Eğitimli İşsizlik

Bir ülkedeki ortalama eğitim seviyesiyle genel ekonomik durum arasında, literatürde sıkça incelenen önemli bir ilişki vardır. Ekonomistlerin eğitim düzeyi ve eğitimin niteliği ile ilgilenmesinin temel iki nedeni vardır. Bunlardan ilki eğitim düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif korelasyondur. İkincisi ise eğitimin işsizlik riskini düşürerek, ekonominin geneline yaptığı olumlu katkıdır.

Ekonomik büyüme ile eğitim seviyesi arasındaki ilişki hem mikro hem de makro perspektiften incelenebilir. Eğitimin kişilerin kazançları üzerindeki etkisi, mikro yaklaşıma iyi bir örnektir. Krueger ve Lindahl 2001 yılında yayınladıklar makalede [1] 42 ülke için ülkedeki ortalama eğitim süresi ile kişilerin kazançları arasındaki ilişkiyi incelemişler ve iki değişken arasındaki pozitif ilişkiyi göstermişlerdir.

Makro perpektiften baktığımızda ise eğitim düzeyi ile çıktıdaki artış arasındaki ilişki önemli ve kayda değerdir. Barro tarafından yazılan makale [2], konunun incelendiği önemli bir referanstır. 100 ülkenin 1960 ve 1995 yılları arasında incelendiği makalede, 25 ve daha üzerindeki yaştaki erkeklerin ortaokul ve üzeri düzeylerde aldıkları eğitim arttıkça, ekonomik büyümenin bu durumdan olumlu etkilendiği gösterilmiştir.

Bu durum, hem kamu hem de özel sektör tarafından eğitim alanına yapılan yatırımların ekonomik fayda sağladığını ve hem doğrudan, hem de yaratılan dışsallıklar etkisiyle pozitif sonuçlara yol açtığını göstermektedir. En başta da belirtildiği üzere, eğitimin ekonomik alana etki ettiği bir diğer önemli kanal da işsizlik riskinin azaltılmasına olan katkısıdır. Mincer’in seminer makalesinin [3] açılış cümlesi şudur: “A major benefit of education is the lower risk of unemployment at higher educational levels.” Alınan eğitim seviyesi arttıkça işsiz kalmanın süresinden çok, işsizlik riskinin azaldığı çeşitli çalışmalarda da gösterilmiştir. Ancak, son zamanlarda dünya çapında yaşanan çeşitli gelişmeler bu çok tanıdık bilginin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.

Bazı Avrupa ülkeleri ve Türkiye için veriler incelendiğinde, 1960’dan bu yana ortalama okulda kalma süresinin her yerde arttığını görüyoruz. İşsizlik verileri incelendiğinde ise ilkokul mezunları arasındaki işsizlik oranı azalırken, lise ve dengi okul mezunlarında işsizlik oranının devamlı arttığı görülmekte. Bu durumun çok basit bir açıklaması var: Tüm ülkelerde insanlar daha eğitimli hale geliyorlar ve düşük eğitimliler işgücünden çıktıklarından, az eğitimlilerin işsizlik oranları azalıyor. Buna karşılık, daha yüksek eğitim sahibi olanlarda işsizlik oranları artıyor. Bu durum Mincer’in ve diğer bir çok yazarın bahsettiği, eğitimin işsizlik riskini azalttığı hipotezine ters bir durum. Eğittiğimiz kadar insana iş sağlayamadığımız ve beceri uyumsuzluklarını gideremediğimiz için, gittikçe daha çok eğitimli insan işsiz kalıyor.

Geçenlerde AP’ye düşen bir haber oldukça ilgi çekiciydi. Bu haberde ABD’deki üniversite mezunlarının nasıl işsiz kaldıkları ve bunun sonucu olarak da çok düşük ücretlerle hizmetler sektöründe barmenlik, garsonluk, komilik, vb. işler yaparak hayatta kalmaya çalıştıkları anlatılıyordu. [4] Kariyer danışmanları ile durumu çözmek üzere konuşan gençlerin yaygın olarak aldıkları bir tavsiye, lisansüstü seviyesinde eğitimlerine devam etmeleri yönünde oluyor. Bu ise durumu daha da kötüleştiriyor çünkü başlangıç seviyesi için fazla kalifiye hale gelen ancak iş tecrübesi olmayan gençler, hayattaki beklentilerinden çok daha azı ile yetinmek zorunda kalıyorlar.

2008 krizinden bu yana herkes genç işsizliğinden bahsetse de, son zamanlarda bu konu iyiden iyiye gündemi meşgul eder hale geldi. 2010 Aralık ayında Tunus’ta fitili ateşlenen Arap Baharı’nın önemli nedenlerinden birinin eğitimli gençlerin işsizliği olduğu, Dünya Bankası tarafından da kabul ediliyor. Kriz ile ortaya çıkan diğer bir yapısal sorun da, bölge genelindeki beceri uyumsuzluğu problemi. Dünya Bankası ve yerel otoriteler konunun çözümünü çeşitli toplantılarda tartışmaktalar. Ancak beceri uyumsuzluğu sorunu sadece Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da değil, Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerde de ciddi bir problem teşkil ediyor. Özellikle küresel krizin ardından ABD’de işlerin gerektirdiği eğitim seviyesi ile kişilerin sahip oldukları eğitim seviyesi arasındaki fark ciddi bir şekilde açılmakta. Beceri uyumsuzluğunun daha yüksek olduğu metropoller, işsizliğin de daha yüksek olduğu yerler olarak göze çarpıyor.

Görüldüğü üzere yıllardır eğitim alarak işsizlik ihtimalini düşürmeyi uman gençlerin, beklentilerine ulaşamamalarının çok ciddi sonuçları oluyor. Elbette işsizliğin her türlüsü çok vahim bir sorun teşkil ediyor ancak mantar gibi açılan üniversitelerin pek de işe yaramayan nice bölümünde eğitilen ve beklentileri şişirilen gençler, beklentilerinin balon olduğunu görünce sorun masabaşında çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkıyor. Bu sorunun çözümü için ekonomilerin gidişatları iyi takip edilmeli ve yeni açılacak bölümler yükselen sektörlere yönelik olmalı. Eğitimde karar alma mekanizmaları, ekonomideki hızla değişen şartlara uyacak şekilde yeniden tasarlanmalı. Eğitimle ilgili yanlış kararlar ciddi sonuçlara yol açabildiği gibi, eğitime yapılan doğru yatırımlar da büyümeyi destekleyerek daha fazla iş potansiyeli yaratabilir.

 

[1] Krueger and Lindahl, “Education for Growth: Why and For Whom?”, Journal of Economic Literature, 2001.

[2] Barro, “Education and Economic Growth”, 2002.

[3] Mincer, “Education and Unemployment”, NBER Working Papers, 1991.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
İdil Bilgic Alpaslan

Yazar Hakkında İdil Bilgiç Alpaslan

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boston’da bulunan Brandeis Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi ve Finans alanında doktora yaptı. Tezini gelişmekte olan ülkelerdeki imalat sanayinde verimliliğin artırılması ve küresel entegrasyonun verimlilik yayılımına etkileri üzerine yazdı. Türkiye’ye döndükten sonra TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi’nde AR-GE Koordinatörü olarak, işgücü piyasaları ve beceri uyumsuzluğunun iyileştirilmesi üzerine çalışmalar yürüttü. Ardından TEPAV’da, özel sektörün geliştirilmesine yönelik ulusal ve uluslararası projelerde yer aldı. Halen uluslararası bir finans kuruluşunda Bölgesel Ekonomi Analisti olarak görev yapıyor. Bu bağlamda, makroekonomik gelişmelerin takibinden, analizinden ve politika diyaloğunun yürütülmesinden sorumlu.