Bu Gelişmiş Ülkeler de, Ha Bire Başımıza İcat Çıkartıyorlar!

patented

Aslında bu yazı, ileri teknolojinin hayatımızı nasıl değiştirebileceğine dair, Jetgiller kıvamında ve eğlenceli bir değerlendirme olacaktı. Ancak yazıya başladıktan sonra fark ettim ki, böyle bir değerlendirme küresel inovasyon ortamına dair bir değerlendirme olmaksızın pek çok okuyucu için havada kalacak. Eğlenceli fütürizm başka yazıya kalsın, bugün rakamlarla konuşalım.
“Yenilikçiliğin ve teknolojik gelişimin kaynağı ABD ve kalkınmış ülkeler” diye boşuna söylenmiyor. Açıkçası, icat çıkartmakta üstlerine yok. 2013 ve öncesinde, ABD Patent ve Marka Ofisi’nden alınan toplamı 5,5 milyon teknoloji patentinin %56’sını ABD’li şirketler almış. Geriye kalan %44’ün dağılımı da, yenilikçiliğin ve icat çıkarma meselesinin bir kaç ülkenin tekelinde olduğuna işaret ediyor. Japonya, ABD’deki patentlerin %17’sini, Almanya %7’sini almış. Yani, üç ülke, alınan her beş patentten dördünün sahibi (Şekil 1).

Şekil 1: ABD Patent ve Marka Ofisi’nden Alınan Patentlerin Coğrafi Dağılımı (2013’e Dek Alınan Toplam Patentler)

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Patentlerin şirketler arasındaki dağılımına bakıldığında da ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. ABD Patent ve Marka Ofisi’nden en çok patent alan 50 firma, toplamı 5,5 milyon teknoloji patentinin 1 milyonunu elinde bulunduruyor. Bu firmaların orijinlerine göre yapılan dağılım da, coğrafi dağılım ile uyumlu (Şekil 2).

Şekil 2: ABD Patent Ofisi’nden En Çok Patent Alan 50 Firmanın Coğrafi Dağılımı

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Firmaların sektörel dağılımına baktığımızda, pek çok sektörü etkileme potansiyeli Yüksek olan tüketici elektroniği, telekomünikasyon, kimya ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren ABD’li şirketlerin teknolojik yenilik alanında öne çıktığı görülüyor. (Bu arada, en çok patent alan 25 ABD’li kuruluş arasında, ABD Donanması ve ABD Ordusu da var!) Bu aralar pek revaçta olan ‘ileri teknoloji şirketlerinin ekonomiye katkısı’ tartışmasında, bu şirketlerin doğrudan istihdama katkıları yerine, ekonomideki dönüşümü destekleme kapasitelerinin tartışılması tam da bu açıdan önemli.
ABD’de en çok patent alan üç şirketin yıllara göre patent başvurularına ve aldıkları patent sayılarına baktığımızda, göze çarpan bir eğilim var. Patent başvuruları ile patent alma işlemi arasında genelde 3 ile 5 yıllık bir süre farkı var (Şekil 3). Yani, bir şirketin AR-GE için bugün yaptığı yatırım ancak 3-5 sene sonra ticari potansiyele kavuşuyor. Grafiklerde dikkati çeken bir diğer unsur da, patent başvuru sayılarında 2008 krizinin ardından görülen düşüş eğilimi. Her ne kadar burada sadece iki büyük şirket örnek verilse de, benzer bir sonuç firmaların büyük çoğunluğu için geçerli. Krizin ardından gelen şirket-içi finansal konsolidasyon süreçlerinde araştırma ve geliştirmeye ayrılan payın azalması patent başvurularını azaltmış olsa da, daha önceki yıllarda yapılan başvuruların neticelenmesi bu firmaların krizin ardından da patent sayılarını artırmaya devam etmelerine yetmiş. Diğer yandan, AR-GE yatırımlarının tekrar artışa geçmemesi durumunda patent sayılarında bir süre sonra küresel bir azalma yaşanabileceği ihtimalini de es geçmemek gerekiyor.

Şekil 3: IBM ve Samsung Firmalarının Yıllık Patent Başvuru ve Kabul Sayıları

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Kaynak: US Patent and Trademark Office

Küresel yenilikçilik ekosistemini değerlendirebilmek için, ABD dışındaki patent ofislerinde durumun nasıl olduğuna da bakmak gerekli. Dünyanın en büyük 5 patent ofisi tarafından kurulmuş “IP-5 Cooperation” [1] verilerine göre de durum pek farklı değil; ülkelerin sıralaması değişse de, sonuçlar benzer. 2013 yılında Avrupa Patent Ofisi’nden alınan yaklaşık 67 bin patentin 15 binini ABD, 13 binini Almanya, 12 binini Japonya almış. Aralarında Fransa, Çin ve Kore’nin de bulunduğu ilk 10 ülke toplam 67 bin patentin, 58 binine sahip. Japonya Patent Ofisi verileri de benzer bir tabloya işaret ediyor. 277 bin patentin 223 bini Japon firmaları tarafından alınmış. Hemen ardından 21 bin patent ile ABD, 7 bin patent ile Almanya ve 5 bin patent ile Güney Kore geliyor. Kore patent ofisindeki 127 bin patentin 96 bini Koreli firmalara, 14 bini Japon firmalar, 9 bini ABD’li firmalar ve 3 bini Alman firmalara ait. Ne yazık ki, Çin patent ofisinden gelen verilerde yabancı ülkelerin detaylı bir ayrımı yok, tek bildiğimiz 208 bin patentin 144 bininin Çinli firmalar tarafından alındığı. Ancak ABD, Almanya, Japonya ve Kore’nin bu listede de üst sıralarda olacağını tahmin etmek zor değil.

Peki, tüm bu rakamlar ne gösteriyor? En büyük 5 patent ofisinde, 2013 yılında toplam 957 bin patent alınmış. Bunların ezici çoğunluğunu ise ABD’li, Alman, Japon ve Koreli firmalar almış. İkincisi, ABD’deki patentlerin sektörel dağılımı, tüm alanlara etki edecek sektörlerde patentleme işleminin daha yoğun olduğunu gösteriyor. Yani, disiplinler-arası yaklaşım firmalar ve piyasa tarafından benimsenmiş, yatay alanlara yapılan yatırım daha çok ilgi çekiyor. Üçüncüsü, teknolojik yenilik uzun soluklu bir çaba gerektiriyor. Bugün yapılan yatırım, ancak birkaç yıl sonra ticarileşiyor. Diğer yandan bunu göze alan firmalar, küresel ölçekteki krizlerde bile yenilikçilik unvanlarını kaybetmeden yola devam edebiliyorlar.

Son bir not: Ülkelerin ABD’den aldıkları patent sayıları ile milli gelirlerini birlikte değerlendirmek için kurulan basit bir ekonometrik denklem [2], Türkiye ile aynı ekonomik büyüklüğe sahip hipotetik bir ülkenin ABD Patent ve Marka Ofisi’nden 1995-2013 yılları arasında 7 binden fazla patent almış olması gerektiğine işaret ediyor [3]. Oysa Türkiye, yeterince patent alamayan 147 ülke ile birlikte ‘diğer’ kategorisi içerisinde değerlendirilmekte. Görünen o ki, küresel ekonomik sıralamada yükselmeyi hedefleyen Türkiye’nin, yenilikçilik ve globalleşme alanlarında kat etmesi gereken daha çok mesafe var.
Kaynaklar

[1] IP5 Co-operation, Avrupa, Japonya, Kore, Cin ve ABD patent ofisleri arasinda kurulmus bir isbirligi agi. Bu sayede dunyadaki patentleme calismalari arasindaki koordinasyonun artirilmasi ve daha verimli kilinmasi hedefleniyor. http://www.fiveipoffices.org/index.html
[2] Ülkelerin ABD Patent ve Marka Ofisi’nden aldıkları toplam patentleri, ülkelerin dolar cinsinden nominal milli gelirleri ile ilişkilendiren bir doğrusal denklem kurulmuştur. Denklemin açıklama gücü (R2) %74 olarak bulunmuştur.
[3] 1995-2013 döneminin seçilmiş olması, Türk Patent Enstitüsü tarafından istatistiklerin 1995 yılından itibaren açıklanmasıdır. Bu dönemde Türkiye’de toplam 92.990 patent alınmıştır. Bunların 64.615 tanesini ise yabancılar almıştır. http://www.tpe.gov.tr/TurkPatentEnstitusu/statistics/
[4] İlk Görsel: www.ingredientsnetwork.com

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
İdil Bilgic Alpaslan

Yazar Hakkında İdil Bilgiç Alpaslan

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boston’da bulunan Brandeis Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi ve Finans alanında doktora yaptı. Tezini gelişmekte olan ülkelerdeki imalat sanayinde verimliliğin artırılması ve küresel entegrasyonun verimlilik yayılımına etkileri üzerine yazdı. Türkiye’ye döndükten sonra TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi’nde AR-GE Koordinatörü olarak, işgücü piyasaları ve beceri uyumsuzluğunun iyileştirilmesi üzerine çalışmalar yürüttü. Ardından TEPAV’da, özel sektörün geliştirilmesine yönelik ulusal ve uluslararası projelerde yer aldı. Halen uluslararası bir finans kuruluşunda Bölgesel Ekonomi Analisti olarak görev yapıyor. Bu bağlamda, makroekonomik gelişmelerin takibinden, analizinden ve politika diyaloğunun yürütülmesinden sorumlu.