Teknolojik Yetenek Transferi

kapak_yeni_olcu_expand

Sanırım bir kitabı tanıtmak için yazılabilecek alternatif yazılardan biri, belki de en ilginci kitabı kaleme alan kişi tarafından yazılmış olanıdır. Tam bu noktada ayrıntılı ama özet bir malumat sunmak ile reklam yapmak arasındaki ince çizgiyi korumak da işin esasını oluşturuyor sanırım. Bunu yapıp yapamayacağımdan emin olamadığım için bunu bir çeşit itiraf ya da öz eleştiri olarak da kabul edebilirsiniz.
Kitap, 2013 yılında sunulan-savunulan “Ulusal Teknolojik Yetenek ve Teknoloji Transferi ile İlişkisi: Türk İmalât Sanayi Örneği” başlıklı doktora tezine dayanıyor. Bu tezin kaleme alınmasında fikri düzeyde pek çok katkı sözkonusu. İsmen an(a)mayacak olsam da bu özel insanların hepsine müteşekkir olduğumu özellikle belirtmek isterim…
Çalışmanın ilham kaynağı, teknolojinin, teknolojiye kaynaklık eden bilginin ve ilişkili diğer faktörlerin iktisadi kalkınma ve büyüme açısından önemine ilişkin okumalar oluşturuyor. Sonrasında bilginin ve teknolojinin kaynağına ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duydukları, lakin (ihtiyacı karşılayacak düzeyde) üretemedikleri bilgi ve teknolojiyi edinim ve kullanma biçimlerine ilişkin araştırmalarla genişleyen çerçeve, çalışma için bir işarete dönüşmüş oldu.

Gelişmekte olan ülkelerin, tıpkı bugünün gelişmiş ülkeleri gibi, yakalama sürecini anlayabilmek ve bu yönde dersler çıkartmak için yapmak zorunda oldukları en önemli şey tarihi tecrübeleri doğru anlamaktır. Klasik iktisadi düşünceden başlayarak günümüze kadar teknoloji, iktisadi açıdan önemli ve rolü çeşitli düzeylerde tartışılan bir faktör olagelmiştir. Teknolojinin önemini en belirgin biçimde ortaya koyan en belirgin modeller Romer (1986, 1990), Lucas (1988), Rebelo (1991), Agihon ve Howitt (1992), Grossman ve Helpman (1991) ve Jones (1996) gibi iktisatçılarca geliştirilen ve teknolojinin endojen bir faktör olarak iktisadi büyümeyi belirlediğini savunan İçsel Büyüme Modelleridir. Teorik bu gelişim ve analiz sürecine karşın teknolojinin üretime etkisi bakımından ilk kırılma noktasını Sanayi Devrimi oluşturmaktadır. Kitlesel üretimin başladığı bu dönemi takip eden ve Post-Endüstriyel Dönüşüm olarak da adlandırılan ikinci Sanayi Devrimi teknolojinin önemini bir adım daha öteye götürmüş ve çeşitlenen iktisadi faaliyetler için ağırlığı gittikçe artan bir hal almıştır. Bilgi(sayar) çağı ise teknolojinin maddi çıktılarının maddi olmayan varlıklarla ifade edilmeye başladığı dönüşüme işaret etmektedir. Son ayrım ise Sanayi 4.0 ya da Dördüncü Sanayi Devrimi olarak adlandırılan bir süreçle ile yaşanmaya başlamışsa da bu tartışmalar henüz başlangıç aşamasında olduğu için çalışma kapsamında yer bulmamaktadır.

Kitabın tarihsel çerçevesini çizen bölümü, kavramsal ve kuramsal açıdan tamamlayan ikinci bölüm ulusal teknoloji yetenek, kaynakları, türleri ve göstergelerine ve bu kaynakların edinimine odaklanmaktadır. Teknolojinin transferinin (her zaman) teknolojik yeteneklerin (de) transferi anlamına gelmediği vurgusundan hareketle şekillendirilen bu bölümün temel vurgusu ‘teknolojik öğrenme’dir. Ulusal yenilik sisteminin en temel bileşeni ‘ulusal öğrenme sistemi’dir. Bu noktadaki temel aktör ise hiç şüphesiz ki devlettir. Kalkınmacı devlet günümüzde yeni kalkınmacı devlet olarak ele alınmakta ve yenilikçi-inovatif devlet, girişimci devlet gibi kavramlarla rolleri yeniden tanımlanmaktadır. Kalkınmacı devleti, Japonya örneği üzerinden kavramsallaştıran Jones (1982), devletin iktisadi rolünü tanımlarken aslında bugünün, bilâistisna tüm gelişmiş ülkelerinin korumacı politikalar izlediğine dair bir işaret vermektedir. Bebek sanayi korumasının anavatanı olarak kabul edilen Almanya, birinci sanayi devrimine öncülük eden İngiltere’yi yakalamaya çalışan, kalkınma başarısı gösteren ülkelerden biridir. Tarihsel olarak, List’in (1841) bebek sanayi koruması Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İngiltere’nin kalkınmasında, Almanya’ya oranla daha belirgin bir rol oynamıştır. Chang’a (2009) göre, gerçekte birçoklarının sandığı gibi bebek sanayi argümanı, sistematik bir biçimde ilk kez Friedrich List’in yapıtlarında değil, Hamilton’un ‘İmalât Konusundaki Hazine Sekreterinin Raporları’nda ortaya konmuştur. Aslında serbest ticaret yanlısı olan List ABD’de sürgünde geçirdiği dönemde Alexander Hamilton’un ve bebek sanayi korumasının savunucusu Daniel Raymond’un çalışmalarıyla tanışmış ve bebek sanayi argümanını savunmaya başlamıştır.

Japonya, Almanya ve Rusya gibi birinci nesil geç kalkınan ülkeleri ise Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Hong Kong’dan oluşan Asya Kaplanları izlemektedir. Doğu Asya Modeli olarak da adlandırılan ve Güney Kore’nin belirgin bir şekilde ayrıştığı bu model de esasen teknoloji transferine ve teknolojik öğrenmeye dayanmaktadır. Bu modelin temel özellikleri (Chang ve Grabel, 2005) tarafından şu şekilde sıralanmaktadır: Birincisi, Doğu Asya ülkeleri ortak bir Konfüçyüsçü kültüre sahiptir. Bu kültürel miras güçlü çalışma ahlâkını, tasarruf bilincini, eğitim yatırımlarında gösterilen kararlılığı ve otoriter bir devlete itaati açıklamayı kolaylaştırır. İkincisi, Doğu Asya ülkeleri etnik olarak gelişmekte olan diğer ülkelerin çoğundan çok daha homojendir. Etnik homojenlik, mutabakat oluşturmayı ve politikaları uygulamayı kolaylaştırır. Üçüncüsü, Doğu Asya ülkeleri doğal kaynaklar açısından fakirdir. Doğal kaynak bakımından zengin olan birçok Latin Amerika ve Afrika ülkesinin aksine, Doğu Asya ülkeleri çok sıkı çalışmak ve imalât yoluyla servet yaratmak zorunda kalmıştır. Dördüncüsü, Doğu Asya ülkeleri Japon sömürgeciliğinin büyük yararını görmüştür. Batılı sömürgecilerin aksine, Japonya geride güçlü bir sanayi temeli, eğitilmiş bir nüfus ve gelişmiş bir altyapı bırakmıştır. Sonuncusu ve aynı derecede önemlisi, Doğu Asya modeli elverişli dış koşullardan istifade etmiştir. Doğu Asya ülkeleri 1980’lere kadar ‘müsamahalı’ bir uluslararası politik ortamın yararını da görmüştür.

Türkiye’nin MINT, N-11, MIKTA gibi yükselen ülke ekonomileri arasında sayılmaya başlamasına karşın içinde bulunduğu orta gelir tuzağı ve karşı karşıya olduğu sanayisizleşme riskini aşabilmek konusundaki temel çıkış noktası yüksek katma değerli, yerli ve yenilikçi üretimden geçmektedir. Bunun yolu ise teknolojik yeteneklerin geliştirilmesinden ve teknoloji transferinin öğrenme temelli bir politika esasında yapılmasından geçmektedir. Türkiye’nin bunu nasıl yapabileceğine ilişkin sorgulama üç aşamalı bir teknoloji transferi politikası önerisi ile şekillendirilmektedir. Bu kapsamda, ilk aşamada transfer edilecek teknolojinin tespit, seçim ve edinimine ilişkin öneriler sınıflandırılmakta ve sıralanmaktadır. Üniversite, sanayi ve devlet işbirliğinin etkinliğinin arttırılması esasına dayalı öneriler bu başlık altında ayrıntılı bir biçimde analiz edilmektedir. Transfer edilen teknolojiden öğrenme sağlanmasını ifade eden ikinci aşama öneriler ise ulusal yenilik sisteminin bir bileşeni olarak ulusal öğrenme sisteminin oluşturulmasına odaklanmaktadır. Son aşamada ise transfer edilen teknolojinin geliştirilerek yerli üretiminin sağlanmasına ilişkin tespit ve önerilere, devlet destek ve teşviklerinin kapsamının ve etkinliğinin arttırılması çerçevesinde yer verilmektedir.

Özetle kitap, bütünsel açıdan teknolojinin tarihsel, kuramsal ve kavramsal gelişiminin zemin olarak ele alındığı bölümlerden yola çıkarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerinin başarılarını ele almakta ve Türkiye için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair bir arayışı ifade etmektedir. Çok daha iyi ve ayrıntılı analizlere, somut çıktılara dönüşebilecek araştırmalara bir temel oluşturması ise çalışmanın akademik amacını ifade etmektedir.
Pek çok okuyucu ve araştırmacının ‘sıradışı’ tanımlamasıyla beğenilerini ifade ettiği kitap tasarımı sevgili arkadaşım Serdar Gülbahar’a ait. Bu keyifli ve dikkat çekici desteği için duyduğum şükranlarımı anmadan geçmemeliyim.

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Murad Tiryakioğlu

Yazar Hakkında Murad Tiryakioğlu

fyon Kocatepe Üniversitesi, İktisat bölümünden lisans; İşletme ve İktisat alanlarında yüksek lisans derecesi bulunan Tiryakioğlu, 2013 yılında teknoloji transferinin teknolojik yetenek edinimi için stratejik bir kaynak olduğunu ve bu kaynağın Türkiye için nasıl kullanılabileceğini araştıran tezi ile doktor ünvanını almıştır. Ağustos-2001’den bu yana Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümünde çalışan Tiryakioğlu, afet planlamasına ilişkin sosyal sorumluluk projeleri konusunda tecrübe sahibidir. Acil-afet gönüllüsü olarak Afyonkarahisar İl Afet Acil durum Müdürlüğü ve 2013 yılında kurduğu Afet Bilinci Derneği çatısı altında çalışmalarını sürdüren Tiryakioğlu’nun akademik çalışma alanları kalkınma iktisadı, sanayi, teknoloji ve yenilik ekonomisi ve sosyal yenilikçilik konularında odaklanmaktadır.