Kime Göre, Neye Göre?

figure 1

Karnesini gören babası kendisine kızmadan önce, “iki dersten kaldım ama Seyit Amca’mın oğlu Süleyman dört dersten kalmış” diyen küçük Orhan… 2015 Şubat ayı ihracatı bir önceki aya ve bir önceki yılın aynı ayına göre düşmüş olmasına rağmen “ihracat verilerinde artış” diye başlık atan gazete… Büyümenin yavaşladığı dönemde “biz az büyüyoruz ama Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Kolombiya hep bizden daha az büyüyorlar” diyen ekonomistler… Bu örneklerdeki ana aktörler davranışları nedeniyle yukarıdaki karikatürün aktörü Harun’la benzerlik sergiliyor. Hepsi göreliliğin sağlam duvarının arkasına saklanıyor. Unutulmaz Türk filmlerinden Banker Bilo’da, Maho’nun Bilo’ya attığı her kazık sonrası kullandığı efsane replik geliyor hatırıma: “Yaptım, ama hele bir sor niye yaptım”. Örneklerdeki aktörlere ekonominin/karnenin/ihracatın durumu neden kötü diye bir soru sorsak, “kötü, ama hele bir sor neden kötü” diye bir cevap alırız kuvvetle muhtemel. Sonrası sayılar, istatistikler, iyilik, güzellik…

Maliye bakanımız Mehmet Şimşek’in ünlü Türk iktisatçı Dani Rodrik ile ekonomik büyüme üzerine tartışmasını Twitter’da okuduğumdan beri (15 Haziran 2013) bu yazıyı yazmak istiyordum. Dani Rodrik’in The Economist’te Türkiye’nin ekonomik büyümesiyle ilgili yapılan “Türkiye’de kişi başına milli gelir son on yılda üç katına çıkmadı” şeklindeki düzeltmeyi paha biçilemez ve haftanın düzeltmesi olarak değerlendiren paylaşımı tartışmayı başlatmıştı. Mehmet Şimşek, Türkiye’nin milli gelirinin son on yılda 3,5 katına çıktığını belirterek düzeltmenin yersiz olduğunu savunuyordu. Dani Rodrik ise zaman içerisindeki milli gelir değişimleri reel dolar bazında hesaplanır ve bu nedenle artış %63’tür diyordu. Sonra ortalık karışmış, Mehmet Şimşek tartışmaya, daha doğrusu savunmasına kişi başına milli gelir, toplam faktör verimliliği gibi kavramları eklemişti. “Hangi ölçüyü kullanırsanız, kullanın! Türkiye AK Parti döneminde zenginleşmiştir” diye de eklemişti bakanımız.

Şimşek-Rodrik tartışmasının üzerinden iki yıl geçti. Konu bayatlamış gelebilir size. Ancak benzer tartışmalar farklı kişiler arasında, farklı konularda gerçekleşmeye devam ediyor. Gayrimenkul sektörünün kontrolsüz büyümesi ekonomi için büyük bir risk mi, yoksa ekonomik büyümenin ana lokomotifi midir bu sektör? Maden kazalarındaki ölümler önlenebilir mi, yoksa ölümler madencilik sektörünün doğasından mıdır? Her ile bir üniversite açıp, herkese lisans eğitimi verebilecek kontenjan açmak ülkenin iyiliğine midir, yoksa lisansta arzı artırmak kalite problemini doğuracağı gibi üniversite mezunu işsiz sayısını mı artırmaktadır sadece? Faiz ve enflasyon doğru orantılı olup döviz kurunu uluslararası güçler mi kontrol eder, yoksa faiz-enflasyon ilişkisi ile kur tartışması sanılandan daha karmaşık olup, yüksek faiz fiyatlar seviyesini kontrol etmek için kullanılan bir araç mıdır? Türk Lirası’nın aşırı değer kaybetmesi ihracatçılarımız kanalından ekonomimizin geneli için iyi mi, yoksa değersiz para ekonomik büyümeyi baltalayabilir mi? Tüm bu tür tartışmaların takipçileri olan bizim gibi sıradan insanlar, karikatürümüzün kahramanı Harun’un aşırı sofistike sorusuna toslar: Neye göre, kime göre?

Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimiyle ilgili tartışmalarda en az iki taraf oluştuğunu, klasik ve sosyal medya araçları sağ olsun iyice öğrendik. Mesela 2002 sonrası ekonomik büyüme için bir tarafta “İyi büyüdük ha! Fakat ne büyüdük! Kabul edelim iyi büyüdük!” diyenler, diğer tarafta “Bunlar hep küresel konjonktürden kaynaklı gelişmeler. Büyümeyen mi vardı canım? Bakın küresel kriz çıktı, kim ağa kim paşa belli oldu!” diyenler var. Bu iki kutbun arasında ise “Gözle görülür bir büyüme var ama şu alanlarda oldukça başarısızız” diyenler yer alıyor. İktisadiyat’taki bu yazımda ve bundan sonra yayınlanacak birkaç yazımda Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimiyle ilgili bazı önemli soruları neye ve kime göre perspektifinden tartışmaya çalışacağım. Neye göre sorusu performansı incelerken hangi değişken ve dönemlerin kullanılması gerektiğini temsil ediyor. Kime göre sorusu ise hem kıyaslamayı yapanın kim olduğu, hem de karşılaştırmanın odağındaki ülkenin hangi ülkelerle kıyaslanacağını temsil ediyor. Bu yazının odağında ekonomik büyüme var. Bakalım neye ve kime göre ne kadar büyümüşüz.

Ekonomik Büyüme: Neye Göre, Kime Göre

Bu yazı için geç kaldığımın farkındayım. Nitekim, 15-20 Haziran 2013 döneminde cereyan eden Şimşek-Rodrik tartışmasının detaylarını ve nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Aykut Kibritçioğlu’nun kapsamlı yazısını şuradan okuyabilirsiniz[1]. Aykut Hoca, Türkiye’nin 2002-2012 dönemindeki büyüme performansını neye ve kime göre perspektifinden değerlendirmiş makalesinde. Bu durumda bana diyecek çok şey kalmıyor deyip yazıyı burada sonlandırabilirim ama yine de birkaç güzel grafik ve istatistikle ben de bu tartışmaya katkıda bulunayım.

Nominal-reel ayrımı konusundaki kafa karışıklığı bazı ekonomik mitleri de beraberinde getiriyor. Bunlardan en meşhuru 1923’ten 2002’ye kadar varılan milli gelirden fazlasının 2002 sonrasında yaratıldığıdır. Yani 2002’ye kadar bir Türkiye vardı da bu Türkiye’den daha büyük, daha gelişmiş bir yeni Türkiye ayrı bir kazanda pişirildi ve ikisi birleşince kocaman bir sentez Türkiye oluştu gibi bir düşünce bu. Sebebi ne bu düşüncenin? Veriler elbette. Ben uluslararası kıyaslama da yapacağımdan bu yazında Dünya Bankası ile Penn Dünya Tablosu verileri kullanacağım. Dünya Bankası verilerine göre cari fiyatlarla milli gelirimiz 2002’de 232,5 milyar ABD Doları iken 2013’te 822,1 milyar ABD Doları. Aradaki fark 589,6 milyar ABD Doları. 11 yıllık dönemde önceki 80 yılda varılan düzeyin 2,5 katı büyüklükte bir milli gelir inşası var. Bunu bir siyasetçi olsanız nasıl pazarlardınız? Biz cumhuriyetin ilk 80 yılında yapılandan daha fazlasını yaptık diye elbette.

Ders 1: Nominal-reel tartışması bir yana, ekonomik büyüme % değişimle ölçülür. 1960’taki Türkiye ekonomisinin %100 büyümesiyle 2002’deki Türkiye ekonomisinin %100 büyümesi yüzde değişim açısından aynıdır. Ancak düzey değişimine baktığımızda biri 14 diğeri ise 232,5 ABD Doları büyüme demektir. Düzey verileri tek başına pek bir anlam ifade etmez.

Ekonomik büyümeyi incelerken yüzde değişimlere bakmak gerektiği konusunda hemfikirsek nominal-reel tartışmasına geçebiliriz. Nominal değişim fiyatlar seviyesindeki yükselişi de içinde barındırır. Basit bir örnek için tek vatandaşı bir çiftçi olan A ülkesinin 2002 yılında kilosu 1 liradan 100 kilo domates ve yine kilosu 1 liradan 50 kilo salatalık ürettiğini düşünelim. Ekonominin büyüklüğü 1×100+1×50=150 liradır. 2003 yılında domatesinin kilosu 1,5 liraya, salatalığın kilosu 2 liraya yükselsin ve ekonomimizdeki üretim miktarları değişmesin. 2003’teki milli gelir 1,5×100+2×50=250 liraya yükseldi. Nominal, yani cari fiyatlarla büyümeyi hesaplarsak ekonomimizin 2002-2003 yıllık büyümesinin %66,7 olduğunu göreceğiz. Oysa reel anlamda, üretilen malların miktarı açısından ekonomide herhangi bir büyüme söz konusu değil. Şimşek ve Rodrik’in anlaşamadığı asıl husus buydu işte. Rodrik, ülkenin belirli bir zamandaki büyümesini inceleyeceksen fiyat etkilerinden arındırılmış, reel büyümeye bakmalısın diyordu. Şimşek ise ben kaç sene profesyonel ekonomistlik yaptım, biz hep nominal büyüme kullandık diyordu. Tartışmalar bize tekrar öğretti ki bu tür durumlarda reel büyümeyi kullanmak daha uygun olandır.

Diğer taraftan, eğer ülkenin büyüme performansını incelerken Mehmet Şimşek’in dediği gibi cari fiyatlarla büyümeyi kullanırsak, ikinci bir mit olan “büyüme açısından cumhuriyet tarihinde kimsenin başaramadığını AK Parti başarmıştır” tezi kendiliğinden çürümektedir; üstelik yüksek ve sürdürülebilir büyüme için siyasi istikrar gerektiği iddiasıyla beraber. Nihat Erim 2. hükümeti, Ferit Melen, Naim Talu ve Sadi Irmak geçiş hükümetleri, Bülent Ecevit 1, 2 ve 3. hükümetleri ile Süleyman Demirel 4 ve 5. hükümetlerini kapsayan 1972-1979 döneminde ekonomi cari fiyatlarla yıllık bileşik %23,7 hızla büyümüştür. AK Parti’nin ekonomik açıdan en başarılı dönemini (küresel finans krizi öncesini) kapsayan 2003-2008 döneminde ise bu istatistik %21’dir. Oysa aynı dönemler için cari fiyatlarla değil de sabit fiyatlarla büyüme hızına baksaydık, 1972-1979 döneminde %4,7, 2003-2008 döneminde ise %5,8 hızla büyüdüğünü görecektik.

Ders 2: Belirli bir ülkenin zaman içindeki veya başka ülkelere kıyasla ekonomik büyümesini inceleyeceksek sabit fiyatlarla milli gelirin değişimine bakmalıyız.

Penn Dünya Tablosu’nda[2] milli gelirle ilgili sunulan değişkenlerin hangi kullanım için uygun oldukları da belirtilmiş. Sunulan bu bilgiye göre Türkiye’yi rakip ülkeleriyle ekonomik performans açısından kıyaslamak için en uygun değişken, zincirlenmiş satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış reel gayrisafi yurtiçi hasıla serisidir. Burada yeni bir değişken çıkıyor karşımıza: Satın alma gücü paritesi (SAGP). Bu değişken ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldıran bir para birimi dönüştürme aracıdır. Belirli bir mal-hizmet sepetini kullanarak sanal kur değerleri oluşturmakta kullanılmaktadır. Satın alma gücü paritesi ile ilgili Mahfi Eğilmez’in detaylı bir yazısına şuradan ulaşabilirsiniz.

Ders 3: Bir ülkenin zaman içindeki büyümesini başka ülkelerle kıyaslayacaksak, hem reel hem de satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış milli gelir serisi kullanmak daha doğru sonuçlar verecektir.

Sırada kime göre tartışması var. Ben objektif olmamayı seçersem, mesela büyüme meselesine siyasi yaklaşırsam, Türkiye’yi herhangi bir değişkene göre, yani neye göre sorusundan bağımsız, kendisinden daha az büyümüş ülkelerle kıyaslayarak bunu sizlere sunabilirim. Türkiye’nin belirli bir dönemdeki büyümesini başka dönemlerdeki büyüme performansıyla kıyaslarken de eğer odağımdaki dönemde iyi büyüdü demek istiyorsam, neye göre sorusuna döner, işime en çok yarayan değişkeni seçerim. Sonrasında kesin bir tartışma alevlenir ama. Kime göre sorusunun birinci ayağının en ideal cevabı “objektif olmak”.

Peki, Türkiye’yi büyüme performansı açısından hangi ülkelerle kıyaslamalıyız? Genelde kendi gelir grubumuza göre ülkelerle kıyaslamak doğru seçimdir. Ancak kıyas ülke seçiminde belirleyici olan amaçtır. Örneğin, “Allah’ım, ben nerde yanlış yaptım” sorusuna iktisadi açıdan yaklaşmak istiyorsanız, zamanında kişi başına milli geliri Türkiye ile aynı olan ama günümüze baktığımızda Türkiye’yi sollamış birkaç ülke bulursunuz. Buna örnek olarak Kore kıyası yapılır sık sık. Ancak bu tartışmayı yaparken de dikkatli olmak gereken hususlar var. Örneğin Kore ile Türkiye’yi hala kıyaslıyor olmamız bana tuhaf geliyor. Tamam, adamlar kalkınmacı devlet paradigmasını oturttu, doğru politikalar uyguladı ve bizi solladı diyelim. Neden biz hala Kore nasıl bizi solladı sorusunun cevabını öğrenmeye gayret ediyoruz? Kore’nin uyguladığı politikaları şimdi uygulasak, aynı sonuçları elde edebilecek miyiz? Neyse, bu ayrı bir tartışma konusu ve daha detaylı bir tartışmayı hak edecek kadar güzel. Biz kime göre sorusunun ikinci ayağına geri dönelim. Paragrafın girişinde de belirttiğim gibi en doğrusu Türkiye’yi kendi gelir grubundaki ülkelerle kıyaslamak. Gelir grupları için çeşitli tanımlamalar mevcut ama bunlardan en kapsamlısı BBVA tarafından yapılan ve gelişmekte olan ekonomileri üç gruba ayıranı. Bu tanımlamaya göre Türkiye, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika ve Rusya gelecek on yılda G7’nin ortalama milli gelirinden yüksek milli gelire sahip olması beklenen EAGLEs (Emerging and growth-leading economies) ülkeleri olarak listeleniyor. Diğer bir ihtimal de TCMB’nin Enflasyon Raporu’nda adı geçen “cari açık veren gelişmekte olan ülkelerle” kıyas yapmak.

Ders 4: Ekonomik büyüme açısından Türkiye’yi kendi gelir grubundaki (yükselen piyasalar) ya da TCMB’nin Enflasyon Raporu’nda adı geçen cari açık veren gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırmak daha doğru olacaktır.

Türkiye’nin 2002 Sonrası Büyüme Performansı

Sıra geldi yukarıdaki tartışmadan yola çıkarak Türkiye’nin büyüme performansını değerlendirmeye. Değişken olarak Penn Dünya Tablosu’nda sunulan harcama yöntemi ile sabit fiyatlarla ve zincirlenmiş satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış gayrisafi yurtiçi hasılayı, kıyaslama için de TCMB 2015 2. Çeyrek Enflasyon Raporu Grafik 5.1.9’da yer alan ülkelerle (Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Endonezya, G. Afrika, Hindistan, Kolombiya, Macaristan, Meksika, Polonya, Romanya ve Şili) EAGLEs ülkelerini kullanacağız.

Öncelikle Türkiye’nin zaman içindeki ekonomik büyümesini 1952-2011 dönemi için 1952-2002 onar yıllık dönemler, 2002-2008 ve 2002-2011 şeklinde inceleyelim. İncelemenin 2011’de bitmesinin nedeni veri kısıtlaması. Şekil 1’de görüleceği üzere 2002-2008 döneminde gerçekten de yüksek bir büyüme hızı söz konusu. Ancak 2002-2011 dönemindeki büyüme hızının 1962-1972 dönemindekinden daha düşük olduğu dikkat çekmektedir. 1962-1972 döneminde Süleyman Demirel’in ilk üç hükümetinin de yer aldığını hatırlatıp, merhumu anmış olalım.

Şekil: Seçilmiş Dönemlerde Türkiye’nin Yıllık Bileşik Reel Büyüme Hızı

Kaynak: Penn Dünya Tablosu 8.1

Kaynak: Penn Dünya Tablosu 8.1

Şimdi de 2002 sonrası büyümeyi 2002-2008 ve 2008-2011 dönemleri için ayrı ayrı rakip ülkelerle kıyaslayalım. Tablo 2’de görüleceği üzere kıyaslama yapılan 14 ülke arasında yıllık bileşik reel büyüme hızına göre (YBHH) Türkiye 2002-2008 döneminde 6. sırada iken 2008-2011 döneminde 7. sıraya gerilemiştir.

Özetle, iyi büyüyoruz ama başkaları bizden daha iyi büyüyor da diyebiliriz.

Tablo: Seçilmiş Ülkelerle Türkiye’nin 2002 Sonrası Büyüme Performansı Kıyaslaması

Kaynak: Penn Dünya Tablosu 8.1

Kaynak: Penn Dünya Tablosu 8.1

 

Kaynaklar
[1] Kibritçioğlu, A. (2013). Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılası 2002-2012’de ne kadar büyüdü? İktisat ve Toplum Dergisi, 33-34: 7-17.
[2] Feenstra, R. C., R. Inklaar ve M. P. Timmer (2015). The next generation of the Penn World Table. American Economic Review, yayınlanmak üzere kabul edilmiş.
İlk Görsel: Yiğit Özgür

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Ekrem Cunedioğlu

Yazar Hakkında Ekrem Cunedioğlu

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra Ankara’ya, TOBB ETÜ İktisat Bölümü’ne geçen Cünedioğlu, lisans eğitimi süresinde önce stajyer daha sonra araştırmacı olarak Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV’da çalıştı. Lisans sonrası doktora eğitimi için Mannheim Üniversitesi’ne kabul alan Cünedioğlu, sağlık sorunları sebebiyle 2. Yılında Türkiye’ye dönüş yaptı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nde Stratejik Yönetim üzerine İşletme Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Cünedioğlu aynı zamanda SEAL isimli şirketinde danışman olarak çalışmaktadır. Cünedioğlu’nun ilgi alanları uluslararas ticaret, rekabet gücü, sanayi politikası ve bağlamda model ve sayısal analiz konuları ile sosyal ağ analizi konularını içermektedir.