Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?

Üreticileri Koruma Derneği’nin Bildirisi: “Serkan Kiremit geçenlerde bir fotoğrafçıya tabetmesi için fotoğraflarını vermiştir. Daha sonra fotoğraflarını almak için gittiğinde, kendisinin hesap ettiği miktardan yaklaşık 10-20 kat aşağıda fiyat vermiş olan fotoğrafçıyı, aklından geçenleri söylemeyerek ve tabettiği fotoğraflara âdil fiyattan daha aşağıda ödeme yaparak kandırmıştır. Serkan Kiremit’in aklından geçen fiyat 15 ile 5 bin lira arasındayken, fotoğrafçıya onun talep ettiği 500 lirayı ödemiştir. Bu hem haksızlıktır hem de hilekârlıktır. Çünkü aklından geçen fiyatı fotoğrafçıya söylemeyerek, onun tam bilgi ve tam rekabet piyasasından uzaklaşmasına neden olmuştur. Serkan Kiremit böyle davranmakla rasyonellikten uzaklaşmış ve ekonominin dengesini altüst etmiştir. Tüm piyasa aktörlerinin bilgisine.”

Bütün üreticiler adına haykırıyoruz. Serkan Kiremit ve onun gibi düşünen bütün tüketiciler bizi aldatıyor. Bizi koruyacak kimse yok. Biz üreticiler, kâr peşinde koşturan, kimsenin iyiliği için özel bir çaba göstermeyen, açgözlülüğümüzün sebep olduğu, sadece kendi faydamızı düşünen bencil kimseleriz. Ama sizin hiç mi suçunuz yok? Bütün günahların ve yozlaşmanın sebebi sadece bizler miyiz? Siz hiç açgözlülüğünüzü, hırsınızı ve çıkarınızı bize – üreticilere – karşı kullanmadınız mı? Elbette kullandınız. Bütün satıcıları aldatmak için kendi vahşi doğanızı donatarak dükkânımıza girmediniz mi, satın alacağınız mala odaklanarak, o malın gerçek fiyatının ne olduğunu bildiğiniz halde – âdil fiyatın ne olduğunu biliyorsunuz ya – malın gerçek değeri altında aldığınızda neden bizi uyarıp paranızın üstünü vermediniz, soruyoruz…

Serkan Kiremit sıcacık yatağında yatarken, kız arkadaşıyla gezerken, yemek yerken, çay içerken, yazı yazarken, kitap okurken ve hafta sonunu ailesiyle geçirirken biz ne yapıyorduk biliyor musunuz? Serkan Kiremit’in çayını Seylan adalarından getiriyorduk. O sıcacık yatağında uyurken biz sabah ezanında onun kahvaltısı için ekmek hazırlıyorduk. Kışın ortasında canı çeker diye, seralarda domates üretiyorduk. Arabası için Sibiryalarda ham petrolü benzine dönüştürüyorduk. Sokaklarda yürürken ayağı acımasın diye ayakkabı üretiyorduk. Üşümesin diye elbisesini dikiyorduk ve kız arkadaşına vereceği gülü yetiştirmeye çalışıyorduk. Biz bunu sadece Serkan Kiremit için de yapmıyorduk. Sizin için ve bütün tüketiciler için yapıyorduk. Karşılığında bize verdiğiniz değer bu kadar mı? Doğru, biz malımıza paha biçerken asla size merhamet etmiyorduk. Peki, bizler malları üretirken ve sunarken siz oturduğunuz yerden ne kadar merhamet ettiniz bize? Size hizmet etmek için uğraşıp dururken hanginiz bizlere değerli vaktimizi geri getirebilir? Hanginiz bizim bu üstlendiğimiz riskleri azaltmanın yollarını düşünür? Hiçbirinizin değerli vakti üreticilerin sorunları üzerine yoğunlaşmaz. Çünkü siz, bizden daha çıkarcı ve egoistsiniz. 

Bütün üreticiler adına haykırıyoruz. Tüketiciler, üreticileri aldatmaya devam ediyor. Bütün emeğimizi ve zamanımızı harcayarak ürettiğimiz mallara talep etmeyerek bizi zor duruma soktunuz. Mallarımızın fiyatını ne kadar düşürürsek düşürelim satın almaya tenezzül bile etmediniz. Bizi iflas ettirerek bütün çalışanlarımızın rızkı ile oynadınız. Bizi çalışkanlığımızdan dolayı desteklemediniz. Mallarımızı alırken hiç güler bir yüzle teşekkür etmediniz. Oysa biz, sizin bütün ihtiyaçlarınıza cevap vermek için gece gündüz çalışmıştık. Karşılığında ne gördük? Kendi çıkarını düşünen, açgözlü ve bencil insanlar. Sizin bizden farkınız ne o zaman? Peki, neden bütün üreticiler kötü, tüketiciler iyi? Neden tüketicileri koruma hakları, kanunları ve dernekleri var? Neden üreticileri koruma derneği yok?

Mal sahiplerine karşı kiracıları, işverenlerin yerine işçileri destekleyen, üretenlerin yanında olmak varken grev yapanların haklarını koruyan bir düzen bizim arzuladığımız türden bir düzen olamaz. Biz artık düzenimizi istiyoruz. Yenidünya düzeni, bilinenin aksine bizim için çalışmıyor. Çünkü o üreticilerin ya da büyük sermayenin değil, tüketicilerin ve herkesin düzeni. Ey adaletin sahibi, doğruluğun bekçisi, gücün yegâne temsilcisi, haksızlığın karşısında duran ulu savaşçı, fakirlerin ve sömürülenlerin babası devlet! Nerdesin? Bütün üreticiler adına şikâyetçiyiz. Ürettiğimiz maldan umduğumuzdan daha fazla zevk alan, fayda sağlayan ve tatmin olan bütün müşterilerimizden daha fazla para talep etmekteyiz. Çünkü hiçbiriniz ödediğiniz paradan daha fazla mutlu olduğunuzu bize söylemediniz. Ama hep sizden daha fazla para alarak, kâr yaptığımızı dile getirdiniz. Bu bizim hakkımız ve hakkımızı istiyoruz. Âdil ve gerçek fiyatın ne olduğu bilenlere sesleniyoruz: Çabuk paralarımızı getirin!

Yağma yok! Hiç biriniz bizden araba istememiştiniz, onun yerine at arabalarını desteklemiştiniz. Sizi gidi ilkelciler! Daktiloya karşı bilgisayar klavyesini kullanmamak için İngiltere’de greve gitmiştiniz. Sizi gidi teknoloji düşmanları! Tarımda işinizi kolaylaştıracak biçer-döver makinelerini işimizi kaybedeceğiz diye kırıp dökmüştünüz. Sizi gidi makine kırıcıları! Pamuğu dikenli bitkisinden ayıracak makineyi keşfettiğimizde köleliği de ortadan kaldırmaya çoktan yaklaşmıştık, ama siz onun yerine savaşla köleliği kaldırmayı denediniz. Sizi gidi Yankeeler! Biz aspirini piyasaya sunup hastalıkları azaltmaya çalıştığımızda, siz insanların aczinden yararlandığımızı düşünüp bizi kınadınız. Biz insanları eğlendirmek için spor karşılaşmalarını renklendirmeye uğraşırken, siz bize entelektüellerden daha fazla para kazanan sporcuların hesabını sordunuz. Sizi gidi sosyal adaletçiler!

Yağma yok! Biz yarattık ve siz dağıtacaksınız. Bu yaptıklarınıza hakkınız yok. Çünkü tarihte, bütün yeniliklere karşı direnmiştiniz, bizi küçümsemiş ve gayri ahlâki kişiler olarak görmüştünüz. Bu neyin üzerine bir hak talebi, soruyorum size. Biz yaratırız, siz beğenmezsiniz. Biz geliştiririz ve sonunda siz alırsınız. Bu gönüllülüktür. Arz ve talep tarafından belirlenen bir uzlaşmada kimse kimseyi sömüremez. Çünkü tüketiciler, daha önce akıllarına bile gelmemiş olan şeyi, üreticilerin ve girişimcilerin sayesinde sahip olurlar. O mal keşfedilirken, üretilirken, geliştirilirken ve piyasaya sunulurken ne külfetler çekilmiştir, ne büyük maliyetlere ve risklere katlanılmıştır, bilir misiniz? Tüketicilerin bu konuda (tasarruf yapmak hariç) zahmet çektiği hiç görülmez. O zaman tüketicilerin mağduru oynamalarındaki amaç ne olabilir? Yüksek fiyattan dolayı asabı bozulan alıcı, acaba hiç düşündü mü bu mal keşfedilirken, üretilirken ve satışa sunulurken alınan riskleri ve maliyetleri? Yüksek fiyattan satılıyor denilen bu malın bilgisine daha önce sahip miydiniz? Soruyoruz.

Eğer âdil fiyatın ne olduğunu biliyorsanız, ürettiğimiz mal ve hizmetin hangi bilgiyle, hangi zahmetle ve hangi riskler altında gerçekleştiğini de biliyorsunuzdur ve satın aldığınız mal ve hizmetten ne kadar zevk aldığınızı, ne kadar yararlandığınızı ve ne kadar tatmin olduğunuzu da biliyorsunuzdur. Haydi, bakalım, hodri meydan! Kim daha çok sömürmüş görelim. Hesaplar ortada. Yok, biz bu hissiyatları ve karmaşık ilişkileri kâğıda dökemeyiz ve rakamlara dönüştüremeyiz diyorsanız, ben de size Amazon ormanlarında kahve yetiştirmenizi ve sonra bunu Türkiye’ye nakletmenizi ve güzel bir fincanda müşteriye sunmanızı söylerim. Bakalım bir fincan kahveye ödediğiniz fiyatla harcadığınız enerji eşit mi? Brezilya ordaysa, bir fincan kahve de burada.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Serkan Kiremit

Yazar Hakkında Serkan Kiremit

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun olan Kiremit, 2003 yılında “Sınırlı Devlet” isimli çalışmasıyla yine aynı üniversitede yüksek lisans çalışmasını tamamlamıştır. Halen özel bir şirkette çalışan Kiremit liberalizmin teori ve uygulama kısmıyla ilgilenmektedir.