Ekonominin “Hokus Pokus”u: Enflasyon

Kaç televizyon programı eskittik: “Şimdi kameralarımızı semt pazarına uzatıyoruz. Bakalım halkın enflasyonu ne alemde?” diye başlayan ve mikrofonu kapanın “Vallahi evladım biz bu işten bir şey anlamadık; halimiz harap. Bak, yarım kilo kıyma bile alamıyorum” diyerek yakındığı. Oysa Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon rakamlarını açıkladığında uzmanlar “enflasyon rakamları düşük” demiyor mu? Ya da hükümet üyeleri her fırsatta üç haneli rakamların sınırlarını zorlayan enflasyon rakamlarından tek hanelere gelmenin ne büyük başarı olduğundan bahsetmiyor mu? Peki ya karikatürler? Yıllar var ki Salih Memecan’ın elinden enflasyon canavarının vatandaşı kovaladığı bir karikatür çıkmamış. E peki kardeşim; bu insanların zoru ne? Ne diye sürekli “fiyatlar yine çok arttı; yandık, bittik” diyor?

Klasik tanıma göre enflasyon, belli bir süre boyunca fiyatlar genel düzeyinde sürekli artış anlamına geliyor. Burada iki önemli nokta var. Artış hem sürekli olacak hem de belli bir süreyi kapsayacak. Şimdi herkesin aklına “o zaman enflasyonsuz ülke olur mu?” sorusu gelecek. Doğrudur; az ya da çok fiyatlar genel düzeyinde bir artış görebilirsiniz ama bunun sürekli olması başka. Örneğin bizim durumumuzda fiyat artışı hiç durmuyor. Her ay açıklanan rakam, bir önceki aya göre fiyatların ne kadar arttığını gösteriyor.

Şimdi daha yakından bakalım. Ocak ayında fiyatlar %5 arttıysa, aynı yılın Kasım ayında da fiyatların %5 arttığını duyarsanız hemen şu soru gelsin aklınıza: Peki Ocak ayından Kasım ayına ne oldu? Fiyatlar her ay %5 artarsa bunun yıllık karşılığı nedir? Ocak’ta 100 olan fiyatlar genel düzeyi Şubat’ta %5 artışla 105 olur ve bu fiyat Aralık ayında 162,88 olur. Özetle, semt pazarına alışverişe gelen Fatma teyzemizin esas sıkıntısı %5 düzeyindeki, geçen aya göre fiyatlar genel düzeyi artışı değil, %62’lik yıllık enflasyonun ta kendisi. Fatma teyze haklı olarak yakınıyor diyelim, başkaları neden sesini çıkarmıyor ?

Her yiğidin enflasyondan etkilenmesi farklı olur!
Fiyatlar genel düzeyi herkes için aynı ölçüde değişmez. TÜİK’in açıkladığı rakamlar farklı mallardan (iktisatçı ağzıyla söylersek ürün ve hizmetlerden) oluşan kuramsal bir sepetin fiyatındaki genel artışı gösterir. Bir zamanlar haber olmuştu “Listede pinpon topu var, böyle liste olur mu ?” diye. Eh, demek ki birileri ciddi miktarda pinpon topu tüketiyordu bu güzel ve bahtsız ülkemde! Bu türden haberleri bir yana bırakarak bu sepette her mala belli bir ağırlığın verildiğini, bunların sepetin fiyatındaki artışı belirlediğini söyleyebiliriz.
Şimdi düşünelim. Sizin sepetinizde 1 kilo elma, 2 ekmek, 4 yumurta, 1 gazete var. Bir başkasının sepetinde 1 kilo pirzola, 1 şişe Fransız şarabı, 1 kilo havyar, 1 kilo Anzer balı. Şimdi soralım, TÜİK’in rakamları bu iki sepet için aynı şeyi ifade eder mi ? Yanıt basit, TÜİK’in hesabında yumurtanın ağırlığı fazlaysa ilk sepetin, pirzolanın ağırlığı fazlaysa ikinci sepetin kendini açıklanan rakamlara daha yakın hissedeceği açıktır. Özetle, Fatma teyzenin sepeti fiyat artışından daha fazla etkilenir, çünkü bütçesinde ekmeğin yeri pirzolaya göre daha fazladır. Peki, bu işin tek sorumlusu sepetin içeriği diyebilir miyiz ?

1 ekmeğin nesi var 10 ekmeğin sesi var
Diyelim henüz evlendiniz. Elinize ayda 1.000 TL geçiyor. Ekmeğin fiyatı da 1TL. Tesadüfe bakın, komşunuzun aylık geliri de 1.000TL ama evleri kalabalık; çoluk çocuk gelin kaynana derken günde 10 ekmek yeniyor. Sizdeyse bir eşiniz, bir de siz ancak 2 ekmek yiyorsunuz. Komşunuzun bütçesinde ekmeğin işgal ettiği yer, size göre 5 kat fazla olacaktır. Çünkü siz ayda 60 ekmek tüketirken komşunuz 300 ekmek tüketiyor! Gelin ekmeğin fiyatını önümüzdeki ay %50 arttıralımve böylece fiyatı 1TL’den 1,5TL’ye çıksın. Şimdi ne oldu? Bu ay ekmeğe 60TL veriyorsanız gelecek ay 90TL vereceksiniz. Yani bütçenize 30TL fazladan yük binecek. Oysa komşu için bu yük, 150 TL; bundan sonra kazandığının neredeyse yarısını ekmeğe verecek.

En güncel enflasyon miti: teuro!
Avrupa Birliği 1 Ocak 2002’ de – Danimarka ve İngiltere hariç – Avro kullanımına geçtiğinde tüm Avrupa’da “fiyatlar yükseldi” paniği çıkmıştı. Budapeşte’de kaldığımız pansiyonun sahibi Şikagolu John, “Fiyatlar nasıl arttı bilemezsin! Buraların durumu zaten iyi değil. Bir de Avro’ya geçtiler, iyice fena oldu!” diyerek ekonomiye giriş dersi veriyordu. Aynı dersi almaktan bıkmış olmalı ki Hans Wolfgang Brachinger, tutmuş bu işe biraz daha yakından bakmış ve 2006’ da detaylı bir makale yazmış. Almanya örneği üzerinden giden Brachinger, Almanların Teuro diyerek dillerine doladıkları teuer-euro’ nun, yani pahalı Avro’nun peşine düşmüş ve fiyatların gerçekten artıp artmadığını incelemiş. İstatistikî bilgilere göre fiyatlar genel düzeyinde para biriminin değişikliğinden kaynaklanan kayda değer değişim olmamasına rağmen insanların bu dönemdeki algısı farklı. Çünkü bu dönemde, ortalamanın üzerinde tüketim sıklığına sahip ürün ve hizmetler, ortalamanın üzerinde bir fiyat artışıyla karşılaşmış.
Şimdi gözlerimizi kapayalım ve Fatma teyzenin hikâyesini hızlıca hatırlayalım. “Bir üründeki fiyat artışı sizin o üründen ne miktarda kullandığınıza göre değişir” demiştik, şimdi buna bir de “ne sıklıkla kullandığınıza göre değişir” açıklaması ekleyeceğiz.

Sadece ne kadar tükettiğin değil; ne hızda tükettiğin de önemli!
Yoldan rastgele 100 erkek çevirsek ve oje fiyatlarının geçen yıla göre ne kadar değiştiğini sorsak herhalde sevgilisiyle oje alma şerefine nail olmuş birkaç şanslı dışında kimseden yanıt alamayız. Oysa aynı soruyu rastgele seçtiğimiz 100 kadına sorsak öyle keskin cevap alırız ki sanırsınız insanlar oje yiyerek hayatını sürdürüyor! Neden? Çünkü bir ürünü ne sıklıkta tüketiyorsanız, fiyatındaki değişmeleri o denli yakındanizlersiniz. Ekmek fiyatı yarın %50 artsa herhalde herkesin tepkisi benzer olur. İşte bu sebepten Fatma teyze hem günde 10 ekmek alıyor hem de bunu her gün tekrarlıyorsa onun enflasyonu sizinkinde daha fazla olacaktır.Enflasyonda deneysel yaklaşımlar…

Deneysel iktisatçılar boş durmamış, insanların fiyatlar genel düzeyindeki değişimi sağlıklı algılayamamalarının arkasındaki neden ürünlerin fiyatlarının farklı oranlarda değişmesi olabilir mi diye sormuş. Diyelim sizin dünyanızda ekmeğin fiyatı %10, elmanın fiyatı %7,56, sütün fiyatı %3,48, portakalın fiyatı %9,13 artıyor. Durum böyle karman çorman, kimin ne kadar arttığını izlemek zor. Oysa paralel evrende öyle güzel bir dünya var ki… Tüm ürünler el ele tutuşmuş, her dönem hepsi birden %5 artıyor. Şimdi, siz mi daha iyi takip edebilirsiniz fiyatların ne kadar arttığını yoksa paralel evrenin vatandaşları mı? Bakshi ve Urhan 2007’ de bunu sorgulamış, paralel evrendekilerin alışverişlerini daha rahat yaptığını ve fiyatlardaki değişimleri kısmen daha iyi fark edebildiğini görmüş. Nedeni ise basit. Fiyatlar farklı oranlarda değiştiğinde o kadar büyük bir bilgi karmaşası oluşuyor ki onlarca ürünün fiyatını takip etmek imkansız hale geliyor. Zaten deneyde de katılımcılar fiyatların aynı oranlarda arttığı deneyde 3, 4 dönem sonra cevaplarını birkaç saniye içerisinde verir hale geldi. Bu da gösteriyor ki adaptasyon hızları bir hayli yüksek. Oysa diğer durumda yani her ürünün fiyatının farklı oranlarda değiştiği deneyde fiyat artışlarını takip etmek birkaç dönem sonra imkansız hale geliyor. Böyle olunca da eldeki parayı nasıl en uygun şekilde harcayacağını bulmak her yeni dönemde biraz daha zorlaşıyor.

Kapanış
Buraya kadar her şey güzel. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış bizi enflasyona götürüyor. Açıklanan rakamlar hissettiğimiz rakamlardan farklı olabilir, çünkü herkesin tükettiği ürünler ve gelirleri birbirinin aynı değil; açıklanan enflasyon rakamları epeyce büyük bir sepeti kapsıyor. Algılarımızı fiyatların değişimi kadar bir ürünü ne kadar, ne sıklıkla tükettiğimiz de etkiliyor. Her gün yediğiniz ekmekle, kırk yılda bir defa yediğiniz havyarın fiyatında bir senede %5’lik artış olsa ekmeğin fiyatının üzerinizdeki psikolojik etkisi havyardan yüksek olacaktır. Bunların hepsi iyi güzel de, indirim dönemlerinde %50-%90 arası düşen fiyatlara rağmen neden o aylarda da fiyatlarınyükseldiğini düşünüyoruz? Bir düşünün bakalım.

Not: Bu yazı NTV Bilim’in Mayıs 2011 sayısı için yazılmış ancak derginin kapanması sebebiyle basılamamıştır.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+