Das Adam Smith Problem – Adam Smith Problemi

görsel 1

İktisadın eski ve çözülmek istenmeyen bir problemi daha var; o da Adam Smith problemi. ‘’Nereden çıktı?’’ diyecek birçok iktisat öğrencisi olabilir, malum ana akım iktisat öğrenimi içinde ben de ancak lisansüstü eğitimimde keşfettim. Hepimizin bildiği gibi Adam Smith, iktisadın babası ve önemli eseri ‘’Ulusların Zenginliği’’ eğer şansınız varsa bir eserinin daha olduğunu – ki bu eser ‘’Theory of Moral Sentiment –Ahlaki Duygular Teorisi’’- ve zaten Adam Smith’in bir ahlak filozofu olduğunu duymuş olabilirsiniz. İşte tam da hikayemiz, Ulusların Zenginliği’ nden yaklaşık 20 yıl önce yayınladığı Ahlaki Duygular Teorisi (ADT) ile Ulusların Zenginliği (UZ) arasındaki birey motivasyonları ile başlar. ADT’de Adam Smith, kişinin başkalarına karşı hislerini devreye sokar, yani birey, sadece kendi çıkarını düşünmemekte diğerlerinin mutluluğu için fedakârlık yapabilecek ve hatta kendini karşısındaki insanın yerine koyup onu anlayabilecektir yani Adam Smith, ‘’sempati’’ kavramını ortaya koymuştur. Problem de burada başlamaktadır; bir eserinde bireyler, sempati sahibi, omuzunda onu izleyen tarafsız bir gözlemciyle yani vicdanıyla hareket eden gayet makul tiplerdir, diğer eserinde ise bireyler, sadece kendilerini düşünen hesapçı ve bencil tiplerdir. Daha doğrusu iktisatçılar, UZ’den bireylerin motivasyonlarını bu şekilde çıkarsamışlardır. Ortaya şu soru, çıkar: Adam Smith’e ne olmuştur? Acaba fikirlerini bu denli değiştiren nedir? Bu soruya aranan cevap da Adam Smith probleminin kendisini oluşturur.

Kimi iktisatçılar, tam bir çelişkiden bahsederken, Adam Smith’in UZ’sinde sanayi devriminin yükselen İngiltere’sini görerek bundan etkilendiğini, bu yüzden fikir dünyasının değiştiğini öne sürerler. Kimi iktisatçılarsa, böyle bir çelişki yerine ya iki eseri ayrı ayrı değerlendirirler ya da birbirinin devamı olarak bağlantıyı çözerler.[1] Genel olarak Adam Smith Problemine yönelik dört farklı yaklaşımdan bahsedebiliriz. İlki, Adam Smith’in hayatından kaynakladığı yönündedir. İki eserin arasındaki tutarsızlık, ADT’yi bastıktan sonra, Adam Smith’ in Fransa’ya olan seyahati ve orada fizyokratlarla tanışması üzerine iktisadi adamın kendi çıkarını düşünen birey olduğunu düşünmesi ve bundan sonra da öyle yazmasına bağlanmakta. İkinci grup, ilk eserin odağının ahlaki konular ve ikinci eserin odağının iktisadi hayat olduğunu ortaya koyduktan sonra, tabii olarak birincisinde sempatiye dayanan bir açıklama getirildiğini ikincisinde de yine tabiatıyla çıkar peşinde koşan bireyden bahsedildiğini düşünmektedir. Üçüncü grup, sahte bir problem olarak görür ve çelişkinin olmadığını öne sürerek, iki eserde birbirinden farklı terminolojinin olduğu ve hatta kavramlar arasında bir bağ bulunmadığından, böyle bir problemin olmadığını öne sürerler. Dördüncü grup ise, tarihselliği temel alarak, eserler arasında bir çelişki olmadığını gösterir. Onlara göre, iki eser arasındaki durum, karşılaşılan değişim/dönüşümün anlaşılması ya da çözülmeye çalışıldığını göstermekte; Adam Smith’in ticaret toplumu dediği piyasaya giderek artan bağımlılığıyla değişen bu toplumu anlama çabasıdır. Ticaret toplumunun ortaya çıkmasıyla, geleneksel değerler, aşınmaya başlar ve dönüşüme uğrar, dolayısıyla toplumda yaşanan gerilim Adam Smith’in eserlerinde de gözlenmektedir. [2]

görsel 2 Bencillik ve özgecilik arasındaki tartışmalar yükselirken, öne çıkan bencillik olur. Spinoza ve Hobbes’un da belirttiği gibi, ilk erdem bencillik yani kendini koruma ve devam ettirme isteğidir. Hobbes’a göre, özgecilik, türdeşlerinin iyiliğini ve çıkarını gözeten eğilimlere sahip olma ön koşulu, ilk erdem değildir. Hobbes, doğal ahlak felsefesini kurgulamaya çalışırken, insanın kendini koruma isteğini merkeze koyar, diğerleriyle de sürekli savaş halinde olan bir sistemden bahseder. Daha da devam ettirecek olursak, bu çatışmayı önlemek için otorite yani devlet gerekmektedir ve bu kontrol devri ile devlet çoğumuzun duymuş olduğu ‘’Leviathan’’a dönüşür. Bencillik de sürdürülebilir bir eğilim değildir. Shaftesburry’ ye göre de insan iyi ahlak için bütün donanımlara içkin olarak sahiptir, bununla birlikte bencil davranışları tamamen dışlamamıştır, fakat ikisi arasındaki uyum ve ahlaki duyu ile doğru ve yanlış olanın ayırt edilmesi gerekir. Doğal hukuka yakın duran Adam Smith de, bu düşüncelerden etkilenmiştir. Bugün artık, burada da tanıtmaya çalıştığımız davranışsal ve deneysel iktisat gibi alternatif yaklaşımların ana akım iktisadın bireyine anlatmak istediği vurguları, Adam Smith, eserlerinde ortaya koymuş ve ticari kararların da tıpkı ahlaki kararlar gibi aklın ve duyguların egemenliğinde alındığını ifade etmiştir. Rasyonel davranış, önceden belirlenen hedeflere yönelik bir maksimizasyon çabası olarak zaman ve mekandan bağımsız bir evrensel olamaz ve hem ticari hem politik hayat, tarihsel koşulların belirleyiciliği etrafındadır. Her ne kadar birey, bencil olsa da tarafsız gözlemci, ahlaki bir dayanak noktası oluşturmaktadır.[3] Buradan hareketle, özdenetimi sağlamak için, bireyin yüksek ahlaki duygulara sahip olması gerekmez; bunun için sadece ‘’sempati’’ yeterlidir. Birey, adalet gibi daha kapsamlı kavramlar karşısında, öz çıkarından vazgeçebilir. Birey, toplumla iç içe kamusal alandan ayrılmadan, adalet ve dürüstlükle karar alırken, tam da gerçeklikledir ve bu karar mekanizması için yapay bir alan gerekmez. Hatta Amartya Sen’in ortaya koyduğu gibi bireylerin ‘’taahhüt-commitment’’ yeteneği vardır, sempati duygusu ile hareket etmeden, karşıdaki için her hangi endişe duymadan da, bir durumun yanlış olduğuna kanaat getirebilir ve o yönde hareket edebilir. Fakat tüm bunların aksine iktisadi adam, tam bir ‘’rasyonel ahmak-rational fool’’dur[4].

Bunların yanında, bütünleştirici bir yaklaşımla Adam Smith problemini ele alırsak, temel olarak toplum içinde yaşayan birey, özsevgisi gereği, diğerine yönelecek ve diğerinin sempatisini kazanmak yani kendisine hayranlık duyulması ve imrenilmesini sağlamak için zenginleşmeyi seçecektir. Zenginleşme, bireyin kendini koruma ve devam ettirme isteğine uygun olarak hayatını kolaylaştırırken, aynı zamanda beğeni toplamasına da neden olacaktır. Dolayısıyla çıkar, temelde maddi boyutlu olsa bile, amacı diğerlerinin gözünde sempati oluşturmaktır. Böylece çıkar, sempati kavramının bir bileşeni haline gelebilecektir[5]. Ya da kendi kendimizi kandırmak suretiyle serveti mutlulukla birleştirebilecek ve servet peşinde koşarken, katlandığımız maliyetlerin farkında olamayacağız. Smith’in de eleştirdiği gibi ‘’ahlaki duyguların bozulması ‘’ yoluyla erdemlerimizi kaybedip, güvensizlik içinde hırs, ötekileri sömürme ve bencillikten başka elimizde bir şey kalmayacaktır. Buradan da mutluluk elde edemeyeceğimiz ortadadır. Yapılan mutluluk iktisadı çalışmaları ile artan gelir seviyesi ve ekonomik büyüme, bireylerin yüzünü güldürememekte, mutlu olamayan modern birey, Barış’ın çalışmasında olduğu gibi antidepresanlara sarılmaktadır.

Velhasıl, Adam Smith’in bireyi, vicdanı tarafından kısıtlanmış bir çıkar duygusuna sahiptir ya da olmalıdır.

Kaynakça
[1] Brown, Vivien(2009), Adam Smith: Between Morals and Markets, edt. içinde Politik İktisat ve Adam Smith H.Kapucu vd., Yön Yayınları
[2] Yılmaz, Feridun(2010), İskoç Aydınlanması ve Adam Smith: Görünmeyen Adam Smith, edt. içinde ‘’Görünmez Adam Smith’’ M.Kara, E. Aydınonat, İletişim Yayınları, İstanbul
[3] Metin, Onur(2009), Görülmeyen Adam Smith: Üretim Sürecine Karamsar Bir Bakış, Politik İktisat ve Adam Smith edt. H.Kapucu vd. Yön Yayınları
[4] Boz, Çiğdem(2012), Adam Smith ve Amartya Sen, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, 14/3
[5] Sarfati Metin(2014), Uygarlığın Bunalımı, Arvana Yayıncılık, istanbul
[6] Görsel 1: http://www.baumanrarebooks.com/rare-books/smith-adam/theory-of-moral-sentiments/85910.aspx
[7] Görsel 2: http://pixgood.com/adam-smith-industrial-revolution.html

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Zeliha Hatipoğlu

Yazar Hakkında Zeliha Taşdirek

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'nü bitirdikten sonra, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. Davranışsal İktisat ve finansal krizler üzerine yaaptıüğı yüksek lisans tezinden sonra, yine aynı alanda doktorasına İstanbul Üniversitesi' nde devam etmekte. Sosyal seçimler, rasyonalite vb. konularda araştırma yapmaya devam ediyor.