İktisat Teorisi

Marshall ve Karatahta İktisadı

Kaynak: http://www.joh.cam.ac.uk/

Geçmişe az biraz meraklı olanlar günümüzde okutulan iktisada giriş kitaplarının atası olarak Paul Samuelson’ın 1948’de yayınladığı ve Keynesyen iktisadı neo-klasik iktisatla birleştirdiği Economics kitabını bilirler. Samuelson’ın sağlığında 19 baskısı yapılan kitabın ilk baskısının tıpkıbasımı bugün Amazon’da 60 küsur dolara satılıyor. Oysa Samuelson’dan çok önce, John Stuart Mill’in 1848’de yayınladığı Principles of Political Economy 1900’lerin başlarına değin İngilizce konuşulan ülkelerde ders kitabı olarak okutuluyordu. Bu tarihten sonra yavaş yavaş Alfred Marshall’ın 1890’da yayınlanan Principles of Economics kitabı Mill’in yerini almaya başladı.

Marshall’ın Principles’ını karıştırırken kitap sonundaki eklerden birinde Mill’den yapılan bir alıntıya denk geldim. Alıntının başında Mill “Sadece iktisatçıdan ibaret olan biri, iyi bir iktisatçı değildir,” diyor (Marshall, 1920, s. 771). Marshall kaynak olarak Mill’in On Comte adlı kitabını gösteriyor.… Yazının Devamını Oku

Continental Divide Oyunu – Öğrenme ve Tarihin Önemi

Kaynak: www.fhwa.dot.gov

Çocuk, hatta bebek yaşta yaşadığımız bazı şeylerin bizi hayatımız boyunca etkilediği bilinen bir gerçek. Defalarca görmüşsünüzdür; “adam psikiyatra gider, çocukluğuna dönülür, problemin kökeni orada aranır…” şeklinde sahneleri. Gerçi şu anda pek de popular bir uygulama olmasa da hala bunu uygulayan doktorlar var.

Peki, stratejik interaksiyonlarda da böyle bir şey var mı? Başka bir deyişle, bir oyunun ilk dönemdeki strateji profili son dönemdeki strateji profilini etkiliyor mu?

Bu soru aslında bir soru daha getiriyor. Eğer etkiliyorsa, oyunun uzun dönemdeki dengesi Nash diye bildiğimiz dengeye mi ulaşıyor yoksa insanların durağan olarak kalmakta ısrar ettiği başka bir sonuca tıkalı mı kalıyor.… Yazının Devamını Oku

MICHAEL SHERMER, ATİLLA YAYLA VE ANARKO-KAPİTALİST İKTİSAT-2

Cesur-Adam-300x201

“Orman kanuna geri götüren şey kesinlikle devletçiliktir –çatışmaya, uyumsuzluğa, sınıf mücadelesine, fetih ve herkesin herkese karşı savaşına ve genel yoksulluğa geri gidiş. Karşılıklı hizmetler içinde barışçıl rekabet mücadelesinin(Mübadelesinin) yerine, devletçilik; hesaplama kaosları ve politik imtiyaza ve asgari geçime dayalı Sosyal-Darwinist rekabetin ölümcül mücadelesini ikame eder. ”(MURRAY ROTHBARD, İnsan, İktisat ve Devlet, s.1127-1128)

Çoğunlukla insanlar kötü deneyimlere göre hareket ederler. Başlarından geçen kısmetsizlikler ve kötümser ilişkiler, doğa için normal karşılansa da insanların mantıklarında negatif çağrışımlar olarak algılanırlar. Duygusal kırgınlıklar bazen insanın gözünü ve muhakemesini kör eder. İyisi ve daha varken hemen baştan reddederler. Düşünceyi sonuna kadar düşünemezler. Bir yerlere takılıp kalırlar. Ve hatta çoğunlukla oldukları yerde patinaj çekmeye başlarlar. Pasifleşirler, ilgisiz kalırlar. Daha kötüsü artık onları bazı entelektüel şeyler heyecanlandırmaz. Tıkanırlar, tükenirler, olayları anlayamaz ve kavrayamazlar.… Yazının Devamını Oku

Ludwig Von Mises'in Metodolojisi: Dün, Bugün ve Daima

“Dar kafalı insanlar sürekli olarak kendileri gibi
düşünmeyenlerle aralarındaki farklara kafayı takarlar.”
İnsan Eylemi, Mises, Liberte Yayınları, s.7.

Modern İktisatçıların, Mises’in çalışmalarını anlamak için kılı kırk yarmak bir kenara, onun iktisattan ne anladığına dair en ufak bir bilgileri bile yoktur. Bütün suçlu herhalde Mises’in garip metodolojisi veya onu takip eden bir avuç tuhaf delirmiş kişiler olmayacağı gibi, iktisatçıların Mises’i anlamak istememeleri veya onu görünmeyecek bir köşeye saklamak istemeleri de olamaz. Nedir öyle ise Mises’i pas geçmek? Bu sorunun tek bir cevabı yok. En basit anlatımla şöyle: Mises çağının ruhunu değil, sadece gerçeğin ve doğrunun ruhunun peşinde koşmuştur. Mevkii, para ve şöhretin değil, hümanist entelektüel bilgi aşkı ve bunun yayılmasının arzusundaydı. Böylelikle Mises yaşadığı çağın nimetlerinden bilinçli bir şekilde yararlanamamıştır. Ve onun peşinden giden çırakları ve öğrencileri de birçok kürsüden, sosyeteden, ödüllerden ve sürekli gelirlerden mahrum bırakılmıştır.… Yazının Devamını Oku

NÖROPAZARLAMA’DA YENİ BİR SAYFA

Uzun bir aradan sonra iktisadiyat blogunda yazıyor olmanın heyecanı var içimde. Dile kolay 8 aydan fazla zaman geçmiş son yazımdan bu yana. Bu süre zarfında hayatımda çok sayıda değişiklik oldu ama değişmeyen şeylerden biri de nöropazarlama oldu. Nöropazarlama konusunda hem sektöre yönelik hem de akademik çalışmalarda bulunuyorum. Reklam gibi olmasın diye –bazılarının da gizlilik durumu olduğu için buradan açıklayamıyorum- ama konuyla ilgili daha fazla kaynak talebinde bulunan veya paylaşımda bulunmak isteyen arkadaşlar çekinmeden bana ulaşabilirler. Bu gibi ortamların vesile olduğu çok sayıda arkadaşlığım ve paylaşımım oldu, bundan sonrasında da olacağını umuyorum. Gelelim bu yazının asıl konusuna.… Yazının Devamını Oku

Status Quo Bias: Cep telefonu operatörlerinin tarife savaşları

rusdu_statusquo-yaziFiyat, kalite veya üretim miktarı rekabetinden sonra yeni bir boyut: Cep telefonu operatörlerinin tarife savaşları.

Geçen gün bir iktisat danışmanlığı firmasının Vice President’ı ile iş görüşmesi yapıyorduk. İşi aldım mı almadım mı henüz bilmiyorum, ama çok güzel bir sohbet yaptık.
Kendisini tanıttıktan sonra al sana soru dedi. Tahtaya bir cep operatörü firmasının tarifeleriyle alakalı iki türlü grafik çizdi. Bu grafiklere bakarak anlıyorsunuz ki eskisinden daha ucuz bir tarife geldiğinde bir kısım insanlar pahalı olan tarifeden ucuz olana hücum ederken bir başka kısmı aynı tarifede kalmayı tercih ediyor.… Yazının Devamını Oku

Deli Ol!

deli ol

İnsanı hayvandan ayıran en büyük özelliği aynı anda hem deli hem de akıllı olmasıdır. O halde insan, delilik uzayı ile akıllılık uzayının kesişiminde yaşayan bir yaratıktır. “Bazen gezegenimiz acaba evrenin tımarhanesi mi diye düşünmeden edemiyorum” diyen Goethe kadar sert değilim insana karşı. “İnsan tabiatında akıllılıktan ziyade delilik vardır” sözüyle Bacon’ı daha sempatik bulmuşumdur. İnsan deli doğar, yaşadıkça maruz kalır akıllılık dalgalarına. O halde, aslında akıllılık sonradan oluşmuş bir kurumdur diyebilir miyiz? Bu ciddi tartışmaya başlamadan evvel “Delilik nedir?” sorusuna cevap vermek lazım. Bu cevap, cevaplayanın delilik-akıllılık uzayındaki pozisyonuna göre değişecektir. Maymunlar Cehennemi filminde en yakışıklısından bir insan evladına sen ne kadar çirkinsin demişti ya maymun ablamız, yaşadığım tanım sıkıntısı buna benziyor işte. Maymuna göre mi yoksa insana göre mi tanımlıyoruz yakışıklılığı?… Yazının Devamını Oku

Pür Mutluluğun İmkansızlığı Üzerine

pure happiness

Anlam veremediğin bir rahatsızlık kaplar tüm vücudunu. Fırtına öncesi sessizliktir bu, ama farkında değilsindir, itibar etmezsin. Sonra gözlerin bulanmaya başlar. Bu, bir şeylerin ters gittiğini anlamana yarayacak ilk alamettir. Biraz oturayım, belki geçer dersin. “Salak! Harekete geçsene, bir önlem alsana!” diye haykırıyordur beynin, ama beynini duyacak durumda değilsindir. Beynin son kozunu kullanacaktır artık: Kalp. Birbirlerine muhtaç olup, birbirlerinden nefret eden iki aza… Madem benim dediklerime kulak asmıyorsun, kalbini dinlersin belki der beynin. Kalp ile beyin bir olur ve kalp atışların hızlanmaya başlar. Beni dinle diyor sana el ele vermiş iki organın: Haydi bizi ölümden kurtaracak adımı at artık!… Yazının Devamını Oku

Manevi Malların Değeri ve İktisat

Laissez faire “Bırakalım ruhsuz mekanik güçler işlesin” demek değildir. Şu demektir: Bırakalım her birey emeğin toplumsal işbölümünde nasıl işbirliği yapacağını kendi seçsin; bırakalım girişimcilerin ne üreteceklerine tüketiciler karar versin demektir.

Ludwig Mises, İnsan Eylemi,  s. 684

Serbest piyasa liberalizminin rakipleri arasında çeşitli iktisadi ekoller olduğu kadar dinler de yer alır. Bir müslümanın kurban bayramında keseceği ineğin bir Hindu’ya göre kutsal sayılması büyük bir sorundur. Devlet bunu şöyle çözmeye çalışmıştır: Kanun koyucu ya birini tutmuş ve diğerini politik azınlık konumuna alarak yok saymıştır ya da bu iki dini birbirinden ayırmıştır. Bu anlamda Pakistan ve Hindistan gibi ülkeler bu çatışmanın mutlak çözümü gibi gözüküyor. Bir diğer yol olarak, kanun koyucu iki farklı dinin yerine o ülkedeki çoğunluğun dinini koymuştur. Bu anlamda öteki her zaman ötekidir, azınlıktır, bu sonuç değişmez.Yazının Devamını Oku