Yapısal Dönüşüm ve İktisadi Kalkınma veya Jonathan Swift’ten Zenon’a, Zenon’dan Dani Rodrik’e

Konuk Yazar: Eray Yücel, TCMB

22 Aralık 2010, Çarşamba günü 14:00-19:00 arasında Türkiye Ekonomi Politikaları AraştırmaVakfı – TEPAV önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı: Merih Celasun’a Saygı Günü. Türkiye’de iktisat disiplininin –halihazırda– yedisinden yetmişine pek çok üyesini doğrudan veya dolaylı yetiştiren değerli hocam Profesör Merih Celasun’u andık. Hocanın öğrencileri, öğrencilerinin öğrencileri, öğrencilerinin öğrencilerinin henüz hoca olamamış asistanları ve asistanların öğrencileri. Bu müteakip kuşaklar aslında bundan önce de sayısız kere aynı salonda toplanmışlardı, belki farkında olmadan. Bu kuşakların her biri Merih Hoca’dan belli dönemlerde ders aldılar, Hocanın belli tespitlerini bire bir aynı şekilde duydular, notlar tuttular. Hoca’ya ödevler hazırladılar, makaleler, bazan beğenilmeyeceğini bile bile ama beğenilmese de saygı göreceğini bilerek. Bu açıdan bakınca bazı tanıdıklarıma –klişe pahasına– Hoca burada olsaydı da görseydi demekten kendimi alamadım.

Bu arada not edeyim ki, Merih Hoca’nın öğrencisi Profesör Güven Sak, nicedir düşündüğü bu etkinliği hayata geçirerek önemli bir misyon yüklenmiş oldu: Türkiye’nin geleceğini tasarlayacak üç yüz beyni her yıl buluşturmak, kaynaştırmak, mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasında aracı olmak.

Saygı Gününde, Merih Celasun’u Anma Dersi’ni Harvard Üniversitesi’nden Profesör Dani Rodrik verdi. Profesör Rodrik, dersle aynı başlığı taşıyan “Yapısal Dönüşüm ve İktisadi Kalkınma” başlıklı çalışmasına ciddi kalkınma iktisatçılarının yapısalcı olduğunu belirterek başlıyor ve yapı dikkate alınmaksızın kalkınmanın anlaşılamayacağını söylüyor. Hemen sonrasında derse esas momentumunu katacak vurgu geliyor. Buna göre:

“Kalkınmakta olan ülkeler gelişmiş ülkelerin basitçe daha küçük ölçekli versiyonları değildir. Hem nitel hem de nicel açılardan farklı ülkelerdir.” (Dani Rodrik, Yapısal Dönüşüm ve İktisadi Kalkınma, TEPAV)

Bu vurgu gerçekten de dersin halet-i ruhiyesini şekillendiriyor. Yani öyle bir epsilon yoktur ki, bir ekonomiyi oraya kadar büyütünce gelişmiş bir ülke ortaya çıksın. Benim de fikrim o yönde: yeterince büyüyen bir ekonominin sadece yeterince büyük bir ekonomi olur. O ekonominin ev sahibi coğrafyasının kendiliğinden gelişmiş ülke statüsüne yükseleceğini öngörmek rakam fetişizmi veya ölçülebilenin tiranlığından öteye geçmiyor. Not edelim: ülkeler gelişir, ekonomiler sadece büyür.

Beni ve hala okuyorsanız sizi bu satıra kadar taşıyan ise, İktisadiyat kadrosundan Ü. Barış Urhan ve Ekrem Cünedioğlu’nun Saygı Günü akşamı Profesör Rodrik’in dersi üzerine bir yazı yazmamı istemiş olmaları. İktisadiyat müdavimlerine farklı bir lezzet, biraz fikir uçuşması, belki eğlence sunmak istemiş olmalılar. Eh, madem söz verdik, istedikleri olsun.

Jonathan Swift’in “Gulliver’in Gezileri” eserini okumayan yoktur sanırım. Okumayan en azından sinema filmlerini, onları da izlemeyenler en azından animasyonlarını izlemişlerdir. Gulliver’in cüceler ülkesi Lilliput’a ve devler ülkesi Brobdingnag’a yaptığı geziler bilinenleridir. En bilinenleridir demiyorum, sadece bilinenleridir. Diğer iki geziyi (üçüncü ve dördüncü bölümler/kitaplar) çok kişi bilmez. Üçüncü kitap, “Laputa, Balnibarbi, Glubbdubdrib, Luggnagg ve Japonya’ya Gezi” ve dördüncü kitap “Houyhnhnm’lar Ülkesine Gezi” başlıklarını taşır. Cüceler ve devler ülkesi hikayeleri, o zamanın Avrupalısının “başka”larının yanında pek ala görece büyük/gelişmiş/olumlu iken “diğer başka”larının yanında pek ala görece küçük/gelişmemiş/olumsuz olanı yansıtabileceğini sunar okuyucuya. Anlayacağınız ortada Walt Disney’i alakadar eden bir materyal yok aslında. Bu durum en çok dördüncü kitapta anlaşılır hale gelir. Okumayanların okuma serüvenini rezil etmeden tavsiye ettiğim baskıyı söyleyeyim. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi yeniden basımı, hala bulunabiliyorsa tabii.

Beni Gulliver’den söz etmeye iten, bir Lilliput’lu (cüce), Gulliver ve bir Brobdingnag’lı (dev) arasındaki fiziki ölçek ilişkisi. Lafın kısası, Lilliput fiziğinin ta kendisi. Swift’in romanındaki bir cüce ortalama altı parmak, bir dev ise on iki Gulliver boyunda. Vücut orantıları ise, Gulliver’in anlatımına göre, bizimki ile aynı. Kısaca karşımızda üç boyda insan var, ait oldukları boyutsallıklar farklı, orantılar aynı. Bu durum okuyucunun kesinlikle rahatsız olmadığı, bilakis hoşlandığı bir durum. Serde bildiğimiz insanı (bizi) merkeze alan bir antropomorfizm olunca ve uzaylıları bile –hala– insan orantıları ile tasavvur etmeye alışık iken, Swift’i suçlamamak lazım.

Oysa hakikat öyle değil. Bir insanın altı parmaklık eş biçimlisini, bildiğimiz fizik dünyanın materyalleri ile belki inşa edebiliyoruz ama on iki insan boyunda bir devi edemiyoruz. Niçin mi? Çünkü orantıyı korumak adına, 12 adam boyunda 1 dev yarattığımızda, devin hacmi (ve yaklaşık olarak kütlesi, aynı yerçekimi ivmesi altında ağırlığı) 12*12*12=1728 adamın hacmi oluyor, oysa kesit alanı ancak 12*12=144 adamın kesit alanı olacak kadar büyüyor. O zaman kesit alanın birimi başına düşen yükün 12 katına çıktığını görüyoruz. Ya’ni bizim devin iskeleti işe yaramıyor, yerle yeksan, tuzla buz. Cücede ise sorun yok, cüce bildiğimiz adamdan 12 kat daha dayanıklı.

Peki bu hikayenin sonu nereye varacak? Tabii ki, Dani Rodrik’e. Hatırlatalım:

“Kalkınmakta olan ülkeler gelişmiş ülkelerin basitçe daha küçük ölçekli versiyonları değildir. Hem nitel hem de nicel açılardan farklı ülkelerdir.”

Analoji ile, orta büyüklükte bir ülkeyi kaza bu ya, hacimce 1000 katına çıkarmayı başarırsak, dayanım açısından 10 kat zayıflatmış oluyoruz. 1000 kat esprisini basitçe 10’un kübü olsun da kolay hesap yapalım diyerek seçtim.

Peki bu on kat zayıflama ne demek? İşte tam buraya ülkenin kurumsal donanımını ve gelişmişliğini yerleştiriyorum. Şayet ülkeyi bin katına çıkaracaksak, kurumsal yetkinliklerini en az on katına çıkararak işe başlamalıyız. Aksi takdirde eski kurumların yeni iktisadi aktivite hacmini taşımayacağı aşikar. Profesör Rodrik’in dersindeki yapısal dönüşüm mü, not edelim, işte o dönüşüm büyük ölçüde buraya oturuyor.

Bir de tersten düşünmeyi seven okur için not: orta büyüklükteki ülkeyi hacimce 1000 kat küçültürsek ne olur? Analojinin hatırına hiçbir şey olmaz. Kurumsal açıdan dayanıklı ve küçük bir ülke olur. Yok yahu diyenler haklı, öylesine bir analojiye bu kadar sadakat göstermek de fazla.

Kalkınma deyince tipik Anglo-Amerikan eğitimli, rakam fetişisti ve ölçülebilenin tiranlığında tebaa olmaktan öteye geçmekte hep başarısız kalmaya mahkum iktisatçının kafasında (dürüst olayım, ilk iki özellik bende de var, uygulamalı ekonometri çalışmama rağmen üçüncüden azade olma yönünde ilerlemeye çalışıyorum) önce ve belki sadece büyüme canlanır. Büyüme mi dedik, buyrun büyüyelim. Ama Zenon (veya Zeno) usulü. Zenon, paradoxlarını Parmenides’in “çoğulluk ve değişimin, algılarımızın tersine, var olmadığını ve özellikle de hareketin sadece bir illüzyondan ibaret olduğunu” desteklemek amacıyla ortaya atıyor. Paradoxların en ünlüsünde, Yunan kahramanı Akhilleus kaplumbağa ile bir yarış yapıyor. Yenilmez yarıtanrı biraz avans veriyor kaplumbağaya, hadi yüz metre diyelim. Yarış başlıyor, Akhilleus yolun yarısını aldığında kaplumbağa –daha yavaş ama– biraz önde. Arada biraz fark oluşuyor. Akhilleus bu farkı kapattığında, tabiatıyla kaplumbağa biraz daha önde. Bu böyle devam ettiğinde, Akhilleus ne zaman kaplumbağanın varmış olduğu bir noktaya varsa, hala gitmesi gereken bir mesafe kalmış oluyor. Zenon’a göre Akhilleus kaplumbağayı hiçbir zaman geçemiyor.

Hareket denilen şey meğer yanılsama imiş. Değil tabii ki, diferansiyel hesap, türev, integral denilebilir. Yok, kimse ile Elealı Zenon arasına girecek değilim. Girsem de Zenon’u tutarım. Şöyle ki, büyük ülke BB küçük ülke KK’ya kalkınmada yol göstermekte, ancak her iki ülkenin iktisatçıları ve mühendisleri, doktorları, komedyenleri ve dahi simitçileri kalkınmayı büyümekten ibaret görmektedirler. BB iktisadi olarak büyük ancak artık yavaş tempolu bir ülkedir. KK ise küçüktür ancak gereğinde çekirge gibi hareketlidir. BB yarışa KK’dan önde başlar. KK büyür ve büyür, BB’nin başlangıçtaki yerine geldiğinde, BB biraz daha ilerlemiştir. Sağolsun Zenon, KK BB’yi yakalayamaz. Ee, diferansiyel hesap filan, kim bilir?

Hadi bu Zenon’dan yürütme büyüme paradoxunu biraz şekle sokalım. Farz edelim ki, mevzu kurumsal gelişmişlik olsun. KK, BB’nin on yıl önceki kurumlarını tesis edip, kapasite inşasını tamamladığında, BB yeni bir kurumsal paradigma yaratıp, bu öğretiyi çoktan ders kitaplarını sokmuş olabilir.

Lilliput, Zenon derken noktayı koyayım. Profesör Rodrik’in dersini enine boyuna tartışmadığımı düşünenlere cevabım: hayır tartışmadım, belki sonra. Kalkınma tartışmasının boyutsallık, zamansallık ve başlangıç şartları eksenlerine vurgu yapmak daha önemliymiş gibi geldi. http://www.tepav.org.tr/merihcelasun/ adresinden ulaşabileceğiniz Profesör Rodrik dersini bu üç eksene projeksiyonları üzerinden okumanızı tavsiye ederim.

İktisadiyat’a teşekkürler.

Eray

İktisadiyat’ın notu: Bu yazı hiçbir şekilde TCMB’nin görüşünü bildirmez. Yazı tamamiyle yazarı bağlayıcı niteliktedir.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+