Tayy-ı Mekan Kayb-ı İnsan

Sevgili dostum Barış Urhan, gene hep serbest atıyorsun diye kızdı bana. Serbest atış dışındaki kategoriler gavur mu da oralara yazmıyorsun demiş mesajında. “Sevgili Barış, ben kategorileri gavur ve gavur olmayan diye ayıran faşistlerden değilim” diye cevap verebilirim ama vermiyorum. Barış gibi güzel bir adamı kırmamak için kategorisi “serbest atış” olmayan bir yazı eklemeye karar verdim İktisadiyat’a. Bu yazıyı daha önce şahsi blogum için yazmıştım. Yazı, ortaya attığım (amiyane tabirle salladığım) Büyük Sosyal Patlama tezimin yüzeysel bir tanımını içeriyor. David Harvey’in zaman-mekan sıkışması dönemini bir mekan genişlemesi döneminin takip ettiğini ve toplumun, daralmayı takip eden genişleme nedeniyle bir sosyal patlama yaşadığını iddia ediyorum. Konuya ilginiz varsa yazıyı seveceğinizi düşünüyorum. Keyifli okumalar.

Tayy-ı Mekan ve Kayb-ı İnsan

Şu anda içini karıştırmakta olduğunuz internet günlüğü (blog), adından da anlaşılabileceği üzere gerçek bir günlük, daha doğrusu dünlük olarak kullanılmak üzere var edilmişti. Burada bir var etme eylemi söz konusu ki var edebilmenin sadece yaratıcıya ait bir güç olduğunu kabullenmiş bir toplumun mensubuyum ben aslında. Ancak bu yazıda bu kabullenişin üstünden atlayıp insanoğlunun evliyagillerden ve tanrıgillerden özellikleri nasıl kendisinde topladığını ve bu toplayışın insanoğlunu insan olmaktan uzaklaştırdığını tartışacağım.

Bu giriş tarzının benim internet günlüğümün iklimine ters bir ciddiyet taşıdığının farkındayım. Ciddi bir haldeyim şu anda; şaşkınlığımdan ya da dünya dinamiklerini izan edemeyişimden mütevellit mallığımdan ötürü kendimi ciddi hissediyorum. Merak etmeyin yazım gene bölük pörçük olacak, anlaşılmayacak bazı yerleri, küfür ya da bayağılık da olacak yazının üzerindeki sosta. Sahi, hiç neden böyle yazdığımı düşündünüz mü? Beni kendinize daha yakın hissetmenizi istemişimdir hep. Sizin yapabileceğiniz, yazabileceğiniz şeyleri yapan ve yazan bir adam olduğumu bilin istedim. Aynı havayı soluyoruz, çok kayısı yiyince ben de ishal oluyorum.

Kendi internet günlüğümden ya da bir adamın dünlüğünden bahsederek başlamıştım yazıya, oradan devam edeyim. Bir adam olarak ben, neden dünlerimi halka arz etmeye karar vermiştim? Sosyal borsaya kote olmanın bireye ne faydası olabilir ki? Bu sorulara uzun uzadıya cevap verecek değilim bu yazıda. Hal Niedzviecki’nin “Dikizlemenin Günlüğü” adlı kitabı oldukça tatmin edici cevaplar veriyor bu sorulara. Ayrıca, kitabı okuduktan sonra sosyal medyadan arınmak için internet detoksuna başlamaya karar vermeniz de muhtemel. Neyse, söz konusu kitapta bahsi geçen dikizleme kültürü kavramını kitaba sadık ama biraz çizginin dışına çıkmış şekilde kullanmak istiyorum. Dikizledik tarih boyunca. Dikizlemenin şiddeti arttı teknoloji geliştikçe. Dikizlediklerimiz ünlü ve zengin olanlardı hep. Onlar gibi olabilmek için dikizlenme arzusu gelişti bizde. Dikizlenmek kolaydı da artık. Makul bir açıklama gibi duruyor, değil mi? Farklı cevaplar da verilebilir aynı soruya. Zaten sosyal bilimlerin güzel tarafı da bu değil mi? Mutlak bir açıklama yoktur çoğu zaman. Söz konusu “çoğu zaman” ile “her zaman” arasında epsilon kadar fark olduğunu da söylemem gerekiyor. Mesela, bireyin varlığını ya da dünyada kapladığı alanı genişletme sevdasıdır diyebiliriz, internette günlerini paylaşmasının nedeni. Az önceki olası cevabı daha mikro düzeye çekip, odağımızı daraltmamız da mümkün. Bireyin kendini, kendi hayatını halka açmasının sebebi, toplumsal faydaya pozitif ya da negatif katkı yapabilme arzusudur denebilir. Bu üç cevabın her birini doğru kılan en az bir insan vardır dünyada. Yazının konusunun az önce yürüttüğüm tartışmayla alakası olmadığının farkındayım. Neden bundan bahsettiğimi de bilmiyorum. Belki, bir şeyler bildiğimi sizlere göstermek ve sizin saygınızı kazanmak istiyorum. Belki, sizlerden birinin hayatına tesir edebilmeyi arzuluyorum. Belki de bu havalı görüşlerim sayesinde ünlü olabilmeyi ümit ediyorum. Kim bilir? Cevap bende saklı, ama o cevabı arayacak takatim yok şu anda. Bu uzun ve anlamsız tartışmadan sonra demek istediğim tek şey şu: Ben kendime bir alan yarattım kendimi paylaşabileceğim.

Şu ana kadar yazdıklarımı okudum da bu yazının çok uzayabileceğini fark ettim. Uzun yazılarımın okunamadığı konusunda geribildirimler aldığımdan, yazıyı direk sonuca bağlayıp kısa tutmak istiyorum. Burada ortaya atacağım tezin daha uzun ve ciddi bir versiyonunu başka bir yazıda anlatacağım.

Kendine mekan yaratabilmenin yollarını öğrenmişti insanoğlu. Bu mekanlar sanaldı aslında. Ancak sanalla reel arasındaki duvar erimeye başladı zamanla. Sanal mekan, reel bireylere ev sahipliği yapabilmesi nedeniyle reel mekandan farksızdı artık. Diğer bir ifade ile Harvey’in bahsettiği zaman-mekan sıkışmasını bir zaman-mekan genişlemesi dönemi takip ediyordu. Yazının girişinde evliyagillerden özellikler diye bir tabir kullanmıştım. Tayy-ı mekan evliyalarda görülen bir özelliktir. Mekandan bağımsızlık ya da aynı anda birden fazla yerde bulunabilme anlamına gelir. Sanal mekanın reelleşmesiyle insanda tayy-ı mekan yeteneği zuhur etti. Aynı anda birden fazla mekanda var olabiliyordu artık insan. Evinizde annenizle sohbet ederken aynı anda Facebook’ta Neşe ile, Twitter’da ise Feridun ile muhabbet edebiliyorsunuz artık. Siz, anneniz, Neşe, Feridun hep gerçek bireylersiniz ve dolayısıyla muhabbetleriniz de tamamen gerçek. Zaman-mekan sıkışmasını takip eden zaman-mekan genişlemesi evresini bu şekilde tanımlıyorum işte.

Sıkışan, aşırı yoğun ve sıcak bir noktanın genişlemesiyle evrenin oluşumunu açıklayan tez değil miydi büyük patlama? Günümüz sosyal evreninde de önce bir sıkışma, sonra da bir genişleme söz konusu. O zaman bir büyük patlamadan bahsetmek mümkün olmalı. Nitekim öyle bir patlama var. Yeni bir insanlık modeline ev sahipliği yapan yeni bir sosyal evren yarattı büyük sosyal patlamamız. Bunun en güzel örneğini geçen hafta Reyhanlı’daki patlamanın sonrasında gördüm ben. Patlama sonrası ölen yüze yakın insan hiç umurundan değildi yeni model insanın. Ölülerin yakınları acı ile kavrulurken, diğerleri devam ediyordu sonradan reelleşmiş sanal mekanlarında yemek, seyahat ve her nevi eğlence fotoğrafları paylaşmaya. Devam ediyorlardı bir futbol müsabakası hakkında heyecan dolu tartışmalar yürütmeye. Sahi, ölenle ölünmüyordu değil mi? Ölene saygı da mı duyulmuyordu? Ya ölünün yakınlarına? Eskinin tekil reeli de reelleşmiş sanalın izinden gidiyordu artık. Sokaktaki insan, televizyondaki program yapımcıları, siyasetçiler… Toplumun tümünün epsilon komşuluğundaki bir küme sallamamıştı böyle bir patlamayı. Onlara da hak vermek lazım ama. Var olmalarına sebep büyük patlamadan sonra yeni patlamalara itibar edecek durumda olmasalar gerek.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.