İktisatta Deneysel Yöntemler Üzerine

gorsel1

Bu haftaya öncelikle güzel haberlerle başlayalım. Sonbaharda yayımlanması planlanan iki adet davranışsal ve deneysel iktisat kitabının hazırlıkları son hızıyla sürmekte. Bu iki yayın da Türkiye ve yurtdışında bu alanda çalışmalarını yürüten akademisyenlerin yazdığı makalelerden oluşmakta ama sade dilleriyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmayı amaçlıyorlar.

Kitaplardan ilki N. Emrah Aydınonat ve Ü. Barış Urhan’ın derlediği, iktisat terimlerinden olabildiğince uzak, bir nevi sohbet diliyle Dan Ariely’nin Predictably Irrational’ı (Akıldışı ama Öngörülebilir-Optimist Yayınları) tadında olacak. İkinci kitap ise İmge Yayınevi’nden çıkacak olan, Devrim Dumludağ, Özge Gökdemir ve Ester Ruben ile derlediğimiz “İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar”. Bu da aynı şekilde anlaşılır bir dille yazılan, genel okuyucu kitlesine hitap edecek ve bilhassa iktisat lisans öğrencilerine davranışsal iktisada giriş niteliğinde bir kaynak olmayı hedefleyen bir kitap. İktisadiyat ailesinden Barış, Tuna, Çınla, ben ve Ali Seyhun da bu kitapların yazarları arasındayız. İlerleyen tarihlerde hem kitaplar hem de tanıtım toplantıları hakkındaki detayları sizlerle paylaşacağız.

Sitede şimdiye kadar deneysel iktisat hakkında birçok yazı paylaşmış olmamıza rağmen deneysel yöntemlerle ilgili belki de en önemli iki konuyu hiç tartışmadığımızı farkettim. Bunlardan ilki niçin alışılageldiği ve diğer sosyal bilim dallarında olduğu gibi anketlerle yetinmeyip onları deneylerle desteklediğimiz ve hatta deneyleri anketlere tercih ettiğimiz. İkincisi, davranışsal iktisada belki de en yakın dal olan psikolojideki deneyler ile iktisat deneyleri arasındaki farklar.

Neden anketlere ek olarak deneylere ihtiyaç duyuyoruz?
Hepimiz şöyle ya da böyle, muhtemelen de üniversite yıllarında çeşitli anketler doldurmuşuzdur. Bu anketlerin kolay soruları vardır, örneğin demografi veya yorum gerektirmeyen sorular. Doğum tarihi, doğum yeri, cinsiyet, eğitim seviyesi, gelir düzeyi gibi sorular bir yorum gerektirmeyen, kolaylıkla cevaplanabilecek sorulardır. Ancak anket kitapçığının sayfalarını çevirdikçe soruları yanıtlamanın zorlaştığını görürüz. İşini üstünkörü yapmayan bir sosyal bilimci için bu oldukça nahoş bir durumdur. Zira katılımcı soruları yanıtlamakta zorlandıkça verdiği cevapların güvenilirliği de düşer ve bu da sosyal bilimcinin verisinin kalitesini ciddi anlamda düşürür.

Standart World Value Survey güven (veya sosyal sermaye) sorusunu ele alalım örneğin: “Genel olarak insanların güvenilir olduğunu mu, yoksa insanlara karşı her zaman temkinli yaklaşılması gerektiğini mi düşünürsünüz?” Bu soru her ne kadar kabul edilmiş bir anket sorusu olsa da konumuz için güzel bir örnek. “Genel olarak”, “İnsanlar”, “Güven” ve “Temkinli Yaklaşmak” her insanın farklı biçimde yorumlayabileceği kavramlar. Dolayısıyla, sorular nesnelliğini yitirip yorumalanabilirliği arttıkça yanıtlar da bir o kadar parazitli olacaktır.

Carpenter (2002) anketlerin sorunlarını üç maddeyle özetliyor. Öncelikle anketler genelde teşviklere elverişli değiller. Evet, çoğunlukla katılımcılara belli bir miktar para veya hediye veriliyor ancak bunlar performansından ya da kararlardan bağımsız teşvikler. Bir başka deyişle katılımcının soruları dikkatsizce veya ciddiyet uzak bir biçimde yanıtlamalarını önleyecek bir kontrol mekanizmasından bahsedemeyiz. İkinci sorun ise katılımcının soruların veya çalışmanın konusunu tahmin edip, araştırmacının kendisininden ne beklediğini anlayıp, yanıtları ona göre vermeleridir. Örneğin “İnsanlar sizce ne kadar güvenilirdir?”, “İnsanlara ne sıklıkla yardım edersiniz?” gibi soruların cevapları aslında gerçekte katılımcıyı değil, onun göstermek istediği kişiyi yansıtır. Son olarak ise anket sorularının ekseriyetle farazi olmalarıdır. “Bankada sırada beklerken, birisi önünüze geçse tepkiniz nasıl olur?” gibi bir soru aslında varsayıma dayalı olduğundan cevap da gerçeği yansıtmayabilir. Deneyler ise bu sorunların büyük bir ölçüde üstesinden gelmektedir. Öncelikle katılımcıların karalarına doğrudan bağlı parasal teşviklerle deneylerin veri kalitesi anket sorularına göre daha güvenilirdir. Farazi sorulara cevap vermek yerine oyunlarda stratejik kararlar verildiğinden daha gerçekçi şartlardan bahsedilebilir ve oyuncuların kararları genellikle anketlerdeki gibi sözlü ifadelere bağlı olmadığından araştırmanın amacı anketlerdeki kadar açık değildir.

Ancak unutmamak gerekir ki bazı deneyler her ne kadar kimi anket sorularına alternatif olarak kullanılsa da davranışsal iktisat deney ve anketleri bir arada kullanmaktadır.gorsel2

Psikoloji ve İktisat Deneyleri Arasındaki 4 Fark
Psikoloji ve İktisat sık sık birbirlerinin çalışma alanlarına geçmektedirler. Bugün davranışsal iktisat sosyal tercihler, mutluluk ve hatta bilişsel yetenekler gibi konuları da incelerken bu sosyal bilim dalları arasındaki çizgiler yer yer silikleşebiliyor. Yöntemsel olarak bu belirsizliklerin başında iktisat ve psikoloji deneyleri arasındaki fark geliyor. Bu 4 fark Hertwig ve Ortmann (2001) tarafından şöyle sıralanmaktadır:

1. İktisat Deneylerinin bir senaryosu varken, psikoloji deneylerinde böyle bir duruma genelde rastlanmaz. Burada senaryodan kasıt, iktisat deneylerinin oyunculara belli bir sayıda karar seçenekleri sunmasıdır. Örneğin bir diktatör oyunu birinci oyuncunun bir miktar parayı ikinci oyuncuyla nasıl bölüşeceğini inceler. Burada senaryo bellidir aslında: Birinci oyuncu gelirini maksimize etmek istiyorsa ikinci oyuncuya hiç para göndermez. İkinci oyuncuya gönderebileceği maksimum meblağ ise elindekinin hepsidir. Böylelikle denebilir ki oyuncunun tüm seçenekleri 0 ile kendisine verilen meblağın bütünü arasındaki mesafededir ve vereceği her kararın açıklaması deney öncesinde iktisatçı tarafından belirlenmiştir.

2. İktisat deneyleri tekrara dayalı oyunlara sıklıkla başvurur. Oyunlarda belli bir prosedür art arda tekrarlanabilir. Örnek olarak, kamu malı oyunları çoğunlukla birçok el üst üste (genelde 10 tur) oynanır. Böylece oyuncuların oyuna alışmaları ve oyunlar tekrarladıkça kararlarının nasıl değiştiği gözlemlenir. Psikoloji deneylerinde ise tekrarlara başvurulmaz

3. İktisat deneyleri kararlara bağlı parasal teşvikler verirken psikoloji deneylerindeki teşvik kararlara bağlı değil, bir katılım ücreti niteliğindedir.

4. İktisat deneylerin en çok tartışılan konularından biri de katılımcıları “aldatma”dır (deception). Deneye katılan oyunculara asla ve asla gerçekte olmayan bir açıklama yapılamaz. Misal, yine bir diktatör oyununda “Şu an bir başka oyuncuyla eşleştiniz” dediğimizde, o ikinci oyuncunun gerçekten varolması gerekir. Evet, diktatör oyununda ikinci oyuncu aslında hiçbir karar veremez ve sadece kendisine gönderilen parayı kabul eder. İki oyuncunun birbiriyle karşılaşmayacağı, birbirilerini tanımadıklanı bilsek de gönderilen para kesinlikle gerçek bir ikinci oyuncuya gitmek zorundadır. Zira, deneklerin olası bir aldatmadan şüphelenmesi araştırmacıların ve deneylerin itibarını zedeler.

Psikoloji deneylerinde aldatmaya başvurulmasının ise iki sebebi vardır. Denekler çalışmanın konusunu anlarlarsa daha farklı stratejilere dayalı karar verebilirler, bu da deneyin kontrolünü imkansız hale getirir. Psikoloji deneyleri iktisat deneylerinden daha davranışsal ve “hassas” farklılıkları inceledikleri için “aldatma” konusu iktisattaki gibi bir tabu değil , aksine faydalı bir araçtır. İkinci sebep ise psikoloji deneylerinde çoğu zaman “özel durumların” yaratılmasına duyulan ihtiyaç. Örneğin “Acil bir durumda insanların nasıl tepki vereceğini” araştıran bir psikoloji deneyinin o acil durumu bir şekilde yaratması gerekir ki katılımcıların tepkilerini ölçebilsin.

Kaynaklar:
[1] Carpenter, J. (2002). Measuring social capital: Adding field experimental methods to the analytical toolbox. Social capital and economic development: Well-being in developing countries, 119-137.
[2] Hertwig, R., & Ortmann, A. (2001). Experimental practices in economics: A methodological challenge for psychologists?. Behavioral and Brain Sciences, 24(03), 383-403.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Levent Neyse

Yazar Hakkında Levent Neyse

İstanbul Üniversitesi'nde iktisat lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra İspanya, Granada Üniversitesi'nde doktora yapan Neyse, Halen Almanya'da (Institute for the World Economy) post-doc ve London School of Economics, Social Policy bölümünde ortak araştırmacı (associate researcher) olarak çalışmaktadır. İlgi alanları deneysel ve davranışsal iktisat, sosyal sermaye ve sosyal tercihlerdir