Yazar arşivi: Serkan Kiremit

Serkan Kiremit

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun olan Kiremit, 2003 yılında “Sınırlı Devlet” isimli çalışmasıyla yine aynı üniversitede yüksek lisans çalışmasını tamamlamıştır. Halen özel bir şirkette çalışan Kiremit liberalizmin teori ve uygulama kısmıyla ilgilenmektedir.

Ludwig Von Mises'in Metodolojisi: Dün, Bugün ve Daima

“Dar kafalı insanlar sürekli olarak kendileri gibi
düşünmeyenlerle aralarındaki farklara kafayı takarlar.”
İnsan Eylemi, Mises, Liberte Yayınları, s.7.

Modern İktisatçıların, Mises’in çalışmalarını anlamak için kılı kırk yarmak bir kenara, onun iktisattan ne anladığına dair en ufak bir bilgileri bile yoktur. Bütün suçlu herhalde Mises’in garip metodolojisi veya onu takip eden bir avuç tuhaf delirmiş kişiler olmayacağı gibi, iktisatçıların Mises’i anlamak istememeleri veya onu görünmeyecek bir köşeye saklamak istemeleri de olamaz. Nedir öyle ise Mises’i pas geçmek? Bu sorunun tek bir cevabı yok. En basit anlatımla şöyle: Mises çağının ruhunu değil, sadece gerçeğin ve doğrunun ruhunun peşinde koşmuştur. Mevkii, para ve şöhretin değil, hümanist entelektüel bilgi aşkı ve bunun yayılmasının arzusundaydı. Böylelikle Mises yaşadığı çağın nimetlerinden bilinçli bir şekilde yararlanamamıştır. Ve onun peşinden giden çırakları ve öğrencileri de birçok kürsüden, sosyeteden, ödüllerden ve sürekli gelirlerden mahrum bırakılmıştır.… Yazının Devamını Oku

Manevi Malların Değeri ve İktisat

Laissez faire “Bırakalım ruhsuz mekanik güçler işlesin” demek değildir. Şu demektir: Bırakalım her birey emeğin toplumsal işbölümünde nasıl işbirliği yapacağını kendi seçsin; bırakalım girişimcilerin ne üreteceklerine tüketiciler karar versin demektir.

Ludwig Mises, İnsan Eylemi,  s. 684

Serbest piyasa liberalizminin rakipleri arasında çeşitli iktisadi ekoller olduğu kadar dinler de yer alır. Bir müslümanın kurban bayramında keseceği ineğin bir Hindu’ya göre kutsal sayılması büyük bir sorundur. Devlet bunu şöyle çözmeye çalışmıştır: Kanun koyucu ya birini tutmuş ve diğerini politik azınlık konumuna alarak yok saymıştır ya da bu iki dini birbirinden ayırmıştır. Bu anlamda Pakistan ve Hindistan gibi ülkeler bu çatışmanın mutlak çözümü gibi gözüküyor. Bir diğer yol olarak, kanun koyucu iki farklı dinin yerine o ülkedeki çoğunluğun dinini koymuştur. Bu anlamda öteki her zaman ötekidir, azınlıktır, bu sonuç değişmez.Yazının Devamını Oku

Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?

Üreticileri Koruma Derneği’nin Bildirisi: “Serkan Kiremit geçenlerde bir fotoğrafçıya tabetmesi için fotoğraflarını vermiştir. Daha sonra fotoğraflarını almak için gittiğinde, kendisinin hesap ettiği miktardan yaklaşık 10-20 kat aşağıda fiyat vermiş olan fotoğrafçıyı, aklından geçenleri söylemeyerek ve tabettiği fotoğraflara âdil fiyattan daha aşağıda ödeme yaparak kandırmıştır. Serkan Kiremit’in aklından geçen fiyat 15 ile 5 bin lira arasındayken, fotoğrafçıya onun talep ettiği 500 lirayı ödemiştir. Bu hem haksızlıktır hem de hilekârlıktır. Çünkü aklından geçen fiyatı fotoğrafçıya söylemeyerek, onun tam bilgi ve tam rekabet piyasasından uzaklaşmasına neden olmuştur. Serkan Kiremit böyle davranmakla rasyonellikten uzaklaşmış ve ekonominin dengesini altüst etmiştir. Tüm piyasa aktörlerinin bilgisine.”Yazının Devamını Oku

İktisat ve İktisatçı

crss-crtn

 Aslında gücü elinde bulunduranların kibirlerine karşı bir meydan okuma olan iktisat gerçeğine dikkat edilmezse, iktisadi düşünceler tarihini anlamak mümkün değildir. Bir iktisatçı asla demagogların ve otokratların favorisi olamaz. Onlara göre iktisatçı daima sorun çıkarandır. Ve içten içe iktisatçıların itirazlarının tutarlı olduğuna ne kadar çok inanırlarsa, ondan o kadar çok nefret ederler.

 Mises, İnsan Eylemi, s.67

İktisat bilgisi aydınlanma döneminin bir disiplinidir. İktisat, insan aklı ile insan eylemlerinin birbirini sürekli desteklediği, içerisinde birçok evrensel kuralın olduğu bir bilimdir. Bu bilim fen bilimlerindeki gibi deneye ve matematiğe ihtiyaç duymadan, sadece her insanda mevcut olan “insan davranışları ile mantığın” iç içe geçtiği bir sosyal bilimdir. Fen bilimleri cansız varlıkların veya aklın dışlandığı ama içgüdülerin yönettiği hayvan ve bitkiler dünyasını inceler. Oysa sosyal bilimler insan davranışlarının mantık çerçevesinde incelendiği, içinde “insan varoluşu” olan bir bilim türüdür.Yazının Devamını Oku

Kendiliğinden Doğan Düzenin İktisatta Neden Yeri Yoktur?

 “Hayek başlangıçta sosyal bilimlerin ve doğa bilimlerinin yöntemlerinin tamamıyla farklı olduğunu ve birinin yöntemlerini diğerine uygulamaya yönelik her girişimin yanlış olduğunu düşünüyordu (s. 100). Hayek daha sonra doğa bilimlerinin yöntemlerinin sosyal bilimler için de uygun olabileceğini düşünmeye başladı (s. 106).”

Eamonn Butler, Hayek

Hayek’in iktisat metodolojisine kattığı en belirgin kavram “kendiliğinden doğan düzen” kavramıdır. Aslında kendiliğinden doğan düzen Hayek’in de içinde olduğu Avusturya İktisat Ekolüne çok ters gelen bir düşünceydi. Bu ekolün mensupları Aguste Comte’un doğa bilimleri ile sosyal bilimlerini tek ve zorunlu bir yöntem birliği altında tutmasına mutlak anlamda karşıdırlar, zira Avusturya İktisat Ekolü yöntembilimsel olarak düalisttir. Yani bilimsel yöntemleri mutlak olarak iki farklı gruba ayırır. Bunların birincisi, nesne ve maddeye bağlı olarak açıklanan ve fen bilimleri olarak adlandırılan fizik, kimya ve biyoloji gibi disiplinler; ikincisi de içinde insan eylemlerinin var olduğu sosyal bilimlerdir, yani iktisat, hukuk, felsefe, siyaset, tarih ve buna benzer disiplinlerdir.Yazının Devamını Oku

İktisatta Deney Yapılır mı?

 Modern fen bilimleri başarılarını deney ve gözlem yöntemlerine borçludurlar. Deneycilik ve yararcılığın yalnızca fen bilimleri prosedürünü tanımladığı sürece doğru olduğunda herhangi bir şüphe yoktur (s. 35). [Zira] İnsan eylemi bilimlerinin uğraştığı tecrübe daima karmaşık fenomen tecrübesidir. İnsan eylemi söz konusu olduğunda laboratuar deneyi yapılamaz. (s. 34)

Ludwig von Mises, İnsan Eylemi

Bazı sorular sanki kesin cevapları varmış gibi görülür. Oysa kaotik durumların sanılanın aksine tek bir cevabı yoktur. Ama anlaşılır ve sağlam bir mantığa sahip bir cevabı vardır. Bu cevap insanın kendi doğal sınırlarına ulaştığı anda ortaya çıkar. Örneğin, insan uçabilir mi sorusunun cevabı evettir. Bir araçla, yani bir vasıtayla, uçakla, roketle, yapay kanatla, planörle, helikopterle, uzay mekiğiyle mümkündür bu. Ama soru esasında şöyledir: İnsan kuş gibi uçabilir mi? Bunun cevabı tek kelimeyle hayırdır.Yazının Devamını Oku

İktisat, Kendiliğinden Doğan Düzen ve Aydınlanma

Aklın biyolojik işlevi hayatı korumak, canlı tutmak ve sonunu mümkün olduğunca ertelemektir. Düşünme ve eylemde bulunma insan doğasına ters düşen bir şey değildir; insan fıtratının en önemli özelliğidir. İnsan olmayanlardan ayırt edilmiş olarak insanın en uygun tarifi, onun “hayatına yönelik düşmanlık besleyen güçlere karşı amaçlı mücadele eden varlık” olmasıdır. İnsan aklı bu hayati güdüye hizmet eder. Sonuç olarak irrasyonel unsurların ileride olması hakkında yapılan tüm konuşmalar boşunadır. Evren içerisinde akılımızın açıklayamadığı, analiz edemediği insanın rahatsızlığını belli bir ölçüye kadar giderebildiği dar bir saha kaldı. Bu akıl ve rasyonelliğin, bilimin ve amaçlı eylemin alanıdır.

Ludwig von Mises [1]

Bugün ne yazık ki insanın biricik mantığının ve bilincinin aşağılandığı ve yok sayılmaya çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Son yüzyılda ortaya çıkan felsefelerin, teorilerin ve ideolojik yaklaşımların pek çoğu (post modernizm, yeni sağ düşünceler, post yapısalcılık vs.) insanın amaçlı eylemine ve eleştirel aklına karşı yıkıcı ve bozguncu davranmışlardır.Yazının Devamını Oku

Hayek ya da Marx Ne Fark Eder, Söyle!

HayekMarx

“[Marx’ın bahsettiği] Bu teknoloji nereden gelir? Teknolojiler nasıl değişim geçirir ya da gelişir? Bu teknolojileri kim uygulamaya koyar? Marksist sistemi meydana getiren yanlışlar silsilesinin ana noktalarından birini, Marx’ın bu soruya asla bir yanıt bulmaya çalışmamış olması oluşturur. Aslında Marx buna yanıt bulamazdı. Zira teknolojik koşulları ya da teknolojik değişmeyi insanların, yani bireylerin eylemlerine bağlaması durumunda tüm sistemi darmadağın olacaktı. Çünkü söz konusu durumda maddi üretken güçlerin insan bilincini ve o aşamadaki bireysel bilinci belirlemesinden ziyade, bunun tam tersi geçerli olacaktı.”

Murray Newton Rothbard

(An Austrian Perspective on the History of Economic Thought, Cilt 2, s. 373)

Yeni Türkü’nün bir şarkısında dediği gibi: “Ölüm ya da ayrılık fark eder mi söyle sensiz…” Bir âşık için sevdiğinden ayrılması ve onu bir daha görememesi ölüm gibidir.… Yazının Devamını Oku

Mises'in Granitten Duvarı: Tam Sosyalizm İmkânsızdır

“Tüm üretim araçlarını hızla geliştirerek ve ulaşımı, iletişimi sonsuz kolaylaştırarak burjuvazi, en barbar ulusları da uygarlığa çekiyor. Ürettiği mallara koyduğu ucuz fiyatlar, tüm Çin Seddi’ni temelden yıkacak, barbarların en inatçı yabancı düşmanlıklarını teslime zorlayacak ağır toplardır.”

Komünist Manifesto

Sosyalizm, cazibeli ve zor bir sevgilidir. Ulaşılması kolay değildir, elde edildiğinde de kolay kolay bırakılmaz. Başka bir sevgiliyle (ideolojiyle) de aldatılamaz. Sosyalizmin hedefi büyüktür. Bir sınıf savunusundan başlar, ama esası bütün insanlığı kapsar. Sömürüyü bitirir. Toplumu ve bireyi bolluğa kavuşturur ve özgürlüğün dingin sularına taşır. Onları üretimden tüketime, tüketimden de mutlak doygunluğa ulaştırır. Sonunda sosyalizmde adalet, eşitlik ve kardeşlik gelmiştir. Fakirlik, kölelik ve kıtlık sonsuza dek ölüme yollanmıştır. İş tamamlanmıştır. İlerleme durmuş ve son durağa gelinmiştir. Tarihin sonu hazırdır.… Yazının Devamını Oku

Eleştirel Açıdan Coase ve Mülkiyet

“Marx iktisat arabasını hukuk atının önüne koymuştu. Coase ise sonunda atı olması gereken yere koydu.”

Tom Bethell

Bilinenin aksine, Ronald Coase ekolü ve onun hukuktaki büyük takipçisi Posner mülkiyet haklarını hiçbir zaman ilkesel olarak savunmamışlardır. Coase ve Posner argümanlarında bu hakları genellikle hukuktaki çözümsüzlüklere fayda sağladıkları için kullanmışlardır. Ancak Coase’un ilgilendiği şey aslen hukuktaki çözümsüzlükler değildir; bu nedenle araştırmaları sosyal hukuk devletindeki iktisadî yapılanmaya bir katkı olarak algılanmalıdır.

Öyleyse sorun nerede? İktisatta es geçilen konulardan biri de teorinin pratiğe uygulanmasıdır. Coase tam da bunu yapmayı kendisine düstur edinmiştir. Teori gerçek hayattaki en ufak bir soru karşısında dahi yanıtsız kalırsa ne olacaktır? Açıkçası ya kendini yenileme yoluna gidecek ya da suskunluğa gömülecektir. Coase ekolünün “radikal liberal iktisatçılarına” verdiği yanıtlar aslında Coase’un teorisinin hiçbir zaman pratikte uygulanamayacağını, uygulansa dahi sosyal maliyetleri açısından “birilerinin canını yakacağını” gösterir.… Yazının Devamını Oku