İktisat Tarihi

Türkiye’nin Toplumsal Gerçeklerine Ekonomi Sosyolojisi Penceresinden Bakmak – 1

Society

Sosyal bilimlere özgü kavram ve teorileri başka toplumlardan alarak sistem kurmaya çalışan bizim gibi toplumlarda, toplum doğasına uygun olmayan ithal sistemler, ne doğru anlaşılabilmekte ne de toplumsal sorunların çözümünde tam anlamıyla yol gösterici olabilmektedir. Bu doğrultuda ekonomi biliminin kavram ve teorilerinin metodolojik olarak tümdengelimci, soyutlamacı, evrenselci niteliği de, gerçekte geçerli olup olmaması bakımından tartışılmakta; ekonomi biliminin, toplumların öznelliğini göz ardı ederek onları homojenleştirme eğilimi eleştirilmektedir.

Bireysel çıkarları önde tutan toplumlarda kurulmuş teoriler, sosyallik ilkesine dayalı toplumları anlama ve açıklamada etkin olmayabilmektedir. Sosyallik temelli toplumlarda ‘Homo Oeconomicus’ modeli yerine ‘Homo Sociologicus’ ya da ‘Homo Socio-oeconomicus’ modelleri bağlamında, toplumun bütünselliği içinde birey olmak anlam kazanmaktadır. Homo Sociologicus modelini ileri süren sosyolog Ralf Dahrendorf (1969) ve Homo Socio-oeconomicus modelini ileri süren sosyolog Siegwart Lindenberg’in (1990) Alman olması bu noktada ilgi çekicidir.… Yazının Devamını Oku

Düzeni Sıfırlarken… (II)

can_one cikan gorsel

Şimdi meseleyi biraz somutlaştıralım. Yazının birinci bölümünde sosyalistleri eleştiren Mises’ten bahsetmiştik. Mises’e (1935, s. 89) göre “Sosyalizmde tüm üretim araçları toplumun mülkiyetindedir.” Dolayısıyla sosyalizm “üretim araçları piyasasının ve bu araçların fiyatlarının olmaması” demektir (Mises, 1998, s. 260). Dahası, özel mülkiyetin olmadığı bir sistemde ne kaynakların etkin kullanımı için bir teşvik mekanizması, ne de bunun temelini oluşturan kâr-zarar güdüsü vardır. Bu da kaynakların israf edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Mises’e göre sosyalizm “akılcı bir ekonominin ortadan kaldırılması” demektir. Ama aynı Mises şunları da yazıyor:

“Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan bir toplumda, bu araçların bir kısmının kamuya ait olması ve kamu tarafından işletilmesi – yani bunların devlete ya da devlet kurumlarından birine ait olması ve onun tarafından işletilmesi – sosyalizmin ve kapitalizmin birleştirildiği karma bir sistem anlamına gelmez.Yazının Devamını Oku

Düzeni Sıfırlarken… (I)

ilk_görsel

2015’teki genel seçimden hemen önceydi, yolda giderken Komünist Parti’nin standına denk geldim. Büyük ihtimalle üniversiteli olan, parti önlükleri giymiş gençler bildiri dağıtıyorlardı. Bana da bir tane verdiler. “Bu Düzeni Sıfırla!” başlıklı bildiride Komünist Parti’nin hedeflediği Türkiye on maddede özetleniyordu. Maddelere göz gezdirince, işsizlik ve sömürü gibi şeylerin olmadığı, hemen hemen düşsel bir Türkiye gördüm. Yirmili yaşlarının başındaki bir genç için bunlar gerçekleştirilebilir görünebilir belki. Ama yaş ilerledikçe, özellikle de bu meseleler hakkındaki eleştirileri biraz okuduysanız, bunlara biraz gülümsemeyle bakıyorsunuz. Bunu istihza anlamında söylemiyorum.

Görsele tıklayarak büyütebilir ve içeriğini okuyabilirsiniz.

Görsele tıklayarak büyütebilir ve içeriğini okuyabilirsiniz.

Bununla birlikte bu bildiriye tamamıyla düşsel demek doğru olmaz, zira bazı maddeler gerçekte olmayacak şeyler değil. Örneğin İmam Hatiplerin kapatılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması veya toplumda çeşitli ayrımcılıkların yasaklanması, gerekli siyasi irade olduktan sonra pekâlâ gerçekleştirilebilir.… Yazının Devamını Oku

Homo Agent Tür, Praksiyoloji, Bolluk ve Kıtlık Dünyası

serkan_kiremit_yazi_19nisan2017

“Kapitalizm, ölüm fermanı ceplerinde olan
hâkimlerin önünde yargılanır. Hâkimler, çok iyi savunma yapmış
kapitalizmin galibiyetini karara bağlamak yerine,
Hakimler, tekrar savunmada kalarak başka iddianamelerle
karşısına çıkarak kapitalizmi idama götürüyorlardı.”
Josh Scumpeter, ‘Capitalism,Socialism and Democracy’, s.144.

SSCB kurulduğunda komünist teorisyenler amaçlarını gerçekleştirirken sözde ufak ama pratikte büyük bir problemle karşılaştılar. Soruları üç örnekliydi. Birincisi eşit işe eşit maaş iken eşit olmayan işlere nasıl aynı maaşı vereceğiz. İkincisi çöpleri kim toplayacak? Ve sonuncusu bayramlarda bazı kişiler tatil yaparken bazı kişiler nasıl çalışacak? (Yani onlara garsonluk kim yapacak gibi…) Bütün problemler komünist toplumun vaadi olarak “mutlak sosyal ve iktisadi eşitliğin” psikolojik ve ekonomik bozukluğunu ifade ediyordu.

Özetle SSCB genelde sosyalist toplumlar en büyük vaatleri olan eşitliği gerçekleştiremediler. 20 yıl sonra amaçlarını pratik olarak genel refah üzerine kaydırdılar.… Yazının Devamını Oku

Platon-Lenin-Badiou Üçgeni’nde Hakikat-Komün Bağıntısı Üzerine

gorsel

Politika olarak adlandırılan faaliyetin, salt dışsal yöneten-yönetilen ilişkisiyle sınırlı olduğu ön kabulü, günümüzde giderek belirginleşen ontolojik bir sorun halini aldı. Homo politicus’un bu incitici sınırlandırmayı aşıp, Özne bilincine erişmesi için “hakikat prosedürleri”yle felsefi teması zorunlu. Bu bağlamda Komün, Özgürlük İdeası’nın son erek olduğu düzlemde, toplumsal özdeğerlerin sınır tanımaz açınımına olanak veren mekansal-zamansal (tarihsel) zemin olarak irdelenmeyi hak ediyor. Komün’e ait olarak serimlenen pre-politik hak ve adalet kavramlarının özsel kaynağını ise – Alain Badiou’nun haklı olarak bizi götürdüğü yerde – Antik Yunan’ın İdealar Dünyası’nda bulmamız rastlantısal değil. Ve belki de bu Platonik yolculukta daha ileri gidecek olursak, Alman İdealizmi’yle yeniden bir başlangıç yapılabileceğine inanmamız bir tuhaflık teşkil etmiyor aslında. Slavoj Žižek’in “Bugün hâlâ Hegelci olmak mümkün mü?” sorusuna verilecek “evet, ama komünist bir Hegelci” yanıtı absürt karşılanmamalı.… Yazının Devamını Oku

İbn-i Haldun’un İktisat Tarihi Görüşü Versus Praksiyoloji

???????????????????????????????????????????????????????????????

“Devletler de insanlar gibi doğar, yaşar, büyür ve ölürler.”
İbn-i Haldun, Mukaddime, s.188.

İslam medeniyetinin arka bahçesinde güçlü entelektüeller bulmak kolay değildir. İbn-i Haldun bunlardan birisidir. İbn-i Haldun kitaplarında birçok konuya değinmişse de konumuz olan iktisat ve mali kurumlar hakkında bölük pörçük yazmış ve fikir belirtmiştir.

Özgürlükçü düşünce içinde yazıp, okuyan ve düşünen birçok kimse İbn-i Haldun’u takdir eder. Ortaçağ da yaşamış bir aydın olarak İbn-i Haldun övgüye değer birçok yeni fikri hayatımıza kazandırdığı gibi eski fikirleri de yaldızlayıp, aydınlatıp teoriye büründürmüştür. Şöyle ki; İbn-i Haldun insanın ortak gelişimini karşılıklı yardımlaşma da görmüş bunun yanında emeğin işbölümünü onaylayıp, devletlerin zararları hakkında konuşmuştur. Özel mülkiyete, %100 altın (tek maden sistemine) standardına ve piyasalara değer vermiştir. Barışı ve çeşitliliği insanlığın başarısı saymıştır. İbn-i Haldun Ortaçağ da dini verileri en az kullanan filozoftur.… Yazının Devamını Oku

Bu Kez ’’Kapsayıcı’’ Kapitalizm

gorsel-1-one-cikan

İktisadın geçerliliğini ispatlama ihtiyacını en çok duyduğu dönemlerden birinde yaşayan bizlere serbest piyasa ekonomisi ve iktisadi insan verili olarak sunuldu ve yeterli refah seviyesine ulaşmış, daha fazlasına ulaşma kapasitesine de sahip azınlıklar için su götürmez bir gerçek haline geldi. Öte yandan, yine bizlerin bildiği gerçek, belki arka mahallemizde, belki alt sokakta belki diğer muhitte belki de sitemizin az ötesinde farklı iktisadi/yaşamsal gerçekliklerin yaşandığı. Hal böyleyken, kalkıp piyasa ekonomisini savunmak bence çok da mümkün değil. Hele hele kapitalizmin kapsayıcılığından söz etmek…

Piyasacı iktisadın öne eğilen başını gerçek dünya ile tanıştırma gayretindeki davranışsal iktisat, bize farklı ufukların kapısını aralayabilmekte. Sadece bireylerin kar güdüsü ve faydasını maksimize eden ekonomik ajanlar olmadığını, aksine yanılan, yanlış hesaplayan, itibarını göz önünde bulunduran, karşılık bekleyen ve nihayetinde diğerlerini düşünen aktörler olduğunu ortaya koymakta.… Yazının Devamını Oku

Cambridge Sermaye Tartışmalarına Tanıklık Etmek – 4/4

photo 1

Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Bu soruyu ben değil, 2003 yılında Journal of Economic Perspectives adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde A. J. Cohen ve G. C. Harcourt birlikte soruyorlar. Sahiden de, Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Şimdi de ben soruyorum. Cohen ve Harcourt’a göre, tartışmalara katılan birçok kişi artık hayatta olmadığından bu sorular geçmișin tozlu, karanlık, ıșıksız odalarının unutulmuş, örümcek ağlarıyla kaplanmış kitap raflarında kaldı. Aslında tam olarak böyle söylemiyorlar, ben biraz dramatikleștirdim. Onların açıklamalarından anlașılan tartıșmaların durduğu. Oysa bana sanki bu tartıșmalar hala devam ediyormuș gibi geldi. Bu yazıda, neden Cohen ve Harcourt ile aynı fikirde olmadığımı anlatmaya çalıșacağım. Bunu yapabilmek için birçok konuya değinmem gerekti. O yüzden de yazı uzadıkça uzadı. Sanal dünyanın alan genișliğinin hissettirdiği sanal özgürlük duygusuyla, kimi zaman konu dıșına çıkmayı da göze alarak, yazdıkça yazdım.… Yazının Devamını Oku

Cambridge Sermaye Tartışmalarına Tanıklık Etmek – 3/4

photo 1

Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Bu soruyu ben değil, 2003 yılında Journal of Economic Perspectives adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde A. J. Cohen ve G. C. Harcourt birlikte soruyorlar. Sahiden de, Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Şimdi de ben soruyorum. Cohen ve Harcourt’a göre, tartışmalara katılan birçok kişi artık hayatta olmadığından bu sorular geçmișin tozlu, karanlık, ıșıksız odalarının unutulmuş, örümcek ağlarıyla kaplanmış kitap raflarında kaldı. Aslında tam olarak böyle söylemiyorlar, ben biraz dramatikleștirdim. Onların açıklamalarından anlașılan tartıșmaların durduğu. Oysa bana sanki bu tartıșmalar hala devam ediyormuș gibi geldi. Bu yazıda, neden Cohen ve Harcourt ile aynı fikirde olmadığımı anlatmaya çalıșacağım. Bunu yapabilmek için birçok konuya değinmem gerekti. O yüzden de yazı uzadıkça uzadı. Sanal dünyanın alan genișliğinin hissettirdiği sanal özgürlük duygusuyla, kimi zaman konu dıșına çıkmayı da göze alarak, yazdıkça yazdım.… Yazının Devamını Oku

Cambridge Sermaye Tartışmalarına Tanıklık Etmek – 2/4

photo 1

Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Bu soruyu ben değil, 2003 yılında Journal of Economic Perspectives adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde A. J. Cohen ve G. C. Harcourt birlikte soruyorlar. Sahiden de, Cambridge sermaye tartışmalarına ne oldu? Şimdi de ben soruyorum. Cohen ve Harcourt’a göre, tartışmalara katılan birçok kişi artık hayatta olmadığından bu sorular geçmișin tozlu, karanlık, ıșıksız odalarının unutulmuş, örümcek ağlarıyla kaplanmış kitap raflarında kaldı. Aslında tam olarak böyle söylemiyorlar, ben biraz dramatikleștirdim. Onların açıklamalarından anlașılan tartıșmaların durduğu. Oysa bana sanki bu tartıșmalar hala devam ediyormuș gibi geldi. Bu yazıda, neden Cohen ve Harcourt ile aynı fikirde olmadığımı anlatmaya çalıșacağım. Bunu yapabilmek için birçok konuya değinmem gerekti. O yüzden de yazı uzadıkça uzadı. Sanal dünyanın alan genișliğinin hissettirdiği sanal özgürlük duygusuyla, kimi zaman konu dıșına çıkmayı da göze alarak, yazdıkça yazdım.… Yazının Devamını Oku