Tüketimci Tüketici (Consumerist Consumer)

consumerist-consumer-1

Zor zamanların hiç bitmediği bir toplumda dingin bir ruhla okumak ve yazmak da çok zor. Fakat özellikle ekonomik zorluklardaki büyümeye karşın işlemeye devam eden bir alan var. Niceliksel ve niteliksel boyutlarıyla çoğu zaman bilinçsizce deneyimimizden geçirdiğimiz bu alan, tüketim dünyası…

Gündelik yaşamdaki alışveriş pratiklerimize ilişkin olarak medyadaki tüketim haberleri, birer işlenmemiş bilgi (information) niteliğindedir. Ayrıca kapitalizm ya da piyasa sistemi karşıtlığı bağlamında ortaya çıkan, tüketicilerin sömürüldüğü söylemi de söz konusudur ve bilimsellik bağlantısı olsa da, bu söylem bireylerin ya da sosyal grupların daha çok gündelik yaşam pratikleri düzeyinde kalmaktadır. Kavram ve kuramların geliştirildiği akademik çalışmalar ise tüketim dünyasına ilişkin daha iyi yol gösterici olarak bize işlenmiş bilgi (knowledge) sunmaktadır. Bu noktada kavram ve kuramlar gündelik yaşamın tüketim boyutunu anlamada etkin bir kılavuzluk sağlamaktadır.

Tüketim davranışının temelde ekonomik olduğu düşüncesi nedeniyle, tüketim dünyasını anlama ve açıklamaya yönelik kuramların önemli bir bölümü daha çok ekonomi bilimine ilişkindir. En azından, bir iktisatçı tüketim üzerine bir araştırma yürüttüğünde, ilk olarak ve çoğunlukla baktığı kuramlar ekonomi bilimi içindendir. Mikro düzeyde, rasyonel olduğu varsayılan tüketicinin fayda maksimizasyonu eksenli; makro düzeyde ise tüketim harcamalarının dinamizmiyle sağlanacak ekonomik genişleme eksenli analizler söz konusudur. Dolayısıyla iktisatçıların görüşü ekonomik odaklı biçim alırken, tüketimin kültürel, politik, teknolojik boyutları göz ardı edilmektedir. Mary Douglas ve Baron Isherwood, tüketim biçimlerine ilişkin standartların yalnızca ekonomik olarak değil, toplumsal bütünlük içinde belirlenmesi konusunda sosyologların ve antropologların iktisatçılara göre daha bilinçli olduklarını ileri sürmektedir [1]. Bu doğrultuda ekonomi bilimi homo oeconomicus modeli bağlamında indirgemeci bir tutuma sahip, disiplinler-arası değerlendirmeden uzak görünmektedir. Ekonomi biliminin ya da iktisatçıların bu bakış açısı; bilimsel çabanın içerdiği ölçülebilirlik ve evrensellik arayışı temelinde, insanın mekansal ve zamansal değişkenliğinden ve gerçekliğinden uzak kalmaya neden olmaktadır.

Tüketim davranışlarına ilişkin bütünsel, disiplinler-arası değerlendirmeler; çoğunlukla sosyologlar, antropologlar ve ekonomi bilimi (economics) değil de, politik ekonomi (political economy) üzerine çalışan iktisatçılar arasında yaygındır.

Tüketim olgusuna ya da tüketim dünyasına disiplinler-arası temelde bakan yazarlar; gösteriş tüketimi (Thorstein Veblen), tüketim toplumu (Jean Baudrillard), tüketim üretimi (Frankfurt Okulu), post-modern tüketim (Fredric Jameson), homo consumericus (Gad Saad) gibi kavramları geliştirmişlerdir. Fakat burada bu kavramlar üzerine değil, küreselleşmenin temel dayanaklarından biri olarak ileri sürülen tüketimcilik (consumerism) kavramı üzerine bir değerlendirme yapacağım.

consumerist-consumer-3

Küresel kapitalizm kuramının [2] önde gelen yazarlarından sosyolog Leslie Sklair, küresel kapitalist sistemin oluşumu ve gelişiminin kültürel-ideolojik temelinde tüketimciliği görmektedir. Sklair’e göre tüketimcilik; dünya çapında olmak üzere, medya, alışveriş merkezleri ve kredi sistemi eliyle tüketim ekseninde oluşan yaşam biçimlerini ifade etmektedir. Tüketimcilik, mallar aracılığıyla insanların düşüncelerinin, değerlerinin satıldığı bir sosyal sistem ortaya koymakta ve özünde kapitalizmin egemen ideolojisinin benimsenmesine neden olmaktadır. Sklair, tüketimciliğin sınıfsal kutuplaşma ve ekolojik sürdürülemezliğe yol açtığını da göz ardı etmemek gerektiğini belirtmektedir [3].

Conrad Lodziak, tüketimcilik üzerine çalışan ve tüketimciliği bir ideoloji olarak gören bir başka yazardır. Lodziak, tüketimcilik olgusunun üç temel özellik gösterdiği düşüncesindedir [4].

İlk özellik olan, malların metinleştirilmesi; tüketim mallarının, potansiyel anlamlarla dolu olan metinler olarak tüketilmesi anlamına gelmektedir. Bu süreçte tüketim nesneleri metinlere dönüştürülmekte; tüketim, bir anlam yaratma amacıyla sosyal çevreye yönelik işaretlerin tüketilmesi eylemi olarak ifade bulmaktadır. İnsanlar tüketim malları aracılığıyla yaşam biçimleri ile ilgili olarak işaretler vermektedir.

Tüketimciliğin ikinci özelliği; kapitalist ekonomi, kapitalist devlet ve kültürün birbirine eklemlenmesi eğiliminin ideolojik bağlamda teorileştirilmesidir. Bu temelde, gelişmiş kapitalist toplumların yeniden üretilmesi için, egemen ideolojinin ‘eylemlerimizin inançlar/değerler/anlamlar tarafından yönetildiği’ şeklindeki önermesiyle toplum manipülasyona uğratılmaktadır.

Lodziak, tüketimciliğin üçüncü özelliği olarak elitizm-karşıtlığını öne sürmektedir. Buna göre; egemen ideoloji, popüler olan şeylerin tüketimi ortak paydasında bireyleri sıradanlaştırmakta; onların elit olmadıkları, herkes gibi oldukları düşüncesini yerleştirmektedir.

Jean Baudrillard, tüketim ideolojisine üç açıdan bakmaktadır. Baudrillard’a göre tüketim; anlam üretme biçimi olarak, sosyal ayrımlama düzeni olarak ve üretici güçler sistemi olarak görülebilmektedir. Anlam üretme biçimi olarak tüketim, toplum içinde mallar aracılığıyla simgelerin, göstergelerin mübadele edilmesini ifade etmektedir. Sosyal ayrımlama düzeni olarak tüketim, boş zamanın değerlendirilmesindeki farklılıkların sosyal konum farklılıkları olarak okunabilmesi anlamındadır. Üretici güçler sistemi olarak tüketim ise, insanların ihtiyaçlarının kendileri tarafından tanımlanması değil de, üreticilerin kurduğu sistem tarafından yaratılmasını göstermektedir [5].

Bütün bu kavramsal ve kuramsal temelde günümüz post-modern toplumlarında insanlar nasıl bir yaşama sahiptir?

Modernlik durumu, rasyonelleşme, endüstrileşme, kentleşme süreçleriyle ortaya çıkarken; bireyler bilimsellik ekseninde toplumun okul, fabrika, ulus-devlet gibi modern kurumlarıyla kimlik tanımlamasına gitmişlerdir. Post-modernlikte ise toplumsal yapının zayıflamasının beraberinde bireyler sosyal kimliklerini bulmakta karmaşa yaşamaktadırlar. Post-modern toplumda sosyal konumun ya da kimliğin ne olduğu; okul başarısı, meslek, üretime dayalı sınıf gibi etkenlere değil, tüketime dayalı yaşam biçimlerine bağlıdır.

Tüketimcilik ideolojisine göre yaşam kuran bireyler, sosyal çevrelerine kendileriyle ilgili bir sosyal öykü anlatmaktadırlar. Ne yediğini, ne giydiğini, nerede yemek yediğini, nelerden hoşlandığını, boş zamanını nasıl değerlendirdiğini ve benzeri şeyleri başkalarına göstermek amaç halini almaktadır. Birey, bu şeyleri, başkalarının deneyimlediklerinden olabildiğince farklılaştırmak istemektedir. Böylelikle kim olduğuyla ve sosyal konumuyla fark yaratacaktır. Kültürel açıdan düşük görülen bir çevrede bulunsa bile, kendi çevresinde farklı görünmek istemekte ya da yüksek kültürlülerin yaşam biçimini hedeflemektedir. Medya, reklamcılar ve kredi sistemi, sosyal farklılaşmaya hizmet edecek işlevler taşımaktadır. Bu noktada sistemin egemenliği açığa çıkmaktadır: Kapitalist kurumlar küresel düzeyde bu sosyal kimliği yaratma odaklı çalışmaktadır. Bireyler de sistemin bilincinde olmadan yaşamakta; üretim sürecinde yaşanan yabancılaşmaya, tüketim sürecinde yabancılaşma eklenmektedir. Sonuçta, gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yapan tüketici, sosyalliğine hizmet edecek olduğunu sandığı bir ideoloji-kültür sahibi olarak tüketimci tüketici haline dönüşmektedir.

İnsan bu süreçten mutlu olabilir. İyi giyinmek, güzel yerlerde gezmek, bunların gösterişini yapmak mutluluk verici olabilir. Fakat insan bir kere de olsa yaşamın hızlı koşusundan sıyrılıp kendine döndüğünde, satın alacağı bir mala ilişkin olarak en azından şu iki soruyu sorarak bir deneme yapabilir: 1) Bu mala gerçekten ihtiyacım var mı? 2) İhtiyacıma ben mi karar veriyorum, yoksa reklamcılar mı?

Son söz olarak, hiçbir şey yapmasak bile, en azından, Türkçe’ye Örnek Aile olarak çevrilen The Joneses adlı filmi mi izlesek acaba?

 

Kaynaklar
[1] Mary DOUGLAS ve Baron ISHERWOOD, Tüketimin Antropolojisi, Çeviren: Erden Attila AYTEKİN, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999, s.61.
[2] Bkz. William I. ROBINSON, A Theory of Global Capitalism: Production, Class and State in a Transnational World, The Johns Hopkins University Press, Baltimore-USA, 2004.
[3] Bkz. Leslie SKLAIR, ‘Culture-Ideology of Consumerism’, The Wiley-Blackwell Encyclopedia of Globalization, (Ed.: George RITZER), Blackwell Publishing, USA, 2012.
[4] Conrad LODZIAK, The Myth of Consumerism, Pluto Press, London, 2002, s.13-19.
[5] Bkz. Jean BAUDRILLARD, Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri, Çevirenler: Oğuz ADANIR ve Ali BİLGİN, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2009.

İlk Görsel: http://doyoureallyneedthat.yolasite.com/resources/006-Evolution-to-Consumerism.jpg
İkinci Görsel: https://www.tutorialspoint.com/consumer_behavior/images/consumerism.jpg

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Timuçin Yalçınkaya

Yazar Hakkında Timuçin Yalçınkaya

1998 yılında iktisat lisans öğrenimini tamamladığı Dokuz Eylül Üniversitesi’nden 2010 yılında ‘küreselleşme ve ekonomi politikaları’ konulu çalışmasıyla doktora derecesini almıştır. 2013 yılından beri aynı bölümde yardımcı doçent doktor olarak görev yapmakta; dünya iktisat tarihi, iktisadi düşünceler tarihi, iktisat felsefesi, küreselleşme yaklaşımları, iktisat politikası ve rekabet üzerine dersler vermektedir. 2008 yılında Kırgızistan’da Manas Üniversitesi’nde, 2009 yılında Avustralya’da Royal Melbourne Institute of Technology (RMIT) University’de ve 2012 yılında ABD’de University of Hawai’i’de, küreselleşme, ekonomik sistem ve ekonomi politikaları üzerine araştırmalar yapmıştır. İlgi ve araştırmaları; disiplinler-arası çizgide olmak üzere, küresel sistem, ekonomik sistem, ekonomi sosyolojisi, kurumsal ekonomi ve tüketim sosyolojisi üzerinde yoğunlaşmaktadır.