Marshall ve Karatahta İktisadı

Kaynak: http://www.joh.cam.ac.uk/

Geçmişe az biraz meraklı olanlar günümüzde okutulan iktisada giriş kitaplarının atası olarak Paul Samuelson’ın 1948’de yayınladığı ve Keynesyen iktisadı neo-klasik iktisatla birleştirdiği Economics kitabını bilirler. Samuelson’ın sağlığında 19 baskısı yapılan kitabın ilk baskısının tıpkıbasımı bugün Amazon’da 60 küsur dolara satılıyor. Oysa Samuelson’dan çok önce, John Stuart Mill’in 1848’de yayınladığı Principles of Political Economy 1900’lerin başlarına değin İngilizce konuşulan ülkelerde ders kitabı olarak okutuluyordu. Bu tarihten sonra yavaş yavaş Alfred Marshall’ın 1890’da yayınlanan Principles of Economics kitabı Mill’in yerini almaya başladı.

Marshall’ın Principles’ını karıştırırken kitap sonundaki eklerden birinde Mill’den yapılan bir alıntıya denk geldim. Alıntının başında Mill “Sadece iktisatçıdan ibaret olan biri, iyi bir iktisatçı değildir,” diyor (Marshall, 1920, s. 771). Marshall kaynak olarak Mill’in On Comte adlı kitabını gösteriyor. Ama benim bildiğim kadarıyla Mill’in böyle bir kitabı yok. Hatta internete baktığımda Mill’in bu sözlerini alıntılayanların da kaynak olarak Marshall’ı gösterdiklerini gördüm. İşin aslı şöyle: Mill 1865’te Westminster and Foreign Quarterly Review dergisinde Comte’un Cours de Philosophie Positive kitabını eleştirdiği iki bölümlük bir makale yayınlıyor. Bunlar aynı yıl Auguste Comte and Positivism başlığıyla kitaplaştırılıyor. Marshall alıntıyı bu kitaptan yapıyor, ama hem kitabın ismini yanlış yazıyor hem de alıntıyı düzgün yapmıyor. Bunlara bir bakalım.

Marshall, Mill’den yaptığı alıntıyı “The Scope and Method of Economics” başlıklı ekte kullanıyor. En başta yazdığına göre, Comte’un da aralarında olduğu bazı kişiler, insan eylemleriyle ilgili herhangi bir çalışmanın faydalı olabilmesi için bunun tüm toplumsal bilimlerle bağlantılı olarak yapılması gerektiğini ileri sürüyorlarmış. Toplumsal hayatın çeşitli yönleri birbirleriyle bağlantılı olduğundan dolayı, bunlardan herhangi biri üzerine uzmanlaşmaya dayalı olarak yapılacak herhangi bir çalışma faydasız olacakmış. Bu nedenle iktisatçılar diğer toplumsal bilimlerden farklı olarak oynadıkları rolü bırakmalı, birleşik ve tüm toplumu kapsayan bir toplumsal bilimin geliştirilmesiyle uğraşmalıymış.

Ancak Marshall (1920, s. 770) bu kişilere katılmıyor ve “(…) insanların eylemlerinin toplum içinde kapladığı alanın bütünü, tek bir entelektüel çaba vasıtasıyla analiz edilemeyecek ve açıklanamayacak kadar geniş ve çeşitlidir,” diyor. Marshall’a göre Comte ve Herbert Spencer önemli çalışmalar yapmışlar, ama birleşik bir toplumsal bilim inşa etmede neredeyse hiçbir ilerleme kaydetmemişler. Bununla birlikte, Marshall, Comte’un toplumsal fenomenlerin bir arada bulunmasının belli bir alanda uzmanlaşmış kişilerin çalışmalarını faydasız kılacağında ısrar etmesini önemli buluyor. Bu hususu Mill’in de kabul ettiğini yazıyor ve yukarıda bahsettiğim alıntıyı veriyor. Tabii ben aşağıda Marshall’ın düzgün olmayan alıntısı yerine doğrudan Mill’in yazdıklarını toplu eserleri baskısından hareketle vereceğim.

Marshall’ın tek paragraf olarak yaptığı alıntı Mill’de iki farklı yerde bulunuyor. Comte’un politik iktisatçıları eleştirisini ele aldığı yerde Mill, Comte’un dikkate değer tek bir fikrinin olduğunu söylüyor. Bu da şöyleymiş:

“Ulusal zenginliğin koşullarını bağımsız bir konu olarak incelemek felsefi değildir; çünkü toplumsal fenomenlerin birbirleri üzerinde etkide ve tepkide bulunan tüm farklı yönleri, birbirlerinden ayrı olduğunda doğru anlaşılamaz. Bu durum, hiçbir şekilde, toplumun maddi ve sınai fenomenlerinin (kendi başlarına dahi) kullanışlı genelleştirmeler yapmaya elverişli olmadığını göstermez; sadece, bu genelleştirmelerin ister istemez belirli bir medeniyet biçimine ve belirli bir toplumsal gelişme aşamasına özgü olduğunu gösterir.” (Mill, 1969, s. 305)

Biraz daha ileride de şöyle yazıyor:
“Politik iktisat asla dar bir hava içinde yürütülmüyor ya da okutulmuyor gibi davranmıyoruz. Bir çalışma dar görüşlü kişiler tarafından yürütüldüğünde, bu kişiler dar nitelikli sonuçlara varacaktır. Eğer politik iktisatçı genel bilgi açısından yetersizse, bildiği sınırlı türden gerçeklerin önemini ve evrenselliğini abartacaktır. Tüm bilim insanları bu töhmet altındadır ve Bay Comte bunu onlara karşı kullanmaktan hiç bıkmıyor. Onları dar görüşlü olmakla, düşüncelerini önemsiz derecede olmakla, geniş görüşlü olmayı becerememekle ve sıklıkla kendi konularının sınırları dışında kalan aptalca düşünceler ileri sürmekle suçluyor. Politik iktisatçılar bu suçlamaları diğer pozitif araştırmacı sınıflarından daha fazla hak etmiyor, çoğundan daha az hak ediyor. Politik iktisatçıların sıkça suçlanabileceği başlıca dar görüşlülük hatası, iktisadi doktrinlerinin değil, insanlık hakkındaki mevcut deneyimlerinin evrensel anlamda geçerli olduğunu kabul etmeleridir; insan karakterinin geçici ya da yerel aşamalarını insan doğasıyla karıştırmalarıdır; insan zihninin muhteşem esnekliğine hiçbir inançlarının olmamalarıdır; en kuvvetli delillere rağmen, yeryüzünün, kendi çağlarında ya da hatta belki kendi ülkelerinde aşina oldukları insan tipinden daha farklı tipte insanlar meydana getirmesinin mümkün olduğunu kabul etmemeleridir. Bu dar görüşlülüğe karşı tek güvence, genel kültüre dayalı zihinsel bir eğitimdir. Bunun tüm kanıtladığı şey de sadece politik iktisatçıdan ibaret olan birinin muhtemelen iyi bir politik iktisatçı olmadığıdır.” (Mill, 1969, ss. 305-306)

İşte Marshall’daki iktisatçı alıntısının aslı burada paragrafın sonunda yer alıyor. Anlaşılan Mill’e göre sadece iktisat bilmek iyi bir iktisatçı olmak için yeterli değil. İktisatçının kendi araştırma alanı dışında kalan alanlarda da kendini geliştirmesi lazım. Mill yukarıdaki eleştirilerini 1865’te yazmış, ama bunlar günümüzde de geçerliliklerini koruyor. Bahsi geçen uzmanlaşma ve genelleştirme meseleleri benim aklıma şunları getiriyor: (a) farklı alanlarda çalışan, yani farklı uzmanlıkları olan iktisatçıların diğer alanlardaki iktisatçıların çalışmalarından ne kadar haberdar olduğu; (b) iktisattaki uzmanlaşmanın farklı alanlardaki iktisatçıların bir arada çalışmalarını zorlaştırıp zorlaştırmadığı; (c) belli konularda çalışan iktisatçıların, diğer alanlardaki iktisatçıların çalışmalarından bağımsız olarak, kendi çalışmalarını matematik kullanarak genelleştirmeye çalışması.

Gerçekten de, iktisatta uzmanlaşmaya gidilmesi ne kadar faydalı olmuştur? Bir arada bulunan toplumsal fenomenleri parçalara ayırıp incelemek, inceleme nesnesini anlamayı kolaylaştırabilir. Ama münferit olarak ele alınan bir fenomenin diğerleriyle olan bağlantısı nasıl kurulacak? Parçalar bir araya nasıl getirilecek? O hâlde sorun, herhangi bir iktisadi olgunun diğer olgularla olan bağlantısını incelemeden ya da hiçbir bir neden-sonuç ilişkisi aramadan, sadece münferit olgunun kendisinden hareketle genelleştirmelere gitmekte yatıyor. Bu genelleştirmelerde de ortak araç olarak matematik kullanılıyor. Bu şekilde yazılan metinlerde kültüre ya da belli bir toplumsal aşamaya ilişkin ifadeler bulmak mümkün değil.

Buradan Marshall’ın matematik kullanımı hakkında yazdıklarına geçelim. İngiliz iktisatçı Arthur Bowley’e yazdığı 1906 tarihli mektubu Marshall’ın bu konudaki en tanınmış metnini oluşturuyor:

“Fakat konuyla ilgili çalışmalarımın ilerleyen yıllarında, iktisadi hipotezlerle uğraşan iyi bir matematiksel teoremin iyi iktisat olmasının pek muhtemel olmadığını düşünmeye başladığımı biliyorum ve kuralları giderek arttırdım – (1) Matematiği bir araştırma makinesi yerine bir kısaltma dili olarak kullan. (2) İşin bitinceye kadar matematiği kullanmaya devam et. (3) Matematiği İngilizceye çevir. (4) Gerçek hayatta önemli olan şeyleri örneklerle açıkla. (5) Matematiği yak. (6) Eğer (4)’ü başaramazsan (3)’ü yak. Ben bu sonuncuyu sıkça yaptım.”

“(…) Doğuştan matematikçi olmayan birinin araştırma tezinde matematik kullanması – buna epeyce rastladım – bana katışıksız bir kötülük gibi geliyor. Bana göre, İngiliz dilinin matematik dili kadar kısa olduğu durumlarda, insanların matematik kullanmalarını engellemek için elinden geleni yapmalısın.” (Marshall, 1996c, s. 130)

Yine Bowley’e yazılmış 1901 tarihli mektuptan:
“Benim görüşüme göre, rakamlarla ifade edilebilecek yapıda olsun ya da olmasın, her iktisadi olgu diğer pek çok olguyla neden-sonuç ilişkisi içindedir. Bu olguların hepsini rakamsal olarak ifade etmek hiçbir zaman mümkün olmadığına göre, bunun mümkün olduğu olgulara kesin matematiksel yöntemlerin uygulanması neredeyse daima vakit kaybından ibarettir; pek çok durumda da kesinlikle yanıltıcıdır. Bu türden çalışmalar hiç yapılmamış olsaydı, dünya daha fazla ilerlemiş olurdu.” (Marshall, 1996b, s. 306)

Pigou’nun (1925, s. 84) dediğine göre yetenekli bir matematikçi olmasına rağmen Marshall matematiği tedbirlice kullanıyormuş. Aşırı derecede matematik kullanımının iktisatçıları entelektüel oyuncaklar ve hayali sorunlar gibi gerçek hayatın koşullarıyla ilgisi olmayan şeylere yönelteceğini ve matematik yoluyla ele alınması mümkün olmayan unsurları görmezden gelmelerine yol açacağını düşünüyormuş. Marshall’ın bu düşüncelerinin günümüzde gerçekleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. O hâlde iktisat eğitimi nasıl olmalı? Bir fikir vermesi için yine Marshall’a bakalım. Kayda değer son büyük iktisatçı J. M. Keynes’in babası John Neville Keynes’e Scope and Method adlı kitabı hakkında yazdığı 1890 tarihli mektupta şöyle diyor Marshall:

“İkinci husus, benim analiz kelimesini kullandığım yerde siz sürekli olarak teori kelimesini kullanıyorsunuz. Bana göre bu durum başlı başına bir kafa karışıklığına neden oluyor; sonrasında sizin günümüze ait olguları tarihten dışlamanız da bu karışıklığı arttırıyor. Buna rağmen, bu olguların teorinin bir parçası olduğunu açık bir şekilde söylemiyorsunuz. Eğer öyleyseler, teorik çalışmanın tarihsel çalışmadan önce geldiği konusunda sizinle hemfikirim. Fakat ben meseleyi bu şekilde ortaya koymayı tercih etmiyorum. Benim görüşüm şöyle:

(i) İşe analiz ile başlayın. Analiz geçmişe ya da mevcut zamana ait olgularla ilgili tüm araştırmalar için gerekli bir giriştir. Belki kısa bir tarihsel giriş de ilâve edilebilir.

(ii) Ardından öğrencilerin yaşadıkları yerlerin iktisadi koşulları hakkındaki bilgilerini yoklamalarını sağlayın. Bu koşulların tek tek birbirleriyle olan bağlantılarını gösterin. Analizi daha gerçekçi ve somut yaparak ilerletin.

(iii) Değer, para, dış ticaret vs. konularına uygulanması mümkün, özellikle de öğrencinin içinde bulunduğu koşullarla bağlantılı bir genel teori ya da muhakeme süreci geliştirin. Öğrencinin koşullarının diğer koşullarla ne kadar ve hangi yollarla ilişkilendirilebilir olduğunu gösterin.

(iv) Genel bir iktisat tarihi dersi verin.

(v) İktisat teorisine geri dönün ve teoriyi daha da ilerletin.

(vi) İktisadi koşulları toplumsal hayatın diğer yönleriyle bağlantılı olarak değerlendirin.

(vii) Genel olarak pratik meselelerin ve özel olarak toplumsal reformun iktisadi yönlerini ele alın.” (Marshall, 1996a, s. 339)

Tekrar Principles’taki eke dönersek, Marshall (1920, s. 771) iktisadın ilgilendiği kuvvetlerin mekanik yoldan bir araya getirilmeye uygun olduğunu ve bunun tümdengelim yapmak için avantaj sağladığından bahsediyor. Yani iki ayrı iktisadi kuvvetin nasıl hareket ettiğini bildiğimizde, bunların birlikte olan hareketini de tecrübeye gerek kalmadan gayet iyi tahmin edebiliriz diyor. Ancak Marshall’a göre mekanikte dahi “uzun tümdengelimsel muhakeme zincirleri” oluşturmak sadece laboratuarda gerçekleşen olaylar için mümkündür. Zira bu zincirler “heterojen materyallerle ve gerçek hayattaki kuvvetlerin karmaşık ve kesin olmayan bileşimiyle” başa çıkmak için yeterli bir kılavuz değildir. “O hâlde analizin ve tümdengelimin iktisattaki işlevi, birkaç uzun muhakeme zinciri oluşturmak değil, doğru şekilde çok sayıda kısa zincir ve tek tek birbirine bağlı halkalar oluşturmaktır,” (a.g.e. s. 773). İlginçtir, “Uses of Abstract Reasoning in Economics” başlıklı bir sonraki ekte Marshall iktisatta matematik kullanımının faydalarından bahsediyor. Matematik eğitimi almanın, “iktisadi muhakemede yer alan bazı genel ilişkileri ve kısa süreçleri” açık bir şekilde ifade etmek için yararlı olduğunu yazıyor. Hatta gerçek hayata gözleri kapatarak oluşturulacak tamamıyla hayali bir yapının gerçek sorunlara ışık tutabileceğini söylüyor. Ama araya “bunlar muhtemelen bizimki gibi iktisadi sorunları olmayan varlıkların ilgisini çekebilir” (a.g.e. s. 782) diye bir cümle de sıkıştırıyor.

Marshall’ın bu düşüncelerinden hareket ettiğimizde, günümüzde matematiğin iktisatta soyut ve uzun tümdengelim zincirleri oluşturmak için kullanıldığını söyleyebilir miyiz? Marshall hakkındaki bir makalesinde Ronald Coase (1975, s. 31) Marshall’ın neden iktisatta aşırı matematik kullanımına karşı çıktığını soruyor. Yanıt olarak, basit zihinsel yapıları destekleyecek verilerden yoksun olmayı, matematiksel olarak ifade edilemeyen unsurların görmezden gelinmesini ve iktisatçıların gerçek hayatta var olmayan meselelerle uğraşmasını Marshall’ın itirazının nedenleri olarak ileri sürüyor. Coase’a göre, iktisatta son yıllarda (yani 1975 civarında) olup bitenlerin Marshall’ın düşüncelerinde değişiklik yapması şüpheliymiş. Bugün olsa Marshall herhalde hiç değişiklik yapmazdı. Dahası, Coase (1992, s. 714) ampirik temeli olmayan teorileri ve sadece iktisatçıların kafasında yer alan sistemleri “karatahta iktisadı” olarak adlandırıyor. Bu iktisadı bir röportajında şöyle tanımlıyor: “Karatahta iktisadı karatahtaya yazabileceğiniz, içinde hayali bir sistemi çalıştığınız iktisattır. Hiçbir ampirik temeli yoktur. Gerçekte ne olduğuyla ilgilenmez. Nelerin gerçekleşebileceğini ve nelerin gerçekleşmediğini hayalinizde canlandırdığınız bir iktisattır. Bu nedenle, çok fazla soyut olan modern iktisadı hayli eleştiriyorum. Bu da karatahta iktisadı olarak adlandırılıyor,” (Coase, 2012, 6:31).

Bana göre, Marshall’ın iktisatta matematik kullanımından kaynaklanan korkuları da Coase’un “karatahta iktisadı” içinde yer alıyor. Bugün bu iktisadı öğreten ve bunun üzerine çalışan pek çok kişi var. Örneğin bu iktisadın içinde, insan davranışlarına etki eden din, yetiştirilme biçimi ve kültür gibi unsurları dikkate almadan, sadece birtakım kurgusal deneylerle insan davranışlarını açıklamaya çalışan dallar bulunuyor. Bunlar elde ettikleri sonuçları bireylerin hangi değerler sistemi içinde yer aldığına bakmadan matematikle genelleştiriyorlar. Ancak bu genelleştirmelerde, sonuçların neden farklı kültürlerde yer alan bireyler için de aynı derecede geçerli olması gerektiğine dair hiçbir açıklama bulunmuyor. Bu dallarda çalışanlar herhalde Samuelson’ın (1952, s. 52) sözlerini benimsiyorlar: “Ne de olsa üniversitelerimizi boşta kalanlara Şeytan’ın yapacak iş bulacağı ilkesine dayanarak işletiyoruz.” Bununla birlikte Samuelson (a.g.e. s. 60) Marshall’ın eleştirilerini “[Marshall matematik kullanımını] gerçeklere ulaşmanın bir yolu olarak görüyordu, ama bunları nakletmek için iyi bir yol olarak görmüyordu” şeklinde yorumluyor. Ben Marshall’da böyle bir şey göremedim.

Marshall olsaydı bu hayali iktisat üzerine çalışanların bulgularına ne derdi? Bunun için yine mektuplarına bakalım. Talep ve arz eğrilerini ilk kullanan kişinin Marshall olduğu zannedilir. Oysa bunları 1838’de yayınlanan Recherches sur les Principes Mathèmatiques de la Thèorie des Richesses adlı kitabında ilk defa Fransız matematikçi Augustin Cournot çizmiştir. Ama şekiller ana metnin içinde değil, kitabın en sonunda ikiye katlanmış bir sayfada yer alırlar. İlginçtir, Francis Edgeworth’a 1902’de yazdığı mektupta Marshall (1996b, s. 391) Cournot’nun tekelleri “ele alma yöntemini gerçek hayattaki koşullara uygulamanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını” söylüyor ve bu yöntemin ortaya koyduğu sonuçlar için “soyut iktisat üzerine yapılmış ve gerçek hayattaki iktisada doğru devam etmemiş bir akademik eğitimin zararları” diyor.

Bu eğitimin günümüzdeki başlıca zararı da soyut iktisat üzerine olan çalışmalarını matematik kullanarak genelleştirmeye çalışan karatahta iktisatçıları yetiştirmesi. Bu iktisatçıların arasında 2008’deki mortgage krizi hakkında konuşmayı tabu sayan tiplerin olduğunu dahi işitmiştim. Yukarıdaki röportajında Coase “işe koyulup gerçekte neler olduğunu bulmalısınız” diyor. Bu “işe koyulma” kısmında ben Mill’in en baştaki sözüne dönüyorum: “sadece politik iktisatçıdan [siz “iktisatçı” anlayın] ibaret olan biri muhtemelen iyi bir politik iktisatçı değildir.”

Kaynaklar
1. Coase, Ronald. (1975), “Marshall on Method”, Journal of Law and Economics, 18 (1), 25-31.
2. Coase, Ronald. (1992), “The Institutional Structure of Production”, The American Economic Review, 82 (4), 713-719.
3. Coase, Ronald. (2012), “Coase on Externalities, the Firm, and the State of Economics”, EconTalk Episode with Ronald Coase, http://www.econtalk.org/archives/2012/05/coase_on_extern.html.
4. Marshall, Alfred. (1920), Principles of Economics, 8. baskı, Londra: Macmillan.
5. Marshall, Alfred. (1996a), The Correspondence of Alfred Marshall, 1. cilt, Ed. John K. Whitaker, Cambridge: Cambridge University Press.
6. Marshall, Alfred. (1996b), The Correspondence of Alfred Marshall, 2. cilt, Ed. John K. Whitaker, Cambridge: Cambridge University Press.
7. Marshall, Alfred. (1996c), The Correspondence of Alfred Marshall, 3. cilt, Ed. John K. Whitaker, Cambridge: Cambridge University Press.
8. Mill, John Stuart. (1969), Essays on Religion, Ethics and Society, Collected Works, 10. cilt, Londra: Routledge & Kegal Paul.
9. Pigou, A. C. (1925), Memorials of Alfred Marshall, New York: Macmillan.
10. Samuelson, Paul A. (1952), “Economic Theory and Mathematics – An Appraisal”, The American Economic Review, 42 (29), 56-66.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Can Madenci

Yazar Hakkında Can Madenci

Can Madenci lisans, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi iktisat bölümünde yaptı. Madenci doktora tezinde iktisadi hesaplama tartışması ve Friedrich Hayek’in görüşlerini çalıştı. ABD, Alabama'da bulunan Mises Enstitüsü’nde burslu araştırmacı olarak çalışmalar yürüttü. Halihazırda ilgi alanları Marksist ve evrimsel iktisattır.