İstanbul Semalarında Žižek … Bir ben kaldım yazmayan…

zizek (2)Evet, birkaç haftadır bir çok insan yazdı çizdi, yerden yere vurdu, bir ben kaldım yazmayan… Fakat eleştirilerimi ön plana çıkarmak yerine tuttuğum notları ve kayda dayalı detayları paylaşacağım diğer yazarlardan farklı olarak. Ne yazık ki kimileri, hangi koşullarda ve sırada neyi söylediğini atladığından, başka noktalara çekmişler konuşulanları. Üstelik Zizek, konuşmalarında, kendi ülkesinden bakarak durumu değerlendirdiği gibi birtakım açıklamaları eklese de, duymak istemeyen çok olmuş anlaşılan.

Beklentileri bir hayli kırmış Zizek anladığım kadarıyla; fakat, madem biliyordu yazarlar neden tekrar edilmesini istediler Žižek’ten onu da hiç anlamadım Gayet pozitif ve eğlenceli bir edayla Žižek, hoş bir seda olup ülkesine döndü bence, eee geriye çok da anlamsız şeyler kalmadı doğrusu. Ben kısa bir özetini geçip, takip edemediyseniz, bilginiz olsun diye bir aktarımda bulunacağım. İyi okumalar.

Osmanlı ve Türkiye ile ilgili önceki sözlerine, ırkçılık yaklaşımıyla ilgili bakışını açıklamakla başlıyor ünlü felsefeci. Kendini ‘öteki’yle yücelten sözüm ona uygar Avrupa’nın ulus-devlet anlayışından etkilenen Jön Türk’lerin Ermeni Olayı’na neden olduğunu, bu olayın nedeninin Osmanlı’nın fazlaca Avrupa’lı olmaya başladığına bağlıyor hatta ekliyor Osmanlı olarak Kürtler’in bugünkü durumu da olmazdı gayet özgürlük içinde yaşarlardı, tam bir özerklik beklerdim sizden diyor. Avrupalı olarak bizim bu ulus-devlet anlayışından geldiğini rahatlıkla dile getiriyor Zizek. Etnik aidiyete dayanmayan bir demokrasi ihtiyacını dile getiriyor. ABD’deki ikirciklik tavırdan dem vuruyor, kriz vb. için İsrail taraftarı olan anti semitistlerden , ABD’de Yahudi karşıtı olsun Ortadoğu’da ise yanlısı olsun anlayışından. İsrail’den bahsederken, tutumlarının kendini kökten dincilikle küçülteceğini belirtiyor ve şu ilginç örneği veriyor; bir Arap, İsrailli bir kızı, etkilerse, sokakta orda burada yazan numarayı arayarak, psikolojik destek alıyor kız bunun bir delilik olduğuna yönelik, bir terörizm olarak algılandığından bahsediyor.

Küresel kapitalizm deyip dururken, bu kriz döneminde görülüyor ki mekanizma demokratik olmayan daha bürokratik bir sürece evriliyor ve politikayla ya da demokrasiyle uğraşmak yerine yönetimi , ABD de ya da İtalya’da olduğu gibi teknokratlar devreye giriyor; üstelik de, krizi getiren teknokratlardı.

Sistem, ahlaki antikapitalizm vurgusuyla Hegel ya da Marks’ın da dediği gibi kendi karşıtıyla, kavramın kendini var ettiğine birer örnek. Kapitalizm, neden kötü gibi şeyler yerine, yozlaşmayı nasıl içerdiğini sormak, doğru soru diyor. Bütünlük, totaliter değil, sapmaları, antagonistlerini içeren yapıdır. Mesela, Kongo, doğal kaynakları zengin bir ülke; fakat toplumsal olarak iyi bir noktadan çok ötede, iktidardaki yerel çetelerin, uluslararası şirketlerle madencilik vb. alanda iş birliği var ve dolayısıyla sisteme böyle bütünleşmiş olurken, küresel kapitalizmden Kongo’yu ayırarak değil tam da içerleyerek anlayabiliriz, bütünlük bu anlamda, uyumlu ahenkli değil; aksamaları ve sapmaları da içeren bir düzendir. Resme yakından baktığınızda, sadece bir noktayken, uzaktan resmin bir parçasıdır, bir nokta olmaktan ötede. (Burada, diyebilirim ki , mekanist ya da atomistik görüşün bir yanılgısı anlamına da gelmektedir, bu bütünün parçalarından çok daha farklı oluşu ve onlardan ayrışamaz hali)

Artık sadece düşünce gücüyle yapılan deneylerden de anlaşıldığı gibi, kişisel özgürlük alanları da daralıyor. Ve bu deneylerle anlaşılıyor ki, belki de düşüncelerimize de dışarıdan müdahale edilebiliyor. Beyin yıkama vb. yöntemlerden çok daha ileri olarak, yapay olarak verilen elektromanyetik dalgalarla, kişi, panik haline geçirilebiliyor örneğin. Birtakım kurumların da, bu deneylerle ilgilendiğini öne sürüyor. Fakat, bir inkar çağında yaşadığımızı ön sürerek, biliyorum ama inanasım gelmiyor diyoruz kendi kendimize diyor.

Kapitalizmin işsizlik boyutu da artık, o kadar yaygın ki, sömürülmeyi tercih eder hale geliyor insanlar. Bunun yanında devletler de, işsiz, bir uçaktan ya bomba iniyor yere ya da insani yardım; bu, ikisi aynı anda oluyor. Kapitalizm de, bu anlamda, sürekli daha fazla işsiz yaratma sürecine giriyor; mesela Çin, piyasayı ele geçirerek, başka ülkelerde, işsizlik sebebi haline geliyor. Artık, öğrenciler dahi, okudukları süreçte işsiz olduklarını ve olacaklarını biliyorlar.

Sömürü kavramını, radikalleştirip, kendi olumsuzunu da eklemeliyiz diyor, sürekli istihdam haline getirilemeyecekler ve dışlanmış devletleri de içeren bir kavramı, isyan ve memnuniyetsizliğin tümünü içerecek hale getirmeliyiz. Potansiyel değişim öznesini artık, öğrenciler de oluşturuyor, artık sömürülen işçi sınıfı değil sadece, uygar dünyadan dışlanan kesimleri de içermesi gerekiyor. Artık, sömürü sürecinde, özgür bir süreç yerine, informel ve daha şiddetli bir yapı var. Dubai ‘deki taksicilerden bahsediyor, ben burada Almanya’ya giden işçilerimizi eşdeğer bir örnek olarak ekliyorum, pasaportları girişte alınıp, haym dedikleri yurtlarda kalan, insani şartlardan biraz uzak işçileştirme süreci…

Ücretli burjuvazi kavramını açıklayan ve destekleyen Zizek, ayrıcalıklı ücretten ve sahipliğin değişen yüzünden bahsetmeye devam ediyor. Bankalar ve yöneticilerin yönettiği sistem. Üstelik buna en iyi örnek de, Çin’den geliyor; Şangay örneğini veriyor Žižek. Ayrıcalıklı grupların, sıradan ücretli hale gelmesinin artık sorun olarak görüldüğüne değiniyor, ayrıcalıklı bu burjuvazinin, sıradan işçi haline getirilmesi, kriz zamanında en çok sorun çıkaran yapı haline geliyor. Grev yapanlar, artık işçiler değil; ayrıcalıklı grupların, ayrıcalıklarını koruması yönünde; kriz sürecinde, işsizler, grev yapacak halde bile değil(Tabi, bu örneğin kendi ülkesinden olduğunu da ısrarla belirtiyor).Post modern kapitalizmin tipik bir özelliği olarak ortaya koyuyor.

Batıda, Arap Baharı’nı liberal istekler olarak değerlendirirken, ülkelerde sadece liberal demokrasi değil; dayanışma sosyal haklar vb. istendiğini belirtiyor ve yine de, sessiz çoğunluğun ya da yoksulların değil biraz da eğitimli bir kesimden devrimin geldiğini açıklıyor.

İngiltere’de de geçen senelerde yapılan sadece yağmaya dayalı, herhangi terimsiz isyanlara yorumu ise, sınır tanımayan tüketicilerin tüketme isyanında, yağmasında bahsediyor ve post ideolojik toplumun en arı hali diyor. ‘Wall Street’i İşgal Et’ eyleminin de sevdiği tarafının, şu veya bu adaletsizlikten, kadın haklarından Araplardan vb.den değil, sisteme yönelik, doğrudan sistem problemine yakınmasından memnun olduğunu belirtiyor. Kanunlaşmış çok partili sitemin de, buna bir cevap veremediğini ekliyor. Oyunun kurallarını kabul etmediklerini bu özellikleriyle farklı olduklarını belirtiyor. Sistemi yeniden icat etmemiz gerekiyor; fakat, bunu bu demokrasinin mevcut sınırları ve ulus-devletle mücadele edemeyiz diyor.

İmkanlı ve imkansız kavramları, çok belirsiz günümüzde. Her şeyi yapabilirsiniz, Mars ‘ a gidersiniz vs. fakat sağlık harcamaları için %1’lik pay alamazsınız devletten, bir yere kadar her şey mümkün görünürken, bir noktada kapitalizm hep vardır, bu değişmiyor. Wall Street Occupy ile, değişim isteğini görürken, gerekliliğini de görmüş olduk. Hiçbir şey yapmazsak, yeni otoriter bir sistem gelecek, Berlusconi’ye yakın bir sistem. Hedonistik etiğe dayalı, düzene sokulmuş bir sisteme gidiyoruz. Klasik Marksist anlayış ve detereministik tarih artık değil de felaketten yanayım; artık komunizm gerekiyor, -20. yy. komunizmi anlamında değil- her şeyin dışta olduğu, özelleştirildiği bir yapı içindeyiz. Komunizm, bir süreç ve hiçbir zaman olmadığı kadar gelecek ya komunizm olacak ya da bir çeşit yeni otoriter barbarlık olacak. Birtakım refah adacıkları ve dışlanmışlar, modern Çin de bu. Çin , yakında bir ikilemle karşı karşıya gelecek, ya giderek artan toplumsal uyanış ya da giderek artan otorite, bir tayin edici olacak bize.. diyerek konuşmasını tamamlıyor Zizek. Yorumları size bırakarak, yazımı tamamlıyorum.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Zeliha Hatipoğlu

Yazar Hakkında Zeliha Taşdirek

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'nü bitirdikten sonra, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. Davranışsal İktisat ve finansal krizler üzerine yaaptıüğı yüksek lisans tezinden sonra, yine aynı alanda doktorasına İstanbul Üniversitesi' nde devam etmekte. Sosyal seçimler, rasyonalite vb. konularda araştırma yapmaya devam ediyor.