Temel eğitim ve mesleki eğitim ilişkisi

 

Geçen hafta, Balkanlar’dan gelen bir çok mesleki eğitim uzmanı ve mesleki eğitim kurumu müdürü ile birlikte Arnavutluk’taydık. Tartışılan konular mesleki eğitimin niteliği ve sosyal içermeye olası katkılarıydı. Açıkçası, Türkiye söz konusu ülkelere göre bu konuda fersah fersah ileride. Ancak, kontrol grubundaki ülkelerin kötü olması, Türkiye’nin her sorununu çözdüğü anlamına da gelmiyor elbette.

Türkiye’de işgücü piyasasında hala ciddi sorunlar var. Örneğin, nitelikli elemanların maaşlarında yeterli veri olmadığı için teyit etmekte zorlandığımız ancak herkesin bildiği bir uyumsuzluk (işyeri sahiplerinin ödemek istediği ücretlerle, çalışanların talep ettiği ücretler arasındaki farklılık) bulunuyor. Bir diğer önemli sorun da kişilerin değişen iş tercihleri ile ilgili. İş hayatına yeni atılacak gençler ve işsizler, sanayiden ziyade hizmetler sektöründe çalışmak istiyorlar. Her ne kadar ekonomiler geliştikçe sanayinin payı azalıp hizmetlerin payı artsa da, sanayi hala Türk ekonomisinin lokomotifi durumunda. Bu sebeple, dünya çapında rekabet edebilmemiz için katma değeri yüksek mallar üretmemiz gerekiyor. Bunun yolu ise hem yeni makine ve AR-GE yatırımı yapmak, hem de bu ürünleri üretecek nitelikli elemanları bulup istihdam etmek.

Açıkçası, toplumun sanayiye olan bakış açısının bu kadar hızlı değişmesinden, diğer bir çok faktörle birlikte medyayı da sorumlu tutuyorum. İnsanların sıfırdan en tepeye çıktığı (from zero to hero!) yabancı filmleri bir saniye için aklınıza getirin, bir yandan da Türk televizyonlarındaki filmleri ve dizileri düşünün. Karşılaştırmanız size ne gösteriyor? Ben oldukça çarpıcı bir tablo görüyorum. Zira, çok çalışarak en dipten en yukarı çıkan biri tasvir edilirken, o kişinin ne kadar çok çalıştığının da gösterildiği bir sürü yabancı film sayabilmeme rağmen, aynısını Türk filmleri/dizileri için söyleyemiyorum. Türk filmlerinde ve dizilerinde üst kademedeki yakışıklı adamlar ve onların yanındaki güzel kadınlar ofise gelirler, iki dosyaya üstün körü bakarlar, sonra da çıkıp en lüks arabalarla boğazdaki yalılarına gider ve denize karşı çaylarını yudumlarlar.

Daha alt kademelerde çalışanlarsa, nasıl en tepeye çıkacaklarının hayalini kurar, birilerinden zengin oldukları için nefret eder ve en kestirme yolu ararlar. Kadınlar için en kestirme yol zengin bir ailenin oğlunu tavlamak, erkekler içinse karanlık işler çevirmek veya çeviren birilerine yardım etmek olarak resmedilir. Türklerin günde ortalama 4-5 saat televizyon izledikleri [1] düşünüldüğünde, fakirinden zenginine kimsenin çalışmadığı dizilerin, iş arayanların hizmetler sektörüne olan yoğun talebini ve sanayiye olan bakış açılarını değiştirmedeki rolünü tartışmak daha da anlamlı bir hal almaktadır.

Hep söylenen bir kalıptır; “Amerika fırsatlar ülkesi, çalışırsan karşılığını alırsın. Türkiye öyle mi? Bizde, tanıdığı olan kazanıyor.” Bu argümanın temeli nedir peki? Hayatında Türkiye sınırından çıkmamış insanlar bile ikili sohbetlerde böyle diyebiliyorsa, bunun nedeni televizyonda izlediklerinden edindikleri fikirlerdir. Medya-işgücü piyasası ilişkisi hakkındaki bu anekdotu da aktardıktan sonra, konunun özüne geri dönebiliriz.

TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Şubat sonunda yayınlanan politika notu [2], işgücü piyasasındaki sorunlara dair oldukça ilginç sonuçlar içeriyor. 1086 kişi ile yapılan anketin en ilginç sonuçlarından biri, katılımcıların %10’unun “vaktim yok” diyerek mesleki eğitim kurslarına gelmemeleri. UMEM kurslarına gelenler, kursa geldikleri her gün için 15 TL alıyorlar. Anket yapılanlar, UMEM projesi kapsamında mesleki eğitim almak istediklerini belirtmelerine karşın, daha sonra herhangi bir kursa kayıt yaptırmayanlar. Bu insanların bir kısmı, muhtemelen iş buldukları için eğitime gelmiyorlar. Ancak, bir kısmının hala işsiz olması ve buna rağmen meslek edinmeye gönülsüz olması önemli bir saptama.

Diğer yandan, bir önemli bulgu da kişilerin eğitim seviyeleri ile kurslara başvurma ve devam etme oranları arasındaki ilişki. Aşağıdaki şekillerden [3] görünen o ki, hem kadın hem de erkek işsizlerin eğitim durumları arttıkça, mesleki eğitim kurslarına kaydolmama oranları da artıyor. Yani, eğitim durumu ile beraber beklentiler yükseliyor ve insanlar sanayiye yönelik meslek kurslarına ilgilerini yitiyorlar. Bu anlaşılabilir bir durum.

Şekil 1: Sisteme Ön Kayıt Yaptırıp Hiçbir Kursa Kaydolmayanların Eğitim Durumuna Göre Dağılımı

Kaynak: UMEM Beceri’10 Çağrı Merkezi Anketleri

Peki ya kurslara başladıktan sonra kursu yarıda bırakanların oranları ne alemde? Ona da bakmakta fayda var.

Şekil 2: Kursa Kaydolup Yarıda Bırakanların Eğitim Durumuna Göre Dağılımı

Kaynak: UMEM Beceri’10 Çağrı Merkezi Anketleri

Kursa başladıktan sonra yarıda bırakanların oranı, eğitim durumu arttıkça azalıyor. Bu durum, kurslara başlama ile eğitim arasındaki ilişkinin tam tersi. Yani, yüksekokul ve üzeri mezunları sisteme ön kayıt yaptırıyorlar ama kurslara başlamakta diğer eğitim durumundakilere göre daha çekingen davranıyorlar. Oysaki bir kez kurslara başladıklarında, kursları terk etme oranları diğer eğitim seviyesindekilerden daha düşük.

Bu durumun iki nedeni olabilir. Birincisi, daha yüksek eğitim seviyesindeki kişiler, elde ettikleri fırsatları kullanma konusunda daha istikrarlı ve başarılı olabilirler. İkincisi, daha düşük eğitim seviyesindeki kişiler, meslek edindirme kurslarında verilen eğitimi üzerine inşa edecekleri temel eğitime sahip olmayabilirler. Bu sebeple, meslek kursunda kalmayı vakit kaybı olarak görebilir ve çıkıp iş aramaya devam ediyor olabilirler.

Mesleki beceri kazanımı için, temel eğitimin önemi çok çeşitli çalışmalarda vurgulanmakta. Özellikle 4+4+4 sistemi tartışılırken, TEPAV ve ERG’nin başını çektiği bir çok kurum temel eğitim ile ilgili bilgi notları yayınladı. Bu notlarda evrensel temel eğitimin önemi vurgulandı ancak konuyu bir adım öteye taşıyan ve mesleki eğitim için temel eğitimin önemini anlatan, OECD, ILO, Asya Kalkınma Bankası, vb. tarafından yayınlanmış bir çok döküman da var. Hatta, ILO’nun bir raporunda [4], Tayland’ın 1990ların ortalarında dar boğaza girmesinin sebepleri arasında evrensel ortaöğretime geçişte yavaş kalınmasının rolü olduğu belirtiliyor ve buna en az finansal kriz kadar önem atfediliyor.

Dolayısıyla, değişen ve çok daha rekabetçi hale gelen dünya piyasalarında, ticareti yapılan ürünlerde söz sahibi olmak ve 2023 yılında ihracatını 500 milyar dolara çıkartmak isteyen Türkiye’nin, üretimin sadece miktarını değil aynı zamanda niteliğini de arttırması gerekiyor. Bunun yolu da, katma değeri yüksek malları üretmekten geçiyor. Bu tür malların üretimi için yaratıcı ve inisiyatif alabilen işçilerin istihdam edilmesi şart. Eğer elimizde şu anda bu tür bir işçi stoğu yoksa (ki yok), mesleki eğitim bu sorunun çözümü için önemli bir fırsat. Daha az eğitimli insanların, yeni dünyanın gerektirdiği ürünlerin üretilmesi için gereken becerileri edinmeleri gittikçe zorlaşıyor. İşsizlere mesleki eğitim verelim derken, temel eğitime de önem vermek ve ikisini uyumlu hale getirmek lazım.

[1] T.C. Radyo Televizyon Üst Kurulu İlköğretim Medya Okuryazarlığı Dersi Öğretmen El Kitabı, 2007, sf 38.

[2], [3] TOBB ETÜ SPM, UMEM Beceri’10 Projesine Kaydolanlar Neden Sonuna Dek Kalmıyorlar? http://www.spm.etu.edu.tr/tr/publish/arastirma5.html

[4] International Labor Organization, World Employment Report: Employability in the Global Economy, How Training Matters, 1998, sf 125.

 

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
İdil Bilgic Alpaslan

Yazar Hakkında İdil Bilgiç Alpaslan

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boston’da bulunan Brandeis Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi ve Finans alanında doktora yaptı. Tezini gelişmekte olan ülkelerdeki imalat sanayinde verimliliğin artırılması ve küresel entegrasyonun verimlilik yayılımına etkileri üzerine yazdı. Türkiye’ye döndükten sonra TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi’nde AR-GE Koordinatörü olarak, işgücü piyasaları ve beceri uyumsuzluğunun iyileştirilmesi üzerine çalışmalar yürüttü. Ardından TEPAV’da, özel sektörün geliştirilmesine yönelik ulusal ve uluslararası projelerde yer aldı. Halen uluslararası bir finans kuruluşunda Bölgesel Ekonomi Analisti olarak görev yapıyor. Bu bağlamda, makroekonomik gelişmelerin takibinden, analizinden ve politika diyaloğunun yürütülmesinden sorumlu.