Ekonomi ve Cinsiyet 1: Makro Veriler

gender-gap-II-940x440

Geçtiğimiz aylarda internette dolaşan bir videoyu şaşkınlıkla izledik. BBC’nin hazırlamakta olduğu, Türkiye’yi anlatan bir belgeselde Ali Ağaoğlu cinsiyetçi söylemler konusunda hassas olmayan bünyeleri bile rahatsız edecek sözler sarfediyordu. Üstelik bunu bir dil sürçmesine yorulamayacak kadar açık ve kelimelerin üstüne basa basa yapıyordu. Bu sözleri tekrar yazmayı gereksiz buluyorum. Ancak neden bahsettiğimden haberi olmayanlar için videonun linkini ekliyorum.

Türkiye her ne kadar cinsiyet eşitliği endekslerinde dünyaya örnek olacak bir sırada değilse de cinsiyet ayrımcılığı sadece bu coğrafyaya yüklenecek kadar bölgesel bir sorun değil. Ağaoğlu’nunki gibi cinsiyetçi söylemleri günlük hayatta duymaya ister istemez alışkınız aslında. Bir gün içinde kaç tane cinsiyetçi küfür duyduğumuzu, kendimizi günde kaç defa içinde bu gibi söylemler geçen konuşmaların içinde bulduğumuzu düşünün. Buna izlediğimiz filmleri, müzik kliplerini, sosyal medyada takip ettiğiniz kişi ve grupları da ekleyin. Çoğumuz üzerine kafa yormasak da cinsiyet ayrımcılığı (discrimination) ve yanlılığı (bias) içinde yaşadığımız dünyaya hakim. Ağaoğlu’nun sözleri dilbilim ve kadın çalışmaları başta olmak üzere birçok alanda uzun tartışmaları tetikleyebilir. Bir iktisatçı için vurucu olan nokta ise bu sözlerin binlerce işçi çalıştıran ve ulusal ve uluslararası sayısız sosyal ağın içinde olan ve hatta ülke ekonomisine yön veren bir iş adamının ağzından çıkıyor olması. Bir iktisatçı bu örnekten hareketle kendini şu gibi sorulara cevap ararken bulabilir: Cinsiyetçi bir işveren şirketinde çalışan kadınlara nasıl davranır? Onlara erkeklerle aynı hakları verir mi? Dünyada kadınların ortalama gelirlerinin erkeklerinkine göre düşük olmasının sebebi nedir? İstihdam rakamlarındaki cinsiyet eşitsizliğinin sebebi ekonomideki cinsiyet ayrımcılığı mıdır yoksa istihdamdaki cinsiyet eşitsizliği mi ekonomideki cinsiyet ayrımcılığına yol açmaktadır?

Endeks verileri: Ekonomi ve Siyasette Kadının Rolü
Birleşmiş milletler tarafından yayınlanan insani gelişmişlik endeksine (Human Development Index) (cinsiyetten bağımsız) bakıldığında Türkiye’nin 188 ülke arasında 71. Sırada yer aldığı görülmekte. Türkiye’yi takip eden ülkeler Venezuela ve Sri Lanka. Listede İran 69., Kazakistan 56., Umman 52., Suudi Arabistan 38., Yunanistan ise 29. sırada yer alıyor. İnsani gelişmişlik endeksi ülkeleri cinsiyet eşitliğinden sapma oranlarına göre 5 gruba ayırmakta. İran ve Suudi Arabistan insani gelişmişlik endeksinde Türkiye’nin üzerinde yer alsalar da cinsiyet eşitliği konusunda 5 kategorinin en altında yer alıyorlar. Lübnan, Cezayir, Ürdün, Mısır, Irak, Filistin ve Hindistan da bu listede 5. Kategoride yer almakta. Türkiye ise maalesef bu grupta 4. Sırada. 4. Sırayı Türkiye ile paylaşan bazı ülkeler: Malta, Bosna Hersek, Tunus ve Gabon.

Türkiye’de kişi başına düşen brüt milli gelirin cinsiyetlere göre dağılımı ise bu endekste son derece dengesiz gözükmekte. Kadınlar için bu değer 10648$ iken erkekler için 27035$. Bu her ne kadar kötü bir haber gibi gözükse de gelir adaletsizliği sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Listedeki en gelişmiş ülkeler de dahi kadınların erkeklere göre çok daha az kazandığını görebiliriz.

Şimdi bir de cinsiyet eşitsizliği endeksine (Gender Inequalıty Index) göz atalım. Bu endekste ilk dikkat çeken detaylardan biri ülke yönetiminde kadınların oldukça az söz sahibi olduğu gerçeği. Türkiye’de meclisteki kadınlar parlamentodaki toplam üye sayısının sadece %14.9’unu oluşturuyor. Ancak en gelişmiş ülkelerde dahi bu oranın %30 ila %40 arasında kalarak eşit dağılımdan çok uzakta olduğunu görüyoruz. Özetle, gerek kişi başına düşen milli gelir, gerekse parlamentodaki koltuk sayısında erkek egemen bir toplumda yaşamaktayız. Bu sadece Türkiye’nin sorunu gibi gözükmese de Türkiye maalesef klasmanında olan ve klasmanında olduğunu iddia ettiği ülkelerin çok daha gerisinde yer alıyor. Bunun göstergelerinden önemli biri iş gücüne katılımda kadınların erkeklere oranı (Gender Inequality Index-Son 2 sütun). Gerek gelişmiş ekonomilerde gerekse ekonomisi Türkiye’den çok daha küçük ülkelerde bu oran oldukça küçük. Birkaç örnek vermek gerekirse Amerikada kadınların işgücüne katılım oranı %56, erkeklerin %68. İsveç’te bu oran %61’e %68, Kazakistan’da %66’ya %77, Güney Afrika’da %46’ya %60… Türkiye’de ise 15 yaş ve üzeri erkeklerin iş gücüne katılma oranı %71.4 iken kadınların sadece %30.4’ü iş gücüne katılıyor. En basit anlatımıyla çalışan erkeklerin sayısı kadınlarınkinin iki katından daha bile fazla.

Kaynak: http://en.socialnews.it/2018/02/05/various-faces-gender-discrimination/

Kaynak: http://en.socialnews.it/2018/02/05/various-faces-gender-discrimination/

Bu bilgileri toparlamak gerekirse:
1) Kadınlar erkeklerden daha az kazanıyor. Bu gelişmiş ülkeleri de içine alan küresel bir sorun ancak Türkiye bu sorundan daha muzdarip.
2) Kadınlar ülke yönetiminde erkeklerden çok daha az söz sahibi. Bu da küresel bir sorun ancak Türkiye’nin notu bu konuda çok daha düşük.
3) Türkiye’de istihdamdaki kadın sayısı erkeklerden çok daha düşük. Özellikle bu konuda dünya ortalamalarının çok gerisindeyiz.

Makro veriler bunları söylerken davranışsal iktisatçılar da ekonomik karar ve tercihler, sosyal tercihler ve hatta bilişsel ve bilişsel olmayan beceriler bağlamında cinsiyet farklılıklarını araştırmakta. Olası cinsiyet farklılıkları yukarıda bahsettiğimiz makro sonuçlara temel teşkil edebilir. Bu tartışma örneklerinden biri erkeklerin kadınlara kıyasla çok daha “yüksek özgüvenli” (overconfident) kararlar vermeleri ve daha fazla risk almaları sebebiyle ekonomilerde daha yüksek kazançlar elde edebildikleri savıdır. Ancak davranışsal iktisattaki cinsiyet çalışmalarını bir sonraki yazıda daha detaylı irdeleyelim.

İlk Görsel: http://med.stanford.edu/content/dam/sm/wim/resources/magazine/The-Atlantic-Kay-2014-Confidence-Gap.pdf

Comments

comments

Bu yazıyı paylaşınTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneShare on FacebookShare on Google+
Levent Neyse

Yazar Hakkında Levent Neyse

İstanbul Üniversitesi'nde iktisat lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra İspanya, Granada Üniversitesi'nde doktora yapan Neyse, Halen Almanya'da (Institute for the World Economy) post-doc ve London School of Economics, Social Policy bölümünde ortak araştırmacı (associate researcher) olarak çalışmaktadır. İlgi alanları deneysel ve davranışsal iktisat, sosyal sermaye ve sosyal tercihlerdir