Yazar arşivi: Fatih Vural

Fatih Vural

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde lisans eğitimini, aynı fakültenin Periodontoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Yirmi küsür yıldır müzikle uğraşıyor. Türlü gruplarda gitar ve kontrbas çaldı. Üç ciltten mürekkeb Türkiye’nin Ağaçları Ansiklopedisi’ni yazdı. Yayımlatmayı başaramadı. Şu sıralar kutuphanekolu.com, epirafsozluk.com ve Türkiye’deki kahverengi levhaların yekûnunu kaydetmeyi hedefleyen kahverengilevha.com ile meşgul.

Anne Ben Muhafazakar Oldum

fv_12may2017

Üç çeşit sermaye var: İlki beşeri sermaye. Kişinin bilgi, beceri kazanmak için yaptığı eğitim harcamaları. İkincisi fiziki sermaye. Cebinizdeki para, sahibi olduğunuz ev, kolunuzdaki bilezik. Üçüncüsü de sosyal sermaye. Judson Hanifan 1917’de kullanmış bu terimi ilk kez. Popülerleşmesi James Coleman ile oluyor. Tanımını da John Field’dan alalım: “Gerçekte veya uygulanmada karşılıklı tanışıklık ve tanımaya dayalı olarak az ya da çok kurumsallaşmış, uzun ömürlü iletişim ağına sahip olması nedeniyle, bir bireyin veya bir grubun haklı olarak hissesine düşen kaynakların bir toplamı”(1). Yani kolunuzdaki saatten, kiminle sevgili olduğunuza; üzerinizdeki kıyafetten, nasıl bir bıyık bıraktığınıza kadar pek çok şey bu sermayenin ürünleri. İddia şu: “Kişiler arasında örgütlenme ve birbirlerine duydukları güven ile o toplumun zenginliği arasında pozitif bir korelasyon vardır“(2).… Yazının Devamını Oku

Dinlerin Faize Bakışı*

fatih_vural_yazı__1

Tanah, Tevrat ve Zebur’u kapsayan, Hristiyan ve Yahudilerce kutsal sayılan bir kitap. Eldeki mevcut en eski Antik Yunanca çevirisine Septuaginta deniyor. M.Ö. 200-300 arasına tarihlendiriliyor. Burada faiz için kullanılan kelime tokos (τόκος). James Strong, kelimenin İbranice tawek (תּוך)’ten dönüşmüş olduğunu yazmış. O yazdıysa doğrudur. “Eziyet, baskı, boyunduruk anlamına gelir” demiş. Septuaginta’dan daha eski olan Tevrat (Torah, Pentateuk) ise faiz için iki farklı kelime kullanmış. İlki neşek (נשך), “ısırılmış” anlamına geliyor. Diğeri de tarbit (תרבות), günümüz İbranicesi’nde ribbit (ריבית) olmuş. “Çoğalma” anlamına geliyor (1). Arapça’daki riba (ربا) ile aynı kökten geliyor olmalı.

Kutsal metinlerdeki faiz yasağının, darda kalanı zengine karşı korumayı amaçladığı açıktır. Fakat Talmud’da (Yahudi medeni kanunlarını kapsayan kitap) gentillerden (Yahudi olmayanlar) faiz alma konusunda bir açık vardır.… Yazının Devamını Oku

Aman Petrol -2

Walking-with-destiny

Dinlemek için:  http://soundcloud.com/hasmetasilkan/petrol-2

İndirmek için:  http://soundcloud.com/hasmetasilkan/petrol-2/download

Yazının 1. bölümünü okumayanlar için: http://iktisadiyat.com/2012/03/16/aman-petrol-1/
Bir Zamanlar SSCB’de

Tüm bunlar olup biterken, soğuk savaş mimarı, sabır taşı, strateji dehası diye nitelendirebileceğimiz Stalin sahneye çıkmaya hazırlanır. 1901-1902 yıllarında Batum’da işçileri örgütlemesiyle ve Rotschild’lerin işyerlerinde uzun zamandır devam eden grevlerde başı çekmesiyle nam salmıştır. Bu grev sonrasında tutuklanır. Daha sonra yedi kez daha tutuklanacak ve sürgüne gönderilecektir. 1903’te Bakü’deki grevler tüm SSCB’ye yayılmaya başlamıştır. O sıralar çarlık rejimi sallantıdadır ve bir değişikliğe ihtiyacı vardır. Her otokrat rejim gibi bu değişikliği savaşla sağlamaya çalışır ve Japonya’ya savaş açar. Savaşı Japonya kazanır ve Stalin tarafından kaleme alınan bir bildiri yayınlanır: “Kafkasya işçileri, intikam saati geldi.” Çarlarına dilekçe vermek için kış bahçesine yürüyüşe geçen işçi grubuna polis ateş açar ve bu Kanlı Pazar 1905 İhtilali’nin başlangıcı olur.… Yazının Devamını Oku

Aman Petrol -1

Dinlemek için : http://soundcloud.com/hasmetasilkan/petrol-1

Ses dosyasını indirmek için: http://soundcloud.com/hasmetasilkan/petrol-1/download

 

Bir damla petrolün bir damla kandan daha değerli olduğunu, petrol buradaysa Amerika’nın fazla uzakta olamayacağını, paranın her şey olduğunu ve tüm ideolojilerin sonunu hazırlayacağını bize petrol öğretti. Bu yazı hayatın bu gerçeklerini henüz öğrenmemişler içindir. Yararlandığım kaynakları yazı dizisi sonuna ekleyeceğim tabii ki ama ilgimi bu konuya bu denli çeken, fazlaca alıntıladığım ve döne döne okuduğum Daniel Yergin’in “Petrol – Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü ” kitabının ismini yazımın en başında zikretmek isterim.

 Yazının Devamını Oku

Müziğin pornostarları

Ben pornoyu severim. Beni kışkırtan, kızdıran, heyecanlandıran, dürten şeylerden kendimi alamam. Belli ki birçok insan benimle aynı fikirde ki porno sektörü (bacasız endüstri) bunca yıldır dimdik ayakta ve giderek de büyüyor. Pornostarlar hayallerdeki gerçekliği gerçekmiş gibi gösteren kandırıkçılardır. İclal Aydın gibi söyleyecek olursak, porno büyüklere masaldır.

Nasıl pornoda sekse seyirci kalıyorsak, pornostarların konserlerinde de müziğe seyirci kalıyoruz. Onu duyamıyoruz yahut dinlemeye değer bulmuyoruz çünkü her star kitlelerin ilgisine taliptir. İlgi çekmenin düzayağı ise kösnüdür. Para ve cinsel haz hayatlarımızdaki en kuvvetli iki kutup olduğu için vaatler de hep bu mecralar üzerinden geçiyor. Siyasetçi para vaadiyle, starlar ise cinsel haz vaadiyle yaşıyorlar. ‘Star’ yaftasını yalnızca popüler müzik türleri cenderesinde sıkışan müzisyenlere yapıştırmıyorum. Farklı kulvardaki birçok müzisyen star olabilir. Her ne kadar hayranlarınca star diye yaftalanmasa da ( derviş, ermiş, usta daha revaçta ) Erkan Oğur da bir stardır ne yazık ki.… Yazının Devamını Oku

Mastürbasyon iyidir

Her arayışın sonu nasıl oluyorsa bir şekilde membasına göz dikiyor. Eğer sizi dürten bir merak, içinizde sizi kışkırtan bir hafiye varsa müzikteki arayışınızın rotası da eninde sonunda kendinize dönüyor. Aramak dediysem hemen üzerinize alınmayınız. Bu arayış sayrılı, kuru kuruya, kendi kendini bitire bitire, uykularınıza giren bir şey; ” Yemek yapmayı, sinemaya gitmeyi ve arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim. Boş zamanlarımda kitap okurum, müzik dinlerim” diyenlerin arayışı kadar sağlıklı değil ne yazık ya da ne mutlu. Onlar aramaktan çok aranıyorlar aslında. Birileri kitaplar yazıyor, ilk onları buluyor; albüm çıkarıyor, ilk onlara dinletiyor; film çekiyor, ilk onlara izletiyor. Birileri bizleri ısrarla arıyor ve bazılarımızı buluyor, bazılarımızsa kaçmayı başarıyor. Arama kısmı da bu kaçış sırasında peydah oluyor zaten genellikle. Kaçan adam tutunacak başka bir dal arar ama Cemil Meriç’in dediği gibi “Düşenler tutunacağı dalı seçemezler.” Aramaya kaçmaya başladıktan sonra başlayanların araması da değil benim işaret ettiğim, aramayı iş edinenlerin arayışından bahsediyorum.… Yazının Devamını Oku

Söyleşi – I (Çağlayan Yıldız)

Söyleşinin içeriğini vermeden önce kısaca ve sırasıyla “Neden söyleşi yapıyorum?”, “Niçin bu insanlarla söyleştim?” ve “Bu insanlar kim?” sorularını cevaplamak isterim. Kendi sorularını cevaplayan insanları da hiç sevmem. Söyleşi yapmayı tercih ettim çünkü kuru kuruya hayat hikayesi anlatmak hem ilham verici ve dikkat çekici değil, hem de kişiler ve konular hakkındaki bilgiler güncelliğini yitiriyor olabiliyor. Bu insanlarla söyleşi yapmayı istememin nedeni, her birinin bu ülkenin gerçek minörleri olduğuna inanmamdır. Hepsi tutkuyla, iştahla yaptıkları işe sarılmış; müzikle zanaat yaparak para kazanabilecekken karınlarını sanatla doyurmuş; kibire bulaşmamış mütevazi insanlar.

Yazının Devamını Oku

Albüm Önerileri – I

1986 yılında ECM Records’tan çıkmış, hala keşfedilmeyi bekleyen bir albüm Rain On The Window.

Albümden önce kısaca ECM Records’u tanıtmak isterim. Avrupa’nın yeni müzik estetiğini temsil etmek üzere, 1969 yılında sahibi ve yaratıcısı müzisyen Manfred Eicher tarafından kurulmuş bir şirkettir. İkibin üzerinde albümün prodüktörlüğünü üstlenmiş ve dünyanın faik kesmine -sanat açısından- seslenmiştir. Dünyada da pek alıcısı olmayan müzik türlerinin ve müzisylenlerin ardında durmuş.… Yazının Devamını Oku

yavşaklığın lüzumu yok!

Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz Fazıl Say. Herkesin yaptığını yapmak olacak belki bu, nafile bir yazıdır hatta, “Hanım koş tavşan dağa küsmüş” diyeceklerdir kim bilir ama ben yine de yazayım. Yazayım istiyorum çünkü saldırgan adamları seviyorum. Yazayım istiyorum çünkü “İnsanlar tartışsın bunu diye yazdım” diyor Fazıl Say. “Müziği müzisyenlerle konuşmak isterim” diyor, hay hay. Tabii ki boy ölçüşecek değilim onunla ama ben de nota yazabiliyorum, enstürman çalabiliyorum, müzik tarihi okudum, armoni bilgim var. Müzik konuşmak için gereken asgari şartları sağladığımı düşünüyorum. Kaldı ki müzik hakkında konuşmayı mimari hakkında dans etmeye benzetiyorum (bunu başkasından duymuştum sanırım).… Yazının Devamını Oku

Asla ne dinlediğimi bilemeyeceksiniz!

Müzik ne işe yarar?

İnsanlıkla beraber var olan müziğin işlevinin daima değiştiğini varsayarsak, bu soruya bir dizi cevap vermek mümkün: Karşı cinse kur yapmaya, heyecanlanmaya, başka türlü anlatamayacağımız şeyleri anlatmaya, hüzünlenmeye, bazı hastalıkların tedavisine, eğlenmeye, dans etmeye, ferahlamaya, uyumaya, uyanmaya, yalnız kalmaya, birlik olmaya… ve nihayet tüketilmeye yarar. Nitekim Danuta Mirka “Değişik insanlar için müzik, tefekkür edilecek, üzerine meditasyon yapılacak bir nesne, inclenecek bir organizma, yapısı çözülecek bir mekanizma ya da tüketilecek bir ürün olabilir” demiş. Artık bizi düşünmek değil tüketmek var ediyor. Tüketiyoruz öyleyse varız çünkü günümüzde bireyin birey olarak gerekli ve hemen hemen yeri doldurulamaz olduğu tek yer tüketici konumudur. Müziğin uzun zamandan beri farklı tanımlanmış işlevleri var, oysa sanat eserinin sağlaması gereken tek koşul işlevsizliktir. Müzik tanımlanabilir bir işleve sahip olup nesneleşmekle de kalmıyor, işlevinden farklı amaçlar için kullanılıp fetiş haline geliyor.… Yazının Devamını Oku