Küreselleşme ve Ulusların Gündemi – 1

Deglobalization

‘Hava kurşun gibi ağır’ deyişinin düşündürdüğü gibi, dünya yine zor zamanlardan geçiyor. Üretim ve ticarette daralmalar, çalışma koşullarının ağırlaşması, yoksulluğun artması, göç dalgaları, teknolojik ve sosyal riskler, politik, kültürel ve askeri çatışmalar gibi toplumsal sorunlar, küresel düzeyde gündemin baş konuları olarak göze çarpıyor. Özellikle politik solun bir savı olarak, bütün bu sorunların kapitalist küreselleşmenin eşitsiz ve düzensiz yapısının sonucu olduğu düşünülebilir. Bu süreçten çıkış yolu adil bir küreselleşme midir; yoksa küreselleşmeden dönerek yeniden ulus-toplum ya da ulus-devlet inşası mıdır? Bu soruya verilecek yanıt, küreselleşme tanımlanırken ulus-devletin konumunun ne olduğuyla ilişkilidir.

Küreselleşme olgusunu anlamak için ulus-devlet kurumuyla ilgili şu iki kavrama bakmakta yarar vardır: ‘Uluslararası’ ve ‘ulus-ötesi’…

Uluslararası (international) kavramı, ulus-toplum ya da ulus-devlet yapılanmasının egemen olduğu ve pek çok mübadelenin ulus-devletler arasında meydana geldiği bir süreci/durumu ifade etmektedir. Uluslararası ticaret, uluslararası sermaye, uluslararası anlaşmalar, uluslararası spor karşılaşmaları gibi örnekler bağlamında görülmektedir ki; insan, bilgi, düşünce, mal, sermaye gibi pek çok toplumsal öğe uluslar-arasında meydana gelen akışlara konu olmaktadır. Bu akışlarda ulusal köken önemli görülmektedir ve ulus-devletin organizasyonu etkin bir konumdadır. Mübadelesi ya da akışı söz konusu olan şey, o ulusun kendi kaynağı olarak algılanmaktadır. Bu noktada aidiyet ve köken öne çıkmakta; ulus-devlet kurumu da aktif bir rol üstlenmektedir. Konuya iktisat açısından bakılacak olursa, örneğin, uluslararası iktisat kavramı bağlamında bir değerlendirme yapılabilir.

Uluslararası iktisat, ulus-devletlerin bağımsız makro ekonomik politikaları bağlamında kendi kaynaklarını planlamalarına ve organize etmelerine dayalı ekonomik ilişkiler olarak biçimlenmektedir. Karşılaştırmalı üstünlüklere dayalı ihracat ya da ithalat, dış ticaret politikası, yabancı sermaye yatırımları, döviz gelir ve giderleri, gayri safi yurt içi hasıla ile gayri safi milli hasıla ayrımı, yerli-yabancı ayrımı, dış ticaret hadlerinin ülkenin lehine/aleyhine olması gibi konular, ulusal temelde önem kazanmaktadır. Ulus-devlet kurumu bu tür ekonomik ilişkilerde çekirdek konumdadır: Ulus-devletin ulusal güdülerden hareketle ekonomik göstergelere ilişkin nasıl bir ekonomi politikası geliştireceği önemli olmaktadır. Bu doğrultuda ulus-devletin diğer ulus-devletlere karşı rekabet gücü de değerlendirilmektedir. Oysa günümüzde ne derecede ulusal temelde ya da ulusallık güdüsüyle bu tür ekonomik faaliyetler yapılmaktadır?

Ulusal bilinç ve anlamların zayıflamasıyla birlikte küreselleşmenin ana özelliğini ortaya koyan şey; uluslararası kavramı değil, ulus-ötesi kavramıdır. Bu doğrultuda küreselleşme; uluslararasılaşma (internationalization) değil, ulus-ötesileşme (transnationalization) süreci olarak anlam kazanmaktadır.

Ulus-ötesi (transnational); bireylerin ve örgütlerin, kendi toplumları ve devletlerinin sınır ve anlamlarının ötesine geçerek başka toplum ve devletler üzerinde etkili olan davranışlarını açıklamaktadır [1]. Bu bağlamda bireyler ve örgütler, kendi uluslarına ait değerleri ve anlamları ikinci planda tutarak, coğrafi, ekonomik, politik ve kültürel sınırlarının ötesinde pratiklerde bulunmaktadırlar. Bu da söz konusu pratiklerin kökenden bağımsız olması anlamına gelmektedir. Örneğin, ulus-ötesi firmalar, ilk kuruldukları (köken) ülkenin bayrak, marş, kültür gibi ulusal değerlerini başka ülkelere taşıma ve yerleştirme amacıyla faaliyet göstermemektedirler. Köken ulus-devletin de, ulusal değerlerin yayılması noktasında söz konusu ulus-ötesi firmalardan bir beklentisi yoktur. Ulus-ötesi firmaların çalışma motivasyonu kaynağı bir homo oeconomicus olarak kendi rasyonel çıkarlarıdır.

Yukarıdaki uluslararası iktisat örneğine dönecek olursak… Ulus-ötesi pratiklerin; belli bir ulus-toplum ya da ulus-devletin ekonomik, politik, kültürel sınırlarını aşarak başka bir ulus-toplum ya da ulus-devlette yerleşmesi ve orayı etkilemesi söz konusudur. Bir ulus-ötesi firma, hedef ülke için yabancı bir firma olarak tanımlandığında, hedef ülkeden yapacağı ihracat, hedef ülkenin ödemeler bilançosunda yer alacaktır. Fakat firma o hedef ülke için ‘ulusal’ değildir. (Örneğin Türkiye’nin ihracatında öncü sektör olan otomotivde nihai araç üretiminde hiçbir Türk firma yoktur. Otomotiv firmalarının ihracatı Türkiye’nin dış ticaret bilançosuna katkı niteliğindedir; fakat hiçbiri yerli/ulusal değildir.) Söz konusu ulus-ötesi firma, ne köken ülkenin değerleri için, ne de hedef ülkenin dış ticaret dengeleri için çalışmaktadır. Dolayısıyla uluslar ya da ulus-devletler arasında işleyen ekonomik ilişkilerden söz etmek olanaklı görünmemektedir.

Uluslararası iktisat olarak adlandırdığımız alanın bir başka konusu da göçtür. Ulus-ötesi göçe konu olan işgücü akışları, ulus-ötesi firmaların faaliyetleri gibi, ulusal değerlerin çekiciliği ya da iticiliğiyle gerçekleşmemektedir. Göçmenler, köken ya da hedef ülkenin ulusal değer ve anlamlarından bağımsız olarak iş arayışında bulunmakta ve göç etmektedirler. Göç ettikleri hedef ülkede, ağırlıklı olarak köken ülkeleriyle değil, iş süreçlerindeki verimlilikleri ve konumlarıyla, ayrıca tüketici kimlikleriyle tanımlanmaktadırlar. Göçmenler hedef ülkede çalışırken makro boyutta (ulusal) gelir hesaplamasından dışlanmamaktadırlar; ayrıca vergi, sosyal güvenlik gibi konularda yasal gereklilikleri sağlamak durumundadırlar.

Göçmen işgücünün konumuna benzer bir durum, eğitim/araştırma amaçlı insan akışlarında da geçerlidir. Akademik eğitim/araştırma için bir başka ülkeye giden bir kişi, o hedef ülkede bulunurken hangi ulustan olduğuyla değil, yalnızca öğrenci/araştırmacı olması ve eğitimin/araştırmanın gerekliliklerini yerine getirmesi bağlamında önemlidir. Dolayısıyla böyle bir kimsenin eğitim/araştırma faaliyeti ulus-ötesi niteliktedir.

Bütün bu çerçevede uluslararası iktisat alanı, uluslar arasında meydana gelen ekonomik ilişkilerin ötesinde bir anlam kazanmaktadır. Belki de uluslararası iktisat yerine, küresel iktisat söyleminin yerleştirilmesi, kavramlaştırılması daha mantıklı, daha açıklayıcı görünmektedir.

Küreselleşmeyi daha iyi anlamamıza katkı sağlayan ulus-ötesi kavramı her ne kadar anlamlı ve açıklayıcıysa da, özellikle günümüzde ekonomik ve sosyal çatışma dönemlerinde ulus-devlet reflekslerinin sergilendiğine tanık olunmaktadır. Bu durum, küreselleşmenin söz verdiği ya da sav olarak ileri sürdüğü küresel bütünleşme eğilimini duraklatmakta ya da geriletmektedir. Küresel bütünleşmenin zayıflaması ulusal korumacı anlayışları öne çıkarmaktadır.

Küresel bütünleşmenin bir parçası olarak özellikle küresel değer zinciri (global value chain) bağlamındaki yatırımlar ve ticaret yoluyla ulusal kalkınmanın da sağlandığı savı geçerli görünmektedir. Öte yandan, içinde bulunulan finansal-ekonomik kriz küresel nitelikli iken, bu krize yönelik çözüm çabaları küresel değil, ulus-devletlere özgüdür ve içe kapanma, korunma eğilimleri yaratmaktadır. Bu durum, küreselleşmeden dönüş (deglobalization) denilebilecek bir süreci olası kılmaktadır [2]. Her ne kadar kriz zamanlarında zor durumda kalmanın refleksiyle ulus-devletlerin korumacılığı konu edilse de, küreselleşmeden dönüş olgusu da tartışmalıdır.

Ticari karşılıklı bağımlılığa, sermaye akışlarına ve göçe ilişkin zayıflama ve yavaşlamaların nitelediği, küreselleşmeden dönüş; küresel ekonomiyle bağ kuramayan, yoksul ve küçük ulus-devletlerle sınırlı olarak, yalnızca belli sayıda ulus-devlet için olumlu sonuçlar yaratacak gibi görünmektedir. Ayrıca küreselleşmeden dönüş, politik ve kültürel istikrarsızlıklar yaratma riski de içermektedir [3].

Küreselleşmeden dönüş bağlamında yeniden ulus-devletin karar ve politikalarının yükseldiği bir süreç, küresel akışları bütünüyle ortadan kaldıracak değildir. Ne var ki; küreselleşme (globalization) sürecinde toplumsal sınırları geçirgen hale gelen ulus-devlet, küreselleşmeden dönüş (deglobalization) sürecinde kendi reflekslerini geliştirme gerekliliğini düşünmektedir. Düzensiz ve kurumsallıktan uzak göç karşısında ulus-devletlerin tepkileri, Volkswagen’in emisyon oyunu karşısında ABD, Brezilya ve Hindistan ulus-devletlerinin karşı önlemleri, yine Volkswagen’in düştüğü zor durum karşısında Alman hükümetinin soruna ‘ulusal değerlerin korunması’ gözüyle bakması gibi pek çok örnek; ulus-ötesi pratiklere karşın ulus-devlet reflekslerinin ve mekanizmalarının her zaman hazır olduğunu da düşündürmektedir.

Kaynaklar
[1] Joseph S. NYE and Robert O. KEOHANE, ‘Transnational Relations and World Politics: An Introduction’, International Organization, Vol.25, No.3, 1971, p.333.
[2] Catalin POSTELNICU, Vasile DINU and Dan-Cristian DABIJA, ‘Economic Deglobalization: From Hypothesis to Reality’, (http://www.ekonomie-management.cz/download/1433862230_178f/01_ECONOMIC+DEGLOBALIZATION.pdf), Erişim tarihi: 06.12.2015.
[3] Evan H. HILLEBRAND, ‘Deglobalization Scenarios: Who Wins? Who Loses?’, International Studies Association Annual Conference, New York, 2009.
İlk Görsel: http://cafef.vn/

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Timuçin Yalçınkaya

Yazar Hakkında Timuçin Yalçınkaya

1998 yılında iktisat lisans öğrenimini tamamladığı Dokuz Eylül Üniversitesi’nden 2010 yılında ‘küreselleşme ve ekonomi politikaları’ konulu çalışmasıyla doktora derecesini almıştır. 2013 yılından beri aynı bölümde yardımcı doçent doktor olarak görev yapmakta; dünya iktisat tarihi, iktisadi düşünceler tarihi, iktisat felsefesi, küreselleşme yaklaşımları, iktisat politikası ve rekabet üzerine dersler vermektedir. 2008 yılında Kırgızistan’da Manas Üniversitesi’nde, 2009 yılında Avustralya’da Royal Melbourne Institute of Technology (RMIT) University’de ve 2012 yılında ABD’de University of Hawai’i’de, küreselleşme, ekonomik sistem ve ekonomi politikaları üzerine araştırmalar yapmıştır. İlgi ve araştırmaları; disiplinler-arası çizgide olmak üzere, küresel sistem, ekonomik sistem, ekonomi sosyolojisi, kurumsal ekonomi ve tüketim sosyolojisi üzerinde yoğunlaşmaktadır.