Yazar arşivi: Tolga Bağcı

Tolga Bağcı

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 2008 yılında mezun olduktan sonra, yüksek lisans çalışmasını Kopenhag Üniversitesi’nde opto-mekanik konusunda tamamladı. Fizik doktorasını de aynı üniversiteye bağlı Niels Bohr Enstitüsü’nde hibrit opto-elektromekanik aygıtlar üzerine çalışarak aldı. Tezinde, radyo dalgalarının nano-mekanik bir rezonatörle optik sinyallere çevrilip, yüksek duyarlılıkla ölçülmesini gösterdi. Doktoranın bitiminden itibaren (2014), Münih Üniversitesi’nde (LMU) Max Planck Institute of Quantum Optics bursuyla araştırmacı olarak çalışmaktadır. Güncel çalışma konusu Europium nadir-toprak-iyonunun kuantum optiği ve kuantum enformasyon alanında kullanılmak üzere irdelenmesidir. Deneysel kuantum fiziği çalışmalarının dışında felsefeye ilgi duymaktadır. Başlıca ilgi alanlarını varlık felsefesi, bilim felsefesi, Alman İdealizmi (Kant, Hegel) ve siyaset felsefesi oluşturuyor.

Platon-Lenin-Badiou Üçgeni’nde Hakikat-Komün Bağıntısı Üzerine

gorsel

Politika olarak adlandırılan faaliyetin, salt dışsal yöneten-yönetilen ilişkisiyle sınırlı olduğu ön kabulü, günümüzde giderek belirginleşen ontolojik bir sorun halini aldı. Homo politicus’un bu incitici sınırlandırmayı aşıp, Özne bilincine erişmesi için “hakikat prosedürleri”yle felsefi teması zorunlu. Bu bağlamda Komün, Özgürlük İdeası’nın son erek olduğu düzlemde, toplumsal özdeğerlerin sınır tanımaz açınımına olanak veren mekansal-zamansal (tarihsel) zemin olarak irdelenmeyi hak ediyor. Komün’e ait olarak serimlenen pre-politik hak ve adalet kavramlarının özsel kaynağını ise – Alain Badiou’nun haklı olarak bizi götürdüğü yerde – Antik Yunan’ın İdealar Dünyası’nda bulmamız rastlantısal değil. Ve belki de bu Platonik yolculukta daha ileri gidecek olursak, Alman İdealizmi’yle yeniden bir başlangıç yapılabileceğine inanmamız bir tuhaflık teşkil etmiyor aslında. Slavoj Žižek’in “Bugün hâlâ Hegelci olmak mümkün mü?” sorusuna verilecek “evet, ama komünist bir Hegelci” yanıtı absürt karşılanmamalı.… Yazının Devamını Oku

Ekonofiziğin Tarihsel Gelişimi ve Kuantum Mekaniksel Formalizmin Getirileri

gorsel1

Klasik Fiziğin Temellerinden Ekonofiziğe
Geniş anlamıyla ekonofizik, fizik dalında geliştirilmiş olan kuram ve yöntemlerin ekonomiye uygulanmasını içeren bir araştırma alanı olarak nitelendirilir. Özellikle fiziksel sistemlerin modellenmesinde sıkça karşılaşılan stokastik (rastlantısal), doğrusal olmayan ve istatistik fiziksel yöntemler bu disiplinde önemli yer tutar [1].

Ekonofizikçiler, 1995’de H. Eugene Stanley’in “ekonofizik” adlandırmasını kullanmasından bu yana ekonomistler cephesinden gelen skeptik ve kimi zaman sert eleştirilere maruz kaldı. Ancak, finansal ağın ürettiği devasa boyutta verinin ve karmaşıklığın karanlığında, fizik disiplininden gelen bütüncül ve sistematik bakışın, ekonomideki teorik ve ampirik boşlukları doldurma potansiyelini göz ardı etmek haksızlık olacaktır. Bununla birlikte ekonofizik, geleneksel ekonomi kuramlarında kısıtlı bilgi veren homojen ajan – denge durumlarının ötesinde, heterojen ajan – denge dışı durum formülasyonuyla, daha gerçekçi bir modelleme gereksinimine yanıt olma iddiasında.… Yazının Devamını Oku

Şeyh Bedreddin’den Brezilyalı Topraksızlar’a Sosyalist Praksis

gorsel1

“Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.”

Toprak, Kozmos’un karmaşık bir alt bileşeni olarak, insanın maddi varoluşunun zeminini sağlayan öğeleri barındırır. Dönüşümü ve geçişliliği olanaklı kılar. Bu olgu, birçok dini metin ve referansta yaratılış-insan ilişkisinin temelini oluşturur. Örneğin, İbranice’de Adam (Adem) – ilk insan, Kızıl Toprak anlamına gelir. Bu fiziksel bağla birlikte, verili maddi düzeni olumsuzlayıp kültürelleşen ve ussallaşan Homo Sapiens, gereksinimlerini karşılamak için toprağı işleme ve ondan beslenme Hakkına sahiptir. Ve bu Hak, ancak insanın feodal kalıntılar ve kapitalizm gibi usdışı düzenleri tarihin çöplüğüne yollayarak, toprakla barışçıl/uyumlu bir birlik oluşturmasıyla bazıları için değil Herkes için Hak olarak gerçek kavramına yakınlaşabilecektir.

Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz…

Sosyalist-komünist fikirlerin tohumlarının günümüzden yüzlerce yıl önce atıldığını biliyoruz.… Yazının Devamını Oku

Kuantum Bilgisayarla Kurtulur Mu İnsanlık?

gorsel1

“Kim için çalıştığımızı asla unutmayız.”
(Lockheed Martin şirketinin sloganı)

Bilimsel-teknolojik gelişmelerin insanlık için ne getireceği sorunu, fantastik bilimkurgu senaryolarının nesnesi olmanın ötesinde, mevcut toplumsal yapının ideolojik ve sınıfsal karakteriyle koşut bir gelişim izler. Kimi fizikçilerin gerçekçiliğine şüpheyle yaklaştığı, kimilerininse gelecek için çok büyük bir potansiyel gördüğü kuantum bilgisayar bu bağlamda ele alındığında, tümüyle insanlığın hizmetinde olan bir ilerlemeden ya da distopik bir gelecekten daha fazlasına; çeşitli çıkar öznelerinin dinamiğinde salınan karmaşık bir yapıya işaret ediyor. Gerçekleştiği takdirde muazzam bir hesaplama gücü müjdeleyen bu buluşun bilgi çağında bir devrimin kapısını aralaması muhtemelken, büyük resme bakıldığında hegemonya, bilim-kapital ve bilim-toplumsal fayda ilişkileri üzerine bir düşünce egzersizi gereklilik haline geliyor.

Kuantum hesaplama bildiğimiz bilgisayarların klasik mantığından farklı olarak kuantum yasalarının geçerliliğine dayanır. Fiziksel çalışma mekanizmasının temelinde iki kuantum özellik yatar: süperpozisyon ve dolanıklık [1].… Yazının Devamını Oku

Felsefenin Dayanılmaz Ağırlığı ve Liberteryen Sosyalizm

gorsel1

Özgürlük kavramının edimselleşmesine ve insanlığın kurtuluşuna dair umudumuz varsa eğer, bunun anlamlılığı ve olanaklılığı için, ne felsefeden ne de İdea’nın kendisinden kaçabiliriz. Baskısız, sömürüsüz, sınıfsız ve özgür bir dünya özlemi, derinde yatan bir idealizmi imler.

Tarihi, insanın özgürleşme mücadelesiyle özdeş gören [1] Hegelci diyalektik, bu bağlamda sadece yöntemsel ilerlemenin değil, aynı zamanda özün kendisinin, İdea’nın işaretçisi. O zaman, liberteryen (özgürlükçü) sosyalizmi basit bir oksimoron yakıştırmasından kurtaracak şeyin de İdea’nın kendi mantıksal açınımı olduğunu ve bunu aslında hem Hegel’i, hem de onu ‘tersine çeviren’ Marksizm’i aşarak yapabileceğini söyleyebilmeliyiz.

Birey-toplum çelişkisini, geçişlilik mantığıyla evrensel Özgürlük gerçeğine ve edimselleşmiş Hak kavramına çevirecek olan moment, Marx ve Engels’in materyal üretim ilişkilerine, ekonomik altyapıya güdümlü gördüğü İnsan [2] değil, tam tersine bu üretim ilişkilerini felsefi/etik çıkarsamalara güdümleyebilen İnsan’dır.… Yazının Devamını Oku

Kitap Tanıtımı: Schrödinger'in Kedisinin Peşinde

“Kuantum Kuramıyla sarsılmayan onu anlamamış demektir” (Niels Bohr).

Geçen gün eski kitaplarımı karıştırırken, Kuantum Fiziği ve Gerçeklik üzerine yazılmış, Schrödinger’in Kedisinin Peşinde adlı kitap dikkatimi çekti. Fizikte bazı kavramların ve bulguların imlemlerinin sindirilmesi zaman alıyor; hele bir de kuantum dünyasının binbir türlü ilginçliklerinden bahsediyorsak, bir süre sonra zihinsel temassızlık noktalarının oluşması kaçınılmaz hale geliyor. Kitabı burada sizlerle paylaşmamın nedeni de, kuantum kuramı hakkında duru, tutarlı ve tarihsel bütünlük içinde anlaşılabilir bir öykü sunması açısından eseri oldukça yararlı bulmamdı.  Benim elimdeki basım, Metis Yayınları’ndan 2005 yılında Nedim Çatlı’nın çevirisiyle çıkmış.  Kitabın orjinal adı In Search of Schrödinger’s Cat (1984), yazarı ise dünyaca ünlü astrofizikçi John Gribbin. Gribbin, 20.yüzyıldan başlayarak kuantum kuramıyla devrim yaşayan fizik dünyasını hemen hemen tüm ana noktalarıyla tarihsel bir süreç içersinde ele alıyor.… Yazının Devamını Oku

Zeitgeist- Dünya Kupasına Tarihsel Bir Bakış

* Bu yazı 22 Haziran 2010 tarihinde Siyaset Kahvesi’nde yayınlanmıştır.

Futbolseverlerin şu vuvuzela zımbırtısı yüzünden paralize olduğu bu sancılı dönemde, Dünya Kupası tarihine şöyle bir bakıp, insanlık olarak ne badireler atlattığımıza dair bir değini yapmak istedim. Acısıyla tatlısıyla ne kupalar yaşanmış derken, belki de tek derdimizin vuvuzela olduğuna sevinmeli ve bu şımarıklığımızla gurur duymalıyız.  En kötü günümüz böyle olsun diyelim.  Futbol gerçekten sadece futbol değildir ; futbol hiçbir zaman basit bir oyun olmadı.  İngilizlerin baş döndüren ilk 20 dakikaları, Almanların kazanmaya programlı makine düzeni, Hollandalıların total futbolu, İspanyolların rakibi felce uğratan pas trafiği, Brezilyalıların insanüstü top sürüş tekniği ve İtalyanların katı defansı gibi teknik kavramlar  bu oyunun tarihini anlatmaya yetmez kuşkusuz. Çünkü insan oyundayken bile sadece oyunda değildir; psiko-sosyal bir varlık olarak tüm benliğiyle, yanlışıyla doğrusuyla , yitici ve saçma ya da tam tersi kalıcı ve güzel olanıyla yeşil sahadadır.… Yazının Devamını Oku

Vakum Çalkalanması ya da Yokluk İçinde Varlık

[1]

“Yalnız varolan vardır ve ancak bu düşünülebilir: Varolmayan yoktur ve düşünülemez de”  (Parmenides)

“Bağlanışlar; bütünler ve bütün olmayanlar, birarada duran ve ayrı duran, birlikte söylenen ve ayrı söylenen. Her şeyden bir, bir’den her şey.”  (Herakleitos)

“Sözcüğün sağın anlamında olgusal olan bir saltık plenumdur (doluluk); ama plenum bir değildir. Tersine, onlardan sonsuz bir sayıda vardır, ve oylumlarının küçüklüğünden ötürü görülemezdirler (atomlardan bahsediyor).Boşlukta devinirler (çünkü boşluk vardır); ve biraraya gelerek varlığa gelişi ortaya çıkarırlar; ayrılarak, yitip gitmeyi.”  (Leukkippos)

Yazının Devamını Oku

Mülkiyet Üzerine Hegelci Bir Yorum

para

* Bu pasaj  Aziz Yardımlı’ nın, Hegel’in Tüze Felsefesi’ni temel alarak oluşturduğu Modern Tin Dizgesi ‘nden     alıntılanmıştır. Yazıların tamamı için http://www.ideayayinevi.com/noesis/nesnel_tin_anasayfa.htm adresine  bakabilirsiniz.

” İstenç ilkin evrensel ya da belirlenimsiz istençtir ve böyle olarak kendini belirlemelidir. İstencin ilk belirlenimi Mülkiyettir. Mülkiyetin İstenç ile bir olması Mülkiyetin tanınmamasının Kişinin tanınmaması ile bir olması olgusunun nedenidir. Bir İstenç olarak tanınmamak özgür olarak tanınmamak, İnsan olarak ve insan değeri içinde sayılmamak ya da yok sayılmaktır. Bu düzeye dek, Özgürlük Tanınmaktır.

Mülkiyet İstencin, hiç kuşkusuz özgür İstencin hakkıdır. Bu yüzden Özgürlük bilincinin olmadığı yerde Mülkiyet bilinci de yoktur. Ve Özgür İstenç ancak olmadığı yerde durdurulabilir. Mülkiyetin İstenç-belirlenimi olması onu Özgürlük belirlenimi olarak gösterir. Bu düzeye dek Mülkiyet bilinci ancak Özgürlük bilincinin olduğu yerde bulunur, ve Mülkiyeti olumsuzlamak mantıksal olarak ancak Özgürlük bilincinin daha şimdiden bulunmadığı yerde olanaklıdır (Çarlık Rusyası, Çin vb.).… Yazının Devamını Oku

Homo Sapiens'in Gizil Yetileri Üzerine Tezler-1

 

 

1) Homo Sapiens(Latince’de “bilen adam”) salt biyolojik bir varlık değildir; evrimsel gelişim sürecinde, primatlar arasında yalnız  ona özgü olan Tinsellik niteliğini kazanmıştır.

Heidegger der ki  İnsan  Dasein (orada –varlık) olarak bir Geworfenheit (ortaya fırlatılmışlık) durumu içindedir,  ancak açıktır ki bu “ortaya fırlatılmışın” yazgısı en yakın evrimsel akrabası şempanzeninkiyle bir olamaz. İnsan kendini bilen varlıktır ; karmaşık, beyinsel fonksiyonları ona Us denilen yetiyi kazandırmıştır ve o Ustur ki, Homo Sapiens yalnızca ve yalnızca onunla kavramları ve kavramlar arasındaki ilişkiyi türetmeye ve çıkarsamaya yeteneklidir. Bu gerçek, daha şimdiden İdealar Dünyasının, İyinin, Güzelin, Doğrunun, Sonsuzluğun, Tanrısallığın ve doğal olarak onların karşıtlarının tanımlanabilirliğinin biricik tanıtıdır. Böylelikle Homo Sapiens’in tinsel bir niteliğe sahip olduğu tanısı salt metafizik söylemlerden özenle arındırılmış olur.

 
2) Nasıl ki güdüler ve dürtüler İnsanın doğal, biyolojik eylemini belirliyorsa, Bilinç ve Us da onun  tinsel eylemini belirler.Yazının Devamını Oku