Yazar arşivi: Timuçin Yalçınkaya

Timuçin Yalçınkaya

1998 yılında iktisat lisans öğrenimini tamamladığı Dokuz Eylül Üniversitesi’nden 2010 yılında ‘küreselleşme ve ekonomi politikaları’ konulu çalışmasıyla doktora derecesini almıştır. 2013 yılından beri aynı bölümde yardımcı doçent doktor olarak görev yapmakta; dünya iktisat tarihi, iktisadi düşünceler tarihi, iktisat felsefesi, küreselleşme yaklaşımları, iktisat politikası ve rekabet üzerine dersler vermektedir. 2008 yılında Kırgızistan’da Manas Üniversitesi’nde, 2009 yılında Avustralya’da Royal Melbourne Institute of Technology (RMIT) University’de ve 2012 yılında ABD’de University of Hawai’i’de, küreselleşme, ekonomik sistem ve ekonomi politikaları üzerine araştırmalar yapmıştır. İlgi ve araştırmaları; disiplinler-arası çizgide olmak üzere, küresel sistem, ekonomik sistem, ekonomi sosyolojisi, kurumsal ekonomi ve tüketim sosyolojisi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Türkiye’nin Toplumsal Gerçeklerine Ekonomi Sosyolojisi Penceresinden Bakmak – 1

Society

Sosyal bilimlere özgü kavram ve teorileri başka toplumlardan alarak sistem kurmaya çalışan bizim gibi toplumlarda, toplum doğasına uygun olmayan ithal sistemler, ne doğru anlaşılabilmekte ne de toplumsal sorunların çözümünde tam anlamıyla yol gösterici olabilmektedir. Bu doğrultuda ekonomi biliminin kavram ve teorilerinin metodolojik olarak tümdengelimci, soyutlamacı, evrenselci niteliği de, gerçekte geçerli olup olmaması bakımından tartışılmakta; ekonomi biliminin, toplumların öznelliğini göz ardı ederek onları homojenleştirme eğilimi eleştirilmektedir.

Bireysel çıkarları önde tutan toplumlarda kurulmuş teoriler, sosyallik ilkesine dayalı toplumları anlama ve açıklamada etkin olmayabilmektedir. Sosyallik temelli toplumlarda ‘Homo Oeconomicus’ modeli yerine ‘Homo Sociologicus’ ya da ‘Homo Socio-oeconomicus’ modelleri bağlamında, toplumun bütünselliği içinde birey olmak anlam kazanmaktadır. Homo Sociologicus modelini ileri süren sosyolog Ralf Dahrendorf (1969) ve Homo Socio-oeconomicus modelini ileri süren sosyolog Siegwart Lindenberg’in (1990) Alman olması bu noktada ilgi çekicidir.… Yazının Devamını Oku

Tüketimci Tüketici (Consumerist Consumer)

consumerist-consumer-1

Zor zamanların hiç bitmediği bir toplumda dingin bir ruhla okumak ve yazmak da çok zor. Fakat özellikle ekonomik zorluklardaki büyümeye karşın işlemeye devam eden bir alan var. Niceliksel ve niteliksel boyutlarıyla çoğu zaman bilinçsizce deneyimimizden geçirdiğimiz bu alan, tüketim dünyası…

Gündelik yaşamdaki alışveriş pratiklerimize ilişkin olarak medyadaki tüketim haberleri, birer işlenmemiş bilgi (information) niteliğindedir. Ayrıca kapitalizm ya da piyasa sistemi karşıtlığı bağlamında ortaya çıkan, tüketicilerin sömürüldüğü söylemi de söz konusudur ve bilimsellik bağlantısı olsa da, bu söylem bireylerin ya da sosyal grupların daha çok gündelik yaşam pratikleri düzeyinde kalmaktadır. Kavram ve kuramların geliştirildiği akademik çalışmalar ise tüketim dünyasına ilişkin daha iyi yol gösterici olarak bize işlenmiş bilgi (knowledge) sunmaktadır. Bu noktada kavram ve kuramlar gündelik yaşamın tüketim boyutunu anlamada etkin bir kılavuzluk sağlamaktadır.… Yazının Devamını Oku

Küreselleşme ve Ulusların Gündemi – 2

Global Governance

‘Küreselleşme ve Ulusların Gündemi – 1’ başlıklı yazımda, küresel düzeydeki karmaşık ortamın adil bir küreselleşmeyle mi, yoksa küreselleşmeden dönüşle mi sonuçlanacağı sorusundan yola çıkmıştım. O değerlendirmede, küreselleşmeden dönüş anlamına gelebilecek ulusal reflekslerin sıklaşmaya başladığına dikkat çekmiştim: Ulus-ötesi pratikler ve anlamlar bir yandan sürüyor olsa da, diğer bir yandan ulusal temalar ve politikalar, bütünsel bir şekilde olmasa bile, önemlerini gösterecek şekilde gündeme gelebilmektedir. Devam niteliğindeki bu yazımda ise, küresel gerilimlerin katılımcı ve adil olarak çözülmesi konusunu değerlendirmekteyim.

Küresel çaptaki ekonomik, kültürel ve politik sorunlara yönelik katılımcı çözümün kurumsallaştırılabilmesi anlamıyla öne çıkan kavramlardan biri, küresel yönetimdir.

Küresel yönetim (global governance) kavramı [1], uluslararası kuruluşların daha etkin bir yönetim anlayışıyla kurumsallaşmasını ifade etmektedir. Stefan Schirm, küresel yönetim anlayışına ilişkin dört farklı yaklaşım olduğunu ileri sürmektedir [2].… Yazının Devamını Oku

Küreselleşme ve Ulusların Gündemi – 1

Deglobalization

‘Hava kurşun gibi ağır’ deyişinin düşündürdüğü gibi, dünya yine zor zamanlardan geçiyor. Üretim ve ticarette daralmalar, çalışma koşullarının ağırlaşması, yoksulluğun artması, göç dalgaları, teknolojik ve sosyal riskler, politik, kültürel ve askeri çatışmalar gibi toplumsal sorunlar, küresel düzeyde gündemin baş konuları olarak göze çarpıyor. Özellikle politik solun bir savı olarak, bütün bu sorunların kapitalist küreselleşmenin eşitsiz ve düzensiz yapısının sonucu olduğu düşünülebilir. Bu süreçten çıkış yolu adil bir küreselleşme midir; yoksa küreselleşmeden dönerek yeniden ulus-toplum ya da ulus-devlet inşası mıdır? Bu soruya verilecek yanıt, küreselleşme tanımlanırken ulus-devletin konumunun ne olduğuyla ilişkilidir.

Küreselleşme olgusunu anlamak için ulus-devlet kurumuyla ilgili şu iki kavrama bakmakta yarar vardır: ‘Uluslararası’ ve ‘ulus-ötesi’…… Yazının Devamını Oku

Ekonomi Biliminin Hegemonyası

Homo Oeconomicus 2

İktisatçılar, insanların ekonomik davranışlarını araştırırken, kurdukları önermelerin saf bilimsel olması kaygısını taşıyan uzmanlardır. Burada bilimsellik, tekrarlanabilen olgu ve olaylar için, ölçülebilirliği ve sınanabilirliği içeren, zaman ve mekan ayrımı gözetmeksizin geçerli davranış ilkelerini ve yasaları belirleme anlamına gelmektedir. İktisatçılar (ya da ekonomi bilimi) bu evrensel (!) ilke ve yasalara ilişkin önermeleri kurarken, bir anlamda araştırma nesnesi olan insanın irrasyonel (ruhsal, kültürel, politik vs.) yönlerini ‘ceteris paribus’ kalıbının içinde tutmaktadır. Bu doğrultuda ekonomi bilimi doğa bilimleriyle benzeşme çabasını içermektedir; ancak, bir yandan da insana özgü olan duygular, değerler ve anlayışların araştırıldığı diğer sosyal bilimlerin varlığı söz konusudur.… Yazının Devamını Oku

Ekonomi Bilimine ‘Başlarken’

rodin-the-thinker

Bu benim ‘İktisadiyat’ topluluğuna katılışımı simgeleyen ilk yazım. Güzide İktisadiyat topluluğuna katılmak, değerli insanlarla bir arada olmak, çok güzel. Ben de bu başlangıç yazımda, benim için önemli olan bir başka başlangıçtan esinlenerek, ‘Başlarken’ diyorum…

1994 yılında iktisat öğrenimi görmeye başladığımda, iktisadın ne olduğuna ilişkin olarak kurumsal bir bilgi desteği almamış olmanın da etkisiyle, bir bakıma belirsizliğe dalmıştım. Fakat yıllar içinde öğrenme eylemini gerek derslerle gerekse kitap, makale gibi araçlarla sürdürerek, bu özel bilimi gittikçe daha çok sevdim. Bu sürecin başlarında öğretici bir gazete makalesi de okumuştum: O dönem yeni yayımlanmaya başlayan Yeni Yüzyıl gazetesinde çıkan, Prof. Dr. Gülten Kazgan’ın ‘Başlarken’ adlı makalesi… Yazıları o yeni gazetede yayımlanmaya başlayan Kazgan, bu makalesinde, iktisadın nasıl bir bilim olduğuna değiniyordu. Anlaması zor ve biraz da kasvetli bir bilim olarak tanımladığı iktisadı ben de öğrenmeye başlıyordum…… Yazının Devamını Oku