Tarih Mises’i Haklı Çıkardı mı? – Atilla Yayla’yı Düzeltmek

lf0090-01_figure_001

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçen haftaki yazısında “kurucu rasyonalizm” olarak adlandırdığı bir düşünce geleneğinden ve İskoç Aydınlaması’ndan bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre, kurucu rasyonalizm toplumsal düzenlerin insan aklı vasıtasıyla kurulabileceğini ileri sürüyor ve böylece yeryüzü cennetleri olabilecek düzenlerin yaratılabileceğini iddia ediyormuş. Bu rasyonalizmin 20. yüzyıldaki tipik temsilcileri de sosyalizm ve faşizm imiş. Ancak toplumsal düzene bakmanın kurucu rasyonalist olmayan, daha çeşitlilikçi, insani, keşifçi bir yolu da varmış ve bu da Aydınlanma’nın İskoç koluyla bağlantılıymış. Yayla bu aydınlamayı rasyonalizme karşı çıkmak için kullanmış.

Bu hususta Yayla özellikle bireylerin toplumda kullandıkları bilgi meselesinden bahsetmiş ve bu meselenin sosyalist ve faşist düzenlerin neden tam olarak işleyemeyeceğini açıkladığını ileri sürmüş. Dediğine göre, mükemmel bir sistemin kurulabilmesi için toplumda kullanılan tüm bilginin tek bir elde toplanması gerekiyormuş. Oysa bu mümkün değilmiş, çünkü bu bilgi hem parçalı hem de dağınıkmış. O yüzden insanlar bu bilginin tamamına sahip olamazlarmış ve sınırlı bilgiyle yaşamak zorundalarmış. Atilla Yayla’nın anlattığı bu meseleler esas itibariyle Avusturya İktisat Okulu’nun kapsamına giriyor. Bu okulun sosyalizm eleştirisiyle bir ara ilgilendiğim için Yayla’nın yazdıklarına biraz bu açıdan baktım. Maalesef Yayla’nın bilgi meselesi ile İskoç Aydınlanmasını bir arada ele alması olmamış. Kurucu rasyonalizme karşı çıkarken Mises’ten bahsetmesi de olmamış. Hele Hayek’in ismini anmadan geçmesi hiç olmamış.

Yayla “Marksist formatındaki sosyalizmin” her bakımdan mükemmel bir toplumsal düzen kurulabileceğini iddia ettiğini de yazmış. Maalesef bu doğru değil. Nitekim Yayla hangi sosyalistlerin böyle bir şey iddia ettiklerini yazmamış. Hatta bir ara rasyonalizm eleştirisini bir hayli abartarak “Hiçbir rasyonalist teori, beşeri düzenin en önemli parçalarının ve unsurlarının kendiliğinden doğduğu ve her zaman öyle kalacağı gerçeğini değiştiremez,” dahi demiş. Tabii böyle bir şey yok. Liberal düşünürlerin hepsi beşeri düzenlerin kendiliğinden ortaya çıktığını kabul etmezler. Örnek mi? Ludwig von Mises ve Adam Smith. Mises’e göre toplumsal düzen düşünce ve irade ile kurulur. Smith de piyasaların insanlardaki takas ve mübadele yapma eğilimden hareketle ortaya çıktığını ileri sürer. Dahası, Yayla’nın beşeri düzenlerin kendiliğinden ortaya çıktığı ve hep öyle kalacakları iddiası da havada kalmış – özellikle de liberallerin hepsi böyle düşünmüyor iken ve bu konuda ampirik kanıt yok iken. Yayla’nın yazısındaki kusurlu yerlere aşağıda bir bakalım:

I

Yayla şöyle yazmış: “İskoç Aydınlanması teorisine kurucu rasyonalist teoriyi apaçık bir olgu temelinde reddetmekle başlıyor. Buna insan bilgisinin parçalılığı, dağınıklığı ve tek elde toplanamazlığı olgusu diyebiliriz.” Ardından Yayla uzun uzun toplumda kullanılan bütün bilginin tek bir kişinin ya da otoritenin elinde toplanamayacağından bahsetmiş. Güya bu, “İskoç Aydınlanması düşünce geleneğinin yaklaşımı” imiş. Fakat böyle bir şey yok.

İskoç Aydınlaması filozoflarına göre toplumsal incelemenin odağında insan eylemlerinin amaçlanmamış sonuçları yer alıyordu, fakat bu filozoflar hiçbir zaman Yayla’nın bahsettiği bilgi meselesiyle ilgilenmemişlerdir. Zira bu filozofların yaşadığı 1700’lü yılların Britanya’sında ekonomi insanların böyle meseleler üzerine kafa yormalarını gerektirecek gelişmişlik seviyesine ulaşmış değildi. Hâliyle ekonomide bilginin nasıl kullanıldığı gibi bir mesele o dönemki düşünürlerin aklına gelmezdi. Bu filozofların inceleme konuları toplumsal düzen üzerine yoğunlaşıyordu. İnsan bilgisinin parçalı oluşundan ve bu nedenle tek bir elde toplanamayacağından ilk bahseden kişi Friedrich von Hayek’tir. Kendisi bu konularla uğraşmaya 1930’lu yıllarda başlamış ve hayatının geri kalanında da bunlar üzerine yazıp çizmiştir. Nitekim Hayek bilginin toplumda parçalı bir şekilde kullanımı hakkında yazdıklarını kendisinin toplumsal bilimlere yaptığı bir katkı olarak görür.

İlâveten, Yayla’nın kullandığı “kurucu rasyonalizm” ve “kurucu rasyonalist teori” ifadeleri de özü itibariyle Hayek’e aittir. Ama benim bildiğim kadarıyla Hayek “kurucu rasyonalist teori” ifadesini hiçbir zaman yazılarında kullanmamıştır. Onun kullandığı ifade “yapı-kurucu rasyonalizm”dir (constructivist rationalism). Hayek bu ifadeyi Fransız Aydınlanması filozoflarının ve Kıta Avrupası düşünürlerinin görüşleri için kullanır ve insan aklının önemine yaptıkları vurgudan dolayı bu kişileri “yapı-kurucu rasyonalistler” olarak adlandırır. Hayek 1970’lerden itibaren de bu aydınlanma geleneği için kendisinin icat ettiği “yapı-kuruculuk” (constructivism) kelimesini benimser. Ansiklopedicilerin, Rousseau’nun ve Fizyokratların dahil olduğu bu geleneğin görüşüne göre, insanlar toplumsal kurumları ve medeniyetlerini kendileri yarattıklarına göre, bunları kendi arzu ve isteklerine göre değiştirip biçimlendirebilirler. Tabii Hayek bu görüşe çok kızar, çünkü ona göre bu işin sonu sosyalizme varır. Hayek’in insan aklına bu kadar vurgu yapmayan ve daha ılımlı olan İskoç Aydınlanması’na yanaşmasının nedeni budur. Gerçi Hayek İskoç filozofların görüşlerinden etkilenmiş ve kendisini bu gelenek içinde görmüştür, ama bu filozoflardan etkilenişi bilgi meselesinde değil, insanların eylemlerinin amaçlanmamış sonuçları konusunda olmuştur.

Dolayısıyla Yayla’nın yazısında İskoç Aydınlaması’na bilgiyle ilgili olarak atfettiği görüşlerin hiçbiri bu aydınlanma geleneğine ait değil – bunların tamamı Hayek’e ait. Ama gayet ilginç bir şekilde, Yayla yazısında bilgi meselesinden bahsederken aslında Hayek’in görüşlerini anlatmasına rağmen onun ismini hiçbir yerde anmıyor. Oysa Hayek’in bilgi meselesinden bahsettiği iki makalesinin çevirileri (“Bilginin Toplumda Kullanımı” ve benim çevirdiğim “İktisat ve Bilgi”) Liberal Düşünce Topluluğu’nun çıkardığı ve bir dönem Yayla’nın da editörlüğünü yaptığı “Liberal Düşünce” dergisinde yayınlanmıştı. Yayla bunları unutmuş herhalde.

II                                                                                              

Yayla bilgi meselesinden bahsettikten sonra bu meselenin iyi bir anlatımının Ludwig von Mises’in 1920’de yayınladığı bir makalesiyle başlattığı bir tartışmada karşımıza çıktığını söylemiş. Yayla’nın ismini vermediği bu makaleyi zamanında (İngilizcesinden) Türkçeye çevirmiştim. Bu çeviri de yine Yayla’nın editörlüğünü yaptığı ve artık “piyasadan kalkmış olan” Piyasa dergisinde “Sosyalist Devlette İktisadî Hesaplama” başlığıyla yayınlanmıştı. Görünen o ki Yayla yazısında bahsettiği bu makalenin çevirisini kendi çıkardıkları dergide yayınladıklarını da unutmuş. Yayla’nın bahsettiği tartışma literatürde “Sosyalist Hesaplama Tartışması” ya da “İktisadî Hesaplama Tartışması” olarak biliniyor. Gerçi bu tartışmada bilgi meselesine değiniliyor, ama buna değinen Mises değil. Zaten Mises’in bu makalesinde dediklerinin Yayla’nın bilgi meselesiyle yazdıklarıyla da ilgisi yok. Bunlara bir bakalım:

(1) Mises iktisadî hesaplama meselesini ele aldığı makalesinin hiçbir yerinde bilginin ekonomideki kullanımından bahsetmez. Nitekim Mises bilgi meselesini hiçbir zaman sosyalistlere bir eleştiri olarak yöneltmemiştir. Yukarıda da dediğim gibi, bilginin parçalı ve dağınık olduğunu öne sürerek sosyalistlere karşı çıkan kişi aslında Mises’in öğrencisi Hayek’tir. Oysa Yayla yazısında bilgi meselesinden bahsetmesine rağmen Hayek’in ismini hiçbir yerde anmıyor. İşin daha da vahim tarafı, Mises sosyalist planlamacıların gerekli olan tüm bilgiyi ellerinde toplayabileceklerini kabul eder. Yani Yayla’nın (ve tabii Hayek’in) dediklerinin tam tersini ileri sürer. Human Action kitabında sosyalist ekonomiyi eleştirirken Mises şöyle der:

[Sosyalist] Yöneticinin kendi yaşadığı döneme ait bütün teknolojik bilgiyi kullandığını varsayalım. Bundan başka, bu kişi mevcut tüm maddi üretim araçlarının tam bir envanterine ve istihdam edilebilir işgücünü gösteren bir listeye de sahip olsun. Bu açılardan, bürolarında topladığı bilirkişi ve uzmanlar yığını ona eksiksiz bilgi sağlayacak ve soracağı tüm sorulara doğru cevap verecektir. [s. 696-7]

(2) Yayla yazısında merkezi otoritenin ekonomideki bilgiyi kendi elinde toplamaya kalkıştığında bilginin bilgi olmaktan çıktığını ve geçmişe ait bir şeye dönüştüğünü yazmış. Bunlar kafa karıştırıcı ifadeler. Hayek meseleyi bu şekilde ortaya koymaz. Hem bilginin bilgi olmaktan çıkması ne demek? Hayek’in dediği şey, sadece, merkezi otorite ekonomide kullanılan tüm bilgiyi bir şekilde elinde toplasa bile, bu bilginin hiçbir zaman söz konusu anın ya da içinde bulunulan koşulların bilgisini yansıtmayacağıdır. İktisadî hayat çok hızlı aktığı ve insanların kararları sürekli değiştiği için, bu koşullara ait bilgi de sürekli olarak değişecektir. Bu kadar hızlı bir değişim esnasında merkezi otoritenin o anın bilgisini elinde bulundurması da hâliyle mümkün değildir. Dolayısıyla bilgi merkezde topladığı için “maziye ait bir şeye dönüşür” diye bir şey söz konusu değildir.

(3) Yayla şöyle yazmış: “Mises, üretim araçlarında özel mülkiyet olmaksızın, ister küçük bir otokrat grup isterse demokratik şekilde organize olmuş bir heyet olsunlar, sosyalist plancıların kaynakları ne derecede etkin kullandıklarını belirlemenin bir yolunu bulamayacaklarını ileri sürdü.” Bu yazılanlar tamamıyla yanlış olmasa bile maalesef yanıltıcı. Zira Mises esasta planlamacıların kaynakları etkin dağıtmanın bir yolunu bulamayacaklarını değil, bu planlamacıların iktisadî hesaplama yapamayacaklarını ileri sürer. Zaten bu konuda yazdığı makalenin isminde de “iktisadî hesaplama” ifadesi geçiyor. Kaynakların etkin dağılımının gerçekleşmemesi ise bu hesaplamayı yapamamanın bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

İktisadî hesaplama derken kastedilen şey, üreticilerin kullanmak istedikleri kaynakların fiyatlarını karşılaştırarak üretim maliyetlerini hesaplamalarıdır. Fiyatlar olmadan üretimde kullanmak istediğiniz malların size kaça mal olacağını bilemezsiniz, bu nedenle de ucuza mı yoksa pahalıya mı üretim yaptığınızı hesaplayamazsınız. Fiyatların olması için de özel mülkiyetin olması gerekir. Zira insanlar ürettikleri malların mülkiyetine sahip olmadıktan sonra bunları piyasada satamazlar. Satış olmayınca hâliyle mübadele de olmaz. Mübadele olmayınca da fiyatlar ortaya çıkmaz. Zaten Hayek’in aksine Mises fiyat mekanizmasının amacının bilginin toplumda kullanılmasını sağlamak değil, insanların iktisadî faaliyetlerini yürütebilmek için gerekli olan hesaplamaları yapmalarını mümkün kılmak olduğunu kabul eder. 

III

Peki, Atilla Yayla’nın iddia ettiği üzere tarih Mises’i haklı çıkardı mı? Elbette hayır. Mises sosyalistleri eleştirirken sosyalizmde para kullanımının ve fiyat mekanizmasının ortadan kalkacağını varsayıyordu. Nitekim Mises’in sosyalist ekonomiye yönelik tüm eleştirisi bu noktadan hareket eder. Oysa sosyalist Rusya’da bunların ikisi de olmamıştır. Ruslar ruble kullanmıyorlar mıydı? Gerçekte ise Mises’in toplum ve piyasa ekonomisi hakkındaki görüşleri Atilla Yayla’nın yazısında bahsettiği şeylere tamamıyla aykırıdır.

Hayek’in ve İskoç geleneğini takip eden diğer liberallerin aksine, Mises toplumu ve piyasa ekonomisini hiçbir zaman kendiliğinde doğmuş yapılar olarak görmez. Eserlerinde – en azından benim bildiğim kadarıyla – “kendiliğinden-düzen” ifadesini hiçbir zaman kullanmaz. Mises’e göre “Toplum birlikte planlanmış eylemlerden, işbirliğinden oluşur. Toplum bilinçli ve amaçlı davranışların bir sonucudur,” (Human Action, s. 143). Socialism kitabında şöyle yazar: “Toplum düşüncenin ve iradenin bir ürünüdür. Düşüncenin ve iradenin dışında var olamaz. Toplumun varlığı dışsal dünyada değil, insanın içinde yatar. Toplum içeriden dışarıya doğru yansıtılır,” (s. 291). Yine aynı kitaptan: “Toplumsal evrim – işbölümünün evrimi anlamında – irade içeren bir fenomendir: tamamıyla insan iradesine bağlıdır,” (s. 306). Eğer toplum insan iradesinin bir ürünüyse, toplumsal kurumlar, gelenekler ve davranış kuralları da bu iradenin bir ürünü olacaktır. Böyle düşünen Mises’in piyasa ekonomisini bilinçli insan eylemlerinin bir ürünü olarak görmesi gayet doğaldır. Nitekim Human Action kitabında şöyle yazar:

Piyasa ekonomisi insan yapımı olan ve işbölümünün olduğu koşullarda yer alan bir eylemde bulunma biçimidir. Fakat bu durum piyasa ekonomisinin tesadüfen meydana gelmiş ya da yapay bir şey olduğu ve başka bir eylem biçimiyle değiştirilebileceği anlamına gelmez. Piyasa ekonomisi uzun bir evrimsel sürecin ürünüdür. Kişinin, eylemlerini, içinde bulunduğu çevrenin kendi başına değiştiremeyeceği verili koşullarına mümkün olan en iyi yoldan uyarlamak amacıyla yürüttüğü çabalarının bir sonucudur. Piyasa ekonomisi bir stratejidir. Bu stratejinin uygulanmasıyla insanlar, bir bakıma, vahşilikten medeniyete muzafferane bir şekilde ilerlemişlerdir. [s. 265]

Yukarıdaki alıntıda Mises’in piyasa ekonomisinin insan yapımı olduğunu ve bu ekonomiyi bir medeniyet stratejisi olarak kabul ettiği açıktır. Böyle bakıldığında, Mises’in bu görüşleriyle Yayla’nın kurucu rasyonalizm dediği geleneğin içinde yer aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerçekten Hayek de hocası Mises’i rasyonalist olmakla suçlamıştır. Dolayısıyla eğer tarih Mises’i haklı çıkardıysa, aslında kurucu rasyonalizmi benimseyen kişileri haklı çıkarmış olacaktır.

Toparlarsak, bilginin tek elde toplanamayacağını bir neden olarak öne sürerek toplumsal düzenlemeler yapmak isteyen kurucu rasyonalizmi eleştiren ve bu esnada hesaplama tartışmasından bahseden Atilla Yayla, Mises ve Hayek’in bu tartışmada hangi kabullerden hareketle sosyalizme ve merkezi planlamaya itiraz ettiklerine dikkat etmiyor. Bu nedenle de kurucu rasyonalizm eleştirisi için olmadık bir kişi olan Mises’in ismini yazısında kullanarak ve onun haklı çıktığını söyleyerek kendisiyle çelişmiş oluyor. Zira sosyalizme itiraz ederken Mises fiyat mekanizması olmadan iktisadî hesaplama yapılamayacağını, Hayek de toplumda bireylerin kullandığı bilginin tek elde toplanamayacağını öne sürer. Kabaca söylersek Hayek “bilgici”, Mises de “fiyatçı”dır. Üstelik sosyalist ekonomiye karşı çıkarken Mises ve Hayek birbirlerinin dediklerinin tam tersini kabul ederler. Mises bilginin merkezi otoritenin elinde toplanabileceğini, ama bu otoritenin fiyatları hesaplanamayacağını ileri sürer. Hayek ise fiyatların bir şekilde de olsa hesaplanabileceğini, ama bilginin toplanamayacağını ileri sürer. Eğer Mises’in dediklerini kabul edecekseniz bilginin tek elde toplanabileceğini de kabul etmek zorundasınız. Ama bu durumda da bilginin tek elde toplanamayacağını ileri sürerek sosyalizme ve faşizme karşı çıkamazsınız.

* * *

Maalesef Atilla Yayla piyasa ekonomisini savunurken bazı talihsiz tutarsızlıklar yapıyor. Görünen o ki bu konular hakkındaki bilgiyi tek elde toplayamadığı için Yayla’nın bilgisi sınırlı kalmış. Yazısında uzun uzun bilgi meselesinden bahsedip bunu bir şekilde İskoç filozoflara bağlaması ve bu meseleyi toplumsal bilimlerde ilk defa ortaya koyan kişi olan Hayek’in adını anmaması böyle bir şey. Gerçi Yayla iktisatçı değil, siyaset bilimci. O yüzden Avusturya İktisat Okulu’nun alanına giren bu tür şeyleri bilmesini ondan bekleyemeyiz. Ama Mises’in takipçisi Avusturya iktisatçısı Murray Rothbard Egalitarianism As a Revolt Against Nature and Other Essays adlı kitabında bu konuda şöyle uyarıda bulunuyor:

İktisat bilmemek suç değildir. Ne de olsa iktisat, uzmanlaşmanın olduğu ve çoğu kişinin “kasvetli bilim” olarak gördüğü bir disiplindir. Fakat bu bilgisiz hâlde iken, iktisadî meseleler hakkında yüksek sesli ve gürültülü fikirlere sahip olmak tamamıyla sorumsuzluktur. [s. 202]

Dolayısıyla 13 yaşındaki kızlara tecavüz eden kişilerin mahkemelerce serbest bırakıldığı, üniversite hocalarının terör zanlısı olarak tutuklandığı, parasız eğitim isteyen öğrencilerin aylarca hapis yattığı, kadınlara yönelik şiddetin ayyuka çıktığı, halktan toplanan deprem vergilerini iktidarın başka yerlere harcadığı, gazetecilerin ve hatta milletvekillerinin hapse atıldığı bir ülkede, Atilla Yayla’nın Gülen cemaatinin Abant toplantılarına katılmaktan, AKP’nin siyaset akademisinde hocalık yapmaktan ve televizyonda cumhurbaşkanını ve piyasa ekonomisini övmekten biraz vakit ayırarak artık bireysel hak ve özgürlükleri de savunması gerekiyor.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.