Demokrasi, Eğitim ve Sosyal Hareket

Gezi Parký nöbeti

Mısır’da durmak bilmeyen bir sosyal hareket var. Tam olaylar bitti, seçim yapıldı ve Mısır kendi liderini seçti derken ikinci dalgası başladı hareketin. Türkiye’de de bir sosyal hareket olduğunu söyleyebiliriz. Mısır’daki kadar ciddi olmasa da Türkiye’nin yönetimden memnun olmayan kesimi kendi geliştirdikleri protesto yöntemleriyle memnuniyetsizliğini gözler önüne seriyor. Bir park meselesi neticesinde başlamış olsa da Türkiye’deki hareketin daha derin, ciddi sebepleri olduğu en başında biliniyordu. Mısır ve Türkiye’deki hareketlerin farklı karakteristikleri olduğu aşikar. Ancak bu yazıda her iki sosyal hareketi demokrasi ve eğitim ekseninde, birlikte değerlendirmek istiyorum.

Demokrasi ile eğitim arasında pozitif ilinti olduğuna dair literatürde bolca bulgu var. Artan eğitim seviyesinin ülkeleri daha demokratik bir siyasi yapıya sürüklediği ile ilgili ampirik kanıtlar için Barro (1999) ve Glaeser v.d. (2004) örnek olarak gösterilebilir. Tartışmamın ana eksenini oluşturacak çalışma ise Shleifer, Glaeser ve Ponzetto’nun 2006 tarihli “Why Does Democracy Need Education?” adlı makaleleri. Bu makalede, diktatörlüğün daha dar bir kitleye güçlü, demokrasinin ise geniş bir kitleye zayıf teşvik sunduğunu belirtiliyor. Ancak eğitim, sivil katılımın sağladığı faydayı arttırdığından, demokrasiye olan desteği de arttırmaktadır. Dolayısıyla bu artışın, diktatörlüğe karşı demokratik devrimlerin var olma ihtimalini arttırdığı da söylenebilir. Makaleyi uzun uzun anlatıp sizi sıkmak istemediğimden,makaleyle ilgili izahat kısmını çok kısa tutuyorum. Ancak, konuya ilgi duyanların bu makaleyi okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.

Randers-Pehrson, Almanya’daki 1848-1849 devrimini incelediği kitabında devrimlerin bir çekirdeği varsa, bu çekirdeğin eğitimli genç elitler olduğunu belirtiyor. Mısır ve Türkiye’deki hareketlerde de söz konusu elit grubun ön plana çıktığını görüyoruz. Bu elit grupla her iki ülkedeki yönetim arasında eğitim seviyesi ve dolayısıyla yaşama bakış açısından farklılıklar olduğu alenen ortada. Bu farklılıkları tartışmadan önce gençlerin sosyal hareketlerden beklentilerinin aktif siyasete katılım olmadığını, özgürlük ve eşitlik gibi evrensel değerler için sokaklara döküldüğünü belirtmek lazım. Meydanlardaki provokatörleri işaret ederek durumun hiç de böyle olmadığını iddia edenlerin affına sığınarak, genel manzaradan bahsettiğimi hatırlatmak istiyorum.

Arap Baharı’nın Mısır’a sıçramasının ardından konuya ilişkin “Mağrip’ten Mısır’a İsyan ve Başkaldırı” adlı bir TEPAV değerlendirme notu yayınlamıştık. Bu notta ayaklanmaları Edward Gurr’un göreli yoksunluk tezi ile ilişkilendirmiştik. Mısır ve Türkiye’deki sosyal hareketlerin dinamiğini açıklamada Shleifer, Glaeser ve Pozetto (2006)’daki bulgularla Gurr’un tezinin birbirini tamamladığını düşünüyorum. Eğitim seviyesi yükseldikçe, toplumun -özellikle eğitim açısından genç elit tabaka- göreli yoksunluk algısı artıyor olabilir. Aynı notta bahsettiğimiz gibi sosyal medya araçları bu algı oluşumunu hızlandırmaktadır. O zaman, sosyal hareket için bir diktatörlüğe ve göreli olarak yoksun olduğunu düşünen eğitimli bir sosyal sınıfa ihtiyacımız var. Mısır ve Türkiye bu şartları sağlıyor muydu?

Mısır’daki hareketin diktatörlüğe karşı olduğunu direkt söylemek mümkün. Türkiye’de ise durum bu kadar net değil. Ancak, topluma yön veren güçleri kendi üzerinde toplama eğiliminde olan bir idareci kesimden bahsetmek mümkün. Bu bir iktisat blogu olduğundan, iktisadi güç boyutunu ele alalım. Türkiye’nin gelir dağılımında ayaklanmaya sebep olacak bir bozulma söz konusu değil. Bilakis, AKP’nin yönetimde olduğu süre boyunca sınırlı da olsa bir iyileşme var gelir dağılımında. Sorun, gelir dağılımının iyileşmesinden ziyade gelirin sınıflar arası transferinde ve bu transferin çıplak gözle görülmesinde. Diktatörlüğün daha dar bir kesime yüksek fayda sağladığını girişte belirtmiştim. Türkiye için diktatörlük kelimesi doğru olmadığından, topluma yön veren güçlere hükmeden bir grubun, taraftarlarına yüksek kazanç sağladığını söyleyebiliriz. Bu transfer yüksek eğitimli gençleri rahatsız edebilir. Böyle bir transferi gerçekleştirmek için hakkaniyet mefhumu da çöplüğe atılırsa gençlerin eyleme geçmesi için gereken sinyalin şiddeti artacaktır. Gurr’un teziyle bu durumu nasıl bağdaştıracağız? Hakkaniyetin ihlali başlı başına bir göreli yoksunluk problemi oluşturmaktadır. “Daha fazla çalışmama, hak eden taraf olmama rağmen neden ben değil de o yiyor yoğurdun kaymağını?” gibi sorular zuhur etmeye başlıyor gençlerin dimağında. Öte yandan, Twitter ve Facebook gibi sosyal hızlandırıcılar sayesinde gençler hem kendilerini diğer ülkelerden denkleriyle mukayese etme şansı elde ediyor hem de kendi farkındalıklarını kendileriyle aynı durumda olan diğerleriyle paylaşabiliyor.

Sosyal hareketlerin amacı sosyal optimizasyondur. Ortada bir güç dağılımı problemi vardır ve güç en iyi şekilde dağılana kadar hareket eder toplum. Mısır’daki ilk hareketin başarı ile sonuçlandığını gördük, ama toplum bu çözümün genel çözüm değil de özel çözüm olduğuna kanaat getirdi ve tekrar harekete geçti. Şimdi daha büyük bir çatışma söz konusu: Özel çözümden memnun olan kesim ile memnun olmayanlar. Türkiye’de bu durumu sokaktaki elli ile evde zor tutulan elli ayrımında yaşıyoruz. Bu ayrımı Shleifer, Glaeser ve Ponzetto’nun yaptığı gibi fayda-zarar ekseninde tartışmak mümkün. Sokaktaki elli, daha demokratik bir ortamda daha fazla fayda sağlayacağını düşünüyor. Evde zor tutulan elli ise mevcut durumda kendi faydasının maksimize edildiği düşünüyor. Tam da bu noktada, bireyin algıladığı maksimum fayda seviyesi ile eğitim düzeyi arasında yüksek pozitif ilinti olabileceğini düşünüyorum.

Kaynakça

[1] Barro, R. (1999). “Determinants of Democracy”, Journal of Political Economy 107: 158-183.

[2] Cunedioğlu, H. E., Ö. Fazlıoğlu, Ü. B. Urhan (2011). “Mağrip’ten Mısır’a İsyan ve Başkaldırı: Arap Sokakları Saraylardan Ne İstiyor?”, TEPAV Değerlendirme Notu.

[3] Glaeser, E., R. LaPorta, F. lopes-de-Silanes ve A. Shleifer (2004). “Do Institutions Cause Growth?”, Journal of Economic Growth 9: 271-303.

[4] Randers-Pehrson, J. D. (1999). “Germany and the Revolution of 1848-1849″, New York: Peter Lang.

[5] Shleifer, A., E. Glaeser ve G. Ponzetto (2006). “Why Does Democracy Need Education?”, NBER Working Paper 12128.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.