”Hayatımızdaki Ekonomi”

boooooks

Yazımı bu kez sıcak bir Denizli akşamında, terlik, şort kıvamında hafif bir rüzgar eşliğinde yazıyorum. Dolayısıyla limonatanızı yudumlarken, keyifle okuyacağınızı düşündüğüm biraz da rahat bir edayla sanki hamakta yazar gibi.

boooooks”Neden hayatımızdaki ekonomi?” ”Başka bir yerdeki ekonomiyi mi inceliyoruz burada” diye soracak olursanız bu başlığın nedeni, evet belki bu sorularla da alakalı ama biraz da YKY nın çevirdiği ”Economics For Humans” orjinal adıyla yayınlanan Julie A. Nelson kitabı.Bİraz bahsedip rahatlıkla okunabilen bir kitap olarak size bu kitabı tavsaiye etmek niyetindeyim. Başta belirtmek isterim yalnız Türkçe’ye böyle çevirilen bir başlık İnsanlar için Ekonomi olarak doğrudan çevrilse belki daha vurucu olabilirdi.Fakat, biraz da başka bir taraftan olaya bakan bir kitap ve akademisyen yazar için sanırım bu başlıkta çevirmek pek YKY nin işine gelmedi. (Aramızda kalsın)

Nelson, ana akım ya da aslında dominant olarka tanımlamak istediğim klasik iktisat akımının aksayan yönlerini meslek hayatında da bu kitabında da belirten bir akademisyen.Hayatımızdaki ekonomide de güçlü bir iddiayı eleştirirken kişisel bir düzeyde kalarak birtakım kaygılardan uzak şekilde ve bağnazca olmayan bir yolla kar maksimizasyonu, para hırsı ve açgözlülüğü, yerine bence akıllıca bir yolla başka bir metaforla yerinden oynatıyor. İktisat ve etik gibi konuları taraflarını ortaya koyarak güzel bir potada eritiyor. Gelgelelim bunu nasıl yapıyor ve hangi konular üzerinden bu iş ”hayatımızdaki ekonomi” oluyor. Beden ve ruh üzerinden tanımladığı bölümlerle başta mekanik metafor ”saat gibi işleyen” bir makina olan ekonomi yaklaşımına karşı çıkıyor Nelson ve bakım, yaşlılık hizmetleri, hemşirelik ve çocuk bakımı gibi manevi ve etik ilişkilerin nasıl bir düzeyde ekonomik olmasına el atıyor. Benim de sıkça eleştirdiğim mekanik metafor her ne kadar iktisat için bir kaçış noktası olup, analizleri kolaylaştırırken, güdülerimizi de şekillendirmeye el atmış durumda.Sanki hepimiz kar güdüsü ve para için yaşıyoruz, tüm şirketler bunun peşinde koşuyor gibi. Tabi, haklısınız parasal getirisi yüksek olmayan işleri kar amacı gütmeyen kurumlardan ve devletten beklememiz de bundan. Ve ayrıca, neden bir CEO karı ençoklaştırmak dışında mesela işçilerinin sosyal gelişimine katkıda bulunsun ki? Bunun için ancak bir motivasyon artışı ve dolayısıyla çıktı artışı olmalı ki CEO bunu yapsın. Madalyonun diğer tarafında da bu kez maneviyat içeren sorumluluk vaad eden işlerin parasal ekonomiden uzak kalması yatıyor. Nelson’un da vurguladığı gibi neden bir hemşire ya da hasta bakıcının daha çok ücrete ihtiyacı olmasın? Daha fazla ücret istemesi onun bu maneviyatını söndürmüyor aksine daha da bağlılığını artıyorsa üstelik, sırf etik bir iş bir hastaya yardım ettiği için parayı düşünmemeli mi? Onun bir ailesi, okutması gereken çocukları ve kendi ihtiyaçları yok mu? Amerika’ dan örnekler veren Nelson, bu mekanik ekonomi anlayışı nedeniyle artık bakım hizmetlerine yapılan düşük ödeme neticesinde bir çok ailenin bakımını üstlendikleri çocukları evlat edinemediklerini, birçok hemşireye düşük ücret verildiği için hemşirelerin piyasadan çekildiği ve artan bir hemşire açığına maruz kaldığını ifade ediyor. Bu tarz etik-moral hizmetlerin ve görevlerin ekonomik olmayan yöntemlerle yapılmasını anlamsız buluyor yazar ve pazar karşıtı görüşlerle pazar yanlısı görüşleri bu eksende ortaya koyuyor.

 

Nelson, iki tarafın da inanışlarını ve temellendikleri fikirlerin yanında birbirlerine göre eksikliklerini de ortaya koyduğu bu listeyle ortaya saat ya da dişli çarklı makine yerine ”atan kalp” metaforunu ortaya koyuyor. Hem bedenin ihtiyaçlarını ortaya koyan, kanı pompalayan ve tüm ekonomiye dağıtan, bunun yanında ahlaki, etik ve sevgiyle ilgili tutumları da bünyesinde barındıran bir metaforu kullanışlı buluyor. Toplumsal bir alanda gerçekleşen, en basit düzeyde değiş tokuş için dahi iki kişinin gerektiği ekonomik dünyayı sadece bireylerin maddi çıkarlarının otomatik olarak bu dünyayı şekillendireceğini düşünmenin yanlışlığına dikkat çeken Nelson, ortaya atılan iddialar, matematiksel optimizasyon problemlerine yönelik varsayımların olmadığı bir iktisatta her şeyin biraz daha muğlak hale geleceğinden, ekonomistlerin de saat gibi işleyen iktisadı sevdiklerini ve işlerine geldiğini belirtiyor. Fakat, ne bedeni ne de ruhu dışlayarak hayatımızı idame ettirdiğimiz ekonomik ilişkilerin sağlıklı hale getiremiyoruz. Bakım işlerini, parasal kaygılardan arındırarak yapmaya kalkan kurumlarda, kaynak sıkıntısı ve işi bırakmalar ortaya çıkarken, ABD’de örneğin kilisenin bakım işlerinin diğer kar amacı gütmeyen işletmelerinkiyle bile kıyaslandığında kalitesiz olduğu tespit edilmiş, bu ve bu gibi çalışmalar, göstermekte ki ihtiyaçların karşılandığı ve bunun yanında ruhun da tatmin edildiği bir ekonomiye evet. Sadece ruh ya da sadece bedene hayır, zaten mümkün de değil; saat yerine kalp metaforuysa bu iki yönüyle hem organik hem de ruhsal…

 

Kitap, okunması koaly ve yaz sıcaklarında dâhi iyi giden bir kitap zaten 2-3 oturuşta okuyabileceğiniz uzunlukta. Çoğunlukların yanında azınlıkların da haklarını verebilecek bir iktisat adına iyi bir kitap. Fukara edebiyatından öte bize ne tür sorumluluklar yükleniyor bunun farkına varabilmeyi diliyorum.Doğa, tek bir doğa ve ihtiyaç mı istek mi dersiniz bilmem sonsuz olan ne varsa biz bu tek doğadan biraz da azınlıklardan çalarak elde ediyoruz…İyiye dönüştürmek dileğiyle….

 

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Zeliha Hatipoğlu

Yazar Hakkında Zeliha Taşdirek

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'nü bitirdikten sonra, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. Davranışsal İktisat ve finansal krizler üzerine yaaptıüğı yüksek lisans tezinden sonra, yine aynı alanda doktorasına İstanbul Üniversitesi' nde devam etmekte. Sosyal seçimler, rasyonalite vb. konularda araştırma yapmaya devam ediyor.