Yazar arşivi: İdil Bilgic Alpaslan

İdil Bilgic Alpaslan

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boston’da bulunan Brandeis Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi ve Finans alanında doktora yaptı. Tezini gelişmekte olan ülkelerdeki imalat sanayinde verimliliğin artırılması ve küresel entegrasyonun verimlilik yayılımına etkileri üzerine yazdı. Türkiye’ye döndükten sonra TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi’nde AR-GE Koordinatörü olarak, işgücü piyasaları ve beceri uyumsuzluğunun iyileştirilmesi üzerine çalışmalar yürüttü. Ardından TEPAV’da, özel sektörün geliştirilmesine yönelik ulusal ve uluslararası projelerde yer aldı. Halen uluslararası bir finans kuruluşunda Bölgesel Ekonomi Analisti olarak görev yapıyor. Bu bağlamda, makroekonomik gelişmelerin takibinden, analizinden ve politika diyaloğunun yürütülmesinden sorumlu.

Bu Gelişmiş Ülkeler de, Ha Bire Başımıza İcat Çıkartıyorlar!

patented

Aslında bu yazı, ileri teknolojinin hayatımızı nasıl değiştirebileceğine dair, Jetgiller kıvamında ve eğlenceli bir değerlendirme olacaktı. Ancak yazıya başladıktan sonra fark ettim ki, böyle bir değerlendirme küresel inovasyon ortamına dair bir değerlendirme olmaksızın pek çok okuyucu için havada kalacak. Eğlenceli fütürizm başka yazıya kalsın, bugün rakamlarla konuşalım.
“Yenilikçiliğin ve teknolojik gelişimin kaynağı ABD ve kalkınmış ülkeler” diye boşuna söylenmiyor. Açıkçası, icat çıkartmakta üstlerine yok. 2013 ve öncesinde, ABD Patent ve Marka Ofisi’nden alınan toplamı 5,5 milyon teknoloji patentinin %56’sını ABD’li şirketler almış. Geriye kalan %44’ün dağılımı da, yenilikçiliğin ve icat çıkarma meselesinin bir kaç ülkenin tekelinde olduğuna işaret ediyor. Japonya, ABD’deki patentlerin %17’sini, Almanya %7’sini almış. Yani, üç ülke, alınan her beş patentten dördünün sahibi (Şekil 1).… Yazının Devamını Oku

8760 km Uzakta Kurulu Japon Emeklilik Fonunun Türkiye İle Ne İlgisi Olabilir?

money

Kaynak: Project Assistants

Çok ilgisi olabilir, hemen anlatayım. Japonya ekonomisi 4,9 trilyon dolarlık hacmi ile ABD ve Çin’in ardından dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi [1]. Bu ekonomideki her türlü gelişmenin küresel yansımaları olması kaçınılmaz. Bu ekonomideki yakın zamanlı gelişmelerden biri, büyümeyi destekleyici strateji kapsamında, Emeklilik Yatırım Fonu’nda [2] reform yapılmasına karar verilmesi [3]. Mevcut durumda fonda biriken tutar 1,2 trilyon dolar civarında ve bu meblağ fonu dünyanın en büyük emeklilik yatırım fonu konumuna taşıyor. Önce biraz geri plan bilgisi vereyim, ne ile karşı karşıya olduğumuz net anlaşılsın.… Yazının Devamını Oku

"Su"dan Savaş Olur mu?

Dünyanın artan nüfusuna paralel olarak ülkelerin su kullanımlarının gittikçe artmasının yakın gelecekte savaşlara yol açma ihtimali son dönemde sıklıkla tartışılıyor. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın isteği üzerine hazırladığı ve 22 Mart 2012 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan “Küresel Su Güvenliği (Global Water Security)” isimli rapor, bu konunun küresel politika yapıcıların gündeminde de önemli yer tuttuğunu gösteriyor. Sorunun çözümüne yönelik olarak önerilenler arasında su kullanımının kurumlar vasıtasıyla düzenlenmesi ve suyun serbest piyasa koşulları altında ticaretinin yapılması fikirleri de bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Eğitimli İşsizlik

Bir ülkedeki ortalama eğitim seviyesiyle genel ekonomik durum arasında, literatürde sıkça incelenen önemli bir ilişki vardır. Ekonomistlerin eğitim düzeyi ve eğitimin niteliği ile ilgilenmesinin temel iki nedeni vardır. Bunlardan ilki eğitim düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif korelasyondur. İkincisi ise eğitimin işsizlik riskini düşürerek, ekonominin geneline yaptığı olumlu katkıdır.

Ekonomik büyüme ile eğitim seviyesi arasındaki ilişki hem mikro hem de makro perspektiften incelenebilir. Eğitimin kişilerin kazançları üzerindeki etkisi, mikro yaklaşıma iyi bir örnektir. Krueger ve Lindahl 2001 yılında yayınladıklar makalede [1] 42 ülke için ülkedeki ortalama eğitim süresi ile kişilerin kazançları arasındaki ilişkiyi incelemişler ve iki değişken arasındaki pozitif ilişkiyi göstermişlerdir.

Yazının Devamını Oku

Temel eğitim ve mesleki eğitim ilişkisi

 

Geçen hafta, Balkanlar’dan gelen bir çok mesleki eğitim uzmanı ve mesleki eğitim kurumu müdürü ile birlikte Arnavutluk’taydık. Tartışılan konular mesleki eğitimin niteliği ve sosyal içermeye olası katkılarıydı. Açıkçası, Türkiye söz konusu ülkelere göre bu konuda fersah fersah ileride. Ancak, kontrol grubundaki ülkelerin kötü olması, Türkiye’nin her sorununu çözdüğü anlamına da gelmiyor elbette.

Türkiye’de işgücü piyasasında hala ciddi sorunlar var. Örneğin, nitelikli elemanların maaşlarında yeterli veri olmadığı için teyit etmekte zorlandığımız ancak herkesin bildiği bir uyumsuzluk (işyeri sahiplerinin ödemek istediği ücretlerle, çalışanların talep ettiği ücretler arasındaki farklılık) bulunuyor. Bir diğer önemli sorun da kişilerin değişen iş tercihleri ile ilgili. İş hayatına yeni atılacak gençler ve işsizler, sanayiden ziyade hizmetler sektöründe çalışmak istiyorlar. Her ne kadar ekonomiler geliştikçe sanayinin payı azalıp hizmetlerin payı artsa da, sanayi hala Türk ekonomisinin lokomotifi durumunda.… Yazının Devamını Oku

Reyting Kuruluşu Kendi Reytingini İndiremezmiş!

‘=

2008 küresel krizinden beri herkesin gözü, önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarının finansal kuruluşlara ve ülkelere verdiği reytinglerde. Ancak, reyting kuruluşları hakkındaki fikirleri de gözden geçirmek gerekli. Kredi derecelendirme, değerlendirilen varlık hakkında bilgi sağlamak sureti ile bilgi asimetrisini azaltmayı amaçlar. Yüksek reyting, yatırımcıların borç verdikleri kurum hakkındaki araştırma yapma yükünü bir nebze azaltır. Diğer yandan, herhangi bir kurum veya ülkenin reytingindeki düşüş ise yatırımcıları daha dikkatli olmaya teşvik eden bir sinyal görevi görür.… Yazının Devamını Oku

Yer vardı da, biz mi yazmadık? (!)

Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale[1], ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane…

Ekonomi ile ilgilenen ancak konu hakkında akademik bilgisi olmayanların en kolay erişebildikleri yazılı bilgi kaynağı, gazetelerdeki ekonomi haberleri. Bu haberlerin özelliği minimum yorum ile, olayları doğrudan aktarmaları. Merkez Bankası faizde 25 baz puan indirime gitti, S&P Türkiye’nin yerel para cinsinden ratingini arttırdı, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı arttı, Ocak ayı enflasyonu şu kadar oldu, Mayıs’ta işsizlik rakamı bu kadar, vs…  Okuyucunun ham veriyi işledikten sonra gerçekçi analizler yapabilmesi ve sığ sulardan çıkması içinse biraz daha çaba göstermesi ve değişkenler arasındaki bağlantıları çözmesi gerekiyor.… Yazının Devamını Oku