde uyumsuz ( dissonant ) sesler duymayı beklerdi? Mutlaka bu beklenti içinde olan küçük bir kitle vardı ve hep oldu, umarım hep de olacak. Tüm bu sancılar, yeni sesler, anlamsız bulunan cümleler, denemeler onlar içindi. Gerisi fasa fiso, kuru kalabalık.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Fatih Vural

Yazar Hakkında Fatih Vural

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde lisans eğitimini, aynı fakültenin Periodontoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Yirmi küsür yıldır müzikle uğraşıyor. Türlü gruplarda gitar ve kontrbas çaldı. Üç ciltten mürekkeb Türkiye’nin Ağaçları Ansiklopedisi’ni yazdı. Yayımlatmayı başaramadı. Şu sıralar kutuphanekolu.com, epirafsozluk.com ve Türkiye’deki kahverengi levhaların yekûnunu kaydetmeyi hedefleyen kahverengilevha.com ile meşgul.