Kalkınma İktisadı

Türkiye’nin Eğitim Sistemi Üzerine – 1/4: Ne durumdayız?

karikatür_1

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve beceri kazanımlarını değerlendirdiği araştırma projesi olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) 2015 yılı sonuçlarını 6 Aralık 2016’da açıkladı. Türkiye’nin okuma, fen bilimleri ve matematik alanlarında 2012 sonuçlarına kıyasla hem ortalama puan hem de sıralama açısından gerilemesi ülkedeki eğitim sistemi sorunlarını bir anda gündeme taşıdı. Aslında PISA’daki başarısızlık, sistemden duyulan genel memnuniyetsizliğin dışavurumunu sağlayan bir tetikleyici olarak değerlendirilebilir. Çünkü PISA başarısızlığının temellerini oluşturan eğitim alanındaki zayıflıklarımız da son birkaç yıldır daha kısık sesle ve daha düşük frekansla dile getiriliyordu. Özellikle liselere geçiş sınavlarındaki alışkanlık haline geldiği düşünülebilecek değişim yapma eğilimi, üniversite mezunu işsiz oranının görece yüksek olması, lise türlerine ve illere göre LYS başarısı uçurumları gibi sorunlar, sayılabilecek onlarcası arasından benim ilk aklıma gelenler.… Yazının Devamını Oku

Sözleşmeli Okullar: Nedir, Ne Değildir?

fullscreen-capture-11212011-42450-pm-bmp

Sevgili iktisadiyat.com takipçileri; yeni bir yazıyla, genişlemiş iktisadiyat.com ailesiyle tekrar birlikteyiz. Laf aramızda, ailenin genişlemesinin beni mutlu etmesinin en büyük sebebi yazı sırasının daha nadiren geliyor olması, keh keh. Gelgelelim vazifeden kaçış yok, yol belli. Eğip başımızı usul usul yürüyeceğiz şimdi. İşin şakası bir yana, zaten nadiren bana gelen yazı sırasını aslına bakarsanız iple çekiyorum, zira bu yazılar bana da üzerine yazdığım hususlardaki düşüncelerimi düzene koyma şansı tanıyor. İşbu yazıyı da aynı maksatla kullanarak eğitim politikası üzerine birtakım kıtıpiyoz tespitlerde bulunmak niyetindeyim.

Tabii “eğitim politikası” dediğimiz fazlasıyla geniş bir kavram: PISA sonuçlarından tutun da “Finlandiya müfredat denen şeyi kaldırmış ağbi”ye kadar uzanan bir spektrumdan bahsediyoruz. Bense tabii bu spektrumun anca ufak bir kısmı hakkında ahkâm kesecek cesareti kendimde bulacağım. O da bilhassa Amerika Birleşik Devletleri’nde son yıllarda sıkça tartışılan bir eğitim inovasyonu olan “Sözleşmeli Okul” denen naneler hakkında olacak.* Bu konuya eğilmek istememin bir numaralı sebebi ise, söz konusu tartışmanın aslında sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin değil, dünyadaki pek çok ülkenin eğitim politikası hususundaki endişelerini ortaya döken bir tartışma zemini sahibi olduğunu düşünmem.… Yazının Devamını Oku

Maruziyetin İktisadi ve Coğrafi Dağılımı: Kim Daha Kırılgan?

gorsel_2

Afetler her gün dünyanın kapsını farklı farklı coğrafyalarda çalmaya devam ediyor.

En güncel örnek, İtalya Deprem(ler)i…
En sonuncusu 31 Ekim 2016 Pazar günü yaşandı. Büyüklüğü önce 6,1 açıklanan ve sonrasında 6,5 olarak revize edilen Deprem, Avrupa’yı tedirgin etmeye devam ediyor. Güney İtalya’nın, turist yoğunluğu çok yüksek olan Roma, Floransa gibi şehirlerde de hissedilen ve paniğe sebep olan depremde ölen olduğu bilgisi gelmedi. Geçtiğimiz yaz (24 Ağustos’ta) yaşanan 6 büyüklüğündeki deprem 300 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Bu süre sonrasında, bölgede yaşanan depremlerin bu depremle ilişkili olduğu düşünülüyor.

6.2 magnitude earthquake hits central Italy - at least 21 dead

Merkez İtalya Depremi-Ağustos-2016 Kaynak: NY Times

gorsel_1_1

 

 

 

 

 

 

 

Öte yandan dünyanın çeşitli yerlerinde de sel, kuraklık vb. doğal afetler yaşanmaya devam ediyor. Bunlara insan kaynaklı afetler eşlik ediyor. İklim değişikliği sebebiyle tetiklenen afetler her geçen gün hem toplumsal yaşamı hem de iktisadi kalkınmayı tehdit etmeye, iktisadi faaliyetleri aksatmaya devam ediyor.… Yazının Devamını Oku

Afetlerle Kalkınma: Tecrübeler, Politikalar ve Beklentiler

KAPAK_2

Afetlerle Kalkınma: Tecrübeler, Politikalar ve Beklentiler” uzun erimli bir çalışmanın keyifli bir ürünü olarak Nisan-2016’da, Efil Yayınevi etiketi ile Sağlam KOBİ’nin destekleri ile raflarda yerini aldı. Türkçe literatüre önemli bir katkı niteliğinde olan bu çalışmanın ortaya çıkmasında çok değerli 19 yazarın emeği ve desteği var*.

Kitabın en önemli ayırdedici özelliği Türkçe’de bu konuda henüz çok yeni olan literatüre önemli bir katkı ve farklı bir perspektif katıyor olması. Çeşitli bakış açıları ile çok önemli ve bir o kadar da orijinal katkılar veren yazarlarımız sayesinde ortaya önemli bir çalışma çıkmış oldu. İkisi Japon olmak üzere 19 yazar tarafından kaleme alınan bu ortak çalışma umarız ki ikinci derleme kitap ile tamamlanarak ilgili alanda çalışanlar için bir kaynak oluşturur.

Bu kitabı, editörü olarak benim için özel kılan, akademik değeri ve anlamının çok ötesinde “duygusal” bir anlamı da var.… Yazının Devamını Oku

Karşınızda Mutluluk, Rakamlarla…

görsel1

Daha önce biraz sorguladığımız mutluluk kavramına bu kez rakamlarla, iktisadi ölçütlerle bakalım. ‘’World Happiness Report- Dünya Mutluluk Raporu’’ 20 Mart mutluluk günü öncesinde yayınlandı. Gelin, kısa bir değerlendirme yapalım.
Öncelikle raporu ilgilenen arkadaşlar, http://worldhappiness.report/ bu uzantıdan edinebilirler. 2012’den bu yana kişisel çabalarla hazırlanan bu rapor, 2017 raporu hazırlığı sırasında bu kez bir güncelleme ile 2016 ‘da hazırlanmış. Yıllardır binlerce kişi çalışmaya katılmakta. Katılımcılara ‘’Cantril Merdiveni’’ sorusu şöyle yönlendiriliyor; 0’dan 10’a kadar yükselen bir merdiven hayal ediniz. Yaşamınızı merdivenin hangi basamağında konumlandırırsınız/ hangi basamakta olduğunuzu hissediyorsunuz? Mutluluk seviyesinin kazananı 2013’te de birinci olan fakat 2015’te üçüncülüğe gerileyen Danimarka. 7.52 ile birinciliği yeniden alan Danimarka’yı, 7.50 ile İsviçre takip ediyor. İkisi hariç ilk onu sırasıyla, İzlanda, Norveç(en yüksek k.b.d.g. ile), Finlandiya, Kanada, Hollanda, Yeni Zelanda, Avustralya ve İsveç oluşturuyor.… Yazının Devamını Oku

Nereye Yapacağız?

ali-sabanci

Hello World

Merhabalar iktisadiyat.com, tanışacağımıza memnum oluyorum. Severek okuduğum bu oluşumun parçası olmak benim için önemli bir gurur. Umarım var olan dergi kültürünü ve yazı kalitesini bir miktar tutturabilirim. Bir dostum, yarı akademik makalelerin amacı kafa karıştırmak ve insanları okumaya teşvik etmek olduğunu söylemişti. Sanırım benim bu platformdaki yazılarımdaki ana gayem de bu olacak. Her iktisatçı gibi çok kalın harflerle yazılan büyük büyük soruları alıp, öyle de olur böyle de olur cevabını çokça vereceğimi düşünüyorum, bakalım. Umarım okuyanların hayatından sonuç itibariyle 10 dakika çalmış olmam.

Geçen gün (Yazıyı yazmakta geciktiğim için geçen gün geçen ay oldu^) bir internet sitesinde gördüğüm “Ali Sabancı’nın ‘ek gelir’ hayalleri: Uçakta tuvalet paralı olabilir” haberi beni şu genel soruyu sormaya itti: “Bir ürünü parçalara ayırıp ayrı fiyatlama ‘unbundling’ tüketiciye zarar verir mi?”.… Yazının Devamını Oku

“İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar”*

Web

İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar bir buçuk senelik bir çalışmanın ardından Kasım 2015’te piyasaya çıktı. İmge Kitabevi tarafından basılan kitap, ilk ayında yayınevinin en çok satılan kitabı olmuş, ilk baskının da yarısından çoğu tükenmiş bile. Bunda Türkiye’de davranışsal iktisada olan ilginin artmasına rağmen basılı Türkçe kaynakların birkaç akademik makale ve bazı çeviri kitaplarla sınırlı olmasının etkisinin olduğunu düşünüyoruz. Bu rakamların yanısıra Mağfi Eğilmez, Uğur Gürses gibi Türkiye’nin saygın ekonomistlerinin çalışmamız hakkında söylediği güzel sözler de bizi mutlu ediyor. Dileriz bu kitap, ülkemizde davranışsal iktisada olan ilginin artmasına yardımcı olur. Kitabımız hakkında biraz bilgi vereyim:… Yazının Devamını Oku

Konumuz: Mutluluk

foto_1-zeliha

Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?
Nazım Hikmet Ran

Gündemin ve son zamanlardaki iktisadi yazıların arasına bir mola olarak giriyor ve kafaları karıştırmaya birçok soru sormaya geliyorum. İktisadiyatta da üzerine az eğilmediğimiz bir konudur malumunuz mutluluk, tıpkı tüm dünyanın ve zamanların merak konusu olduğu gibi. Özellikle son yıllarda, çokça sorulan sorular; Nasıl mutlu olacağız? Mutluluğumuzu nasıl sürdüreceğiz? Ya da en temelde asırlardır değişmeyen soru; ‘’Mutluluk nedir’’ sorusunu bize sorduran ne? Yoksa hepimiz sonsuza kadar yaşamayı araştırırken, bir de sonsuza kadar mutlu yaşamanın mı peşindeyiz? Her şeyden haz almak zorunda mıyız? Mutsuzluk bir başarısızlık kaynağı mı? Yoksa vicdanını yitirmiş dünyanın vicdansız ama mutlu gözüken hallerine ortak olmak ve her ânı mutluymuş gibi herkese sunulan bir gösteri olarak konumlandırmak derdinde miyiz? Her geçen gün, sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde artan anti-depresan kullanımı ve depresyon teşhisi ile sorumluluğun sadece bireyin kendisine, kendi başarısızlığına atıldığı; bu yüzden bireyin bu başarısızlığı gerekli çabayı yani tüketimi sağlayarak, reklamlardan öğrendiği hazır mutluluğa erişmesi ile telafi etmesi gerektiği günümüz dünyası… Sonsuza kadar haz dolu, acıdan uzak, mutluluk uyuşukluğuyla yaşamayı isteyen modern dünya… Nerede o Aristo’nun kutsal erdeminde aradığı mutluluk… Sahip olmanın hep daha fazlasına, arzu etmeninse hep daha fazla arzu etmeye vardığı ve bu yüzden hedonizmin yarattığı mutluluğun gelip geçici olduğunun farkında değil mi kimse?… Yazının Devamını Oku

AR-GE’nin Yolu Konuya Odaklanmaktan Geçiyor

resim1 (argeinovasyon.org)

“Eğer müşterilerime ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı bir at derlerdi.”
Henry Ford

Daha hızlı bir at yerine motorlu bir araç tasarlayarak otomobili icat eden Henry Ford ya da çağdaşlarından bambaşka bir düşünce yapısı ile bir garajda 2014 itibarıyla 1 milyar ürüne ulaşan bir markayı ortaya çıkaran Steve Jobs gibi günümüzde de artık birçok insan inovasyonun öneminin farkında. İş dünyası gün geçmiyor ki daha yenilikçi bir anlayış ile ürünlerini yeniden tasarlamasın ya da yeni yatırımlara yelken açmasın. Yenilikçiliğin geliştirilmesi için gereken en önemli hususlardan biri ise sizin de malumunuz araştırma ve geliştirme çalışmalarına gösterilen önem. Peki, ülke yönetimleri yeniliğe, yenilikçiliğe yönelik harcamalara nasıl yaklaşıyor?
OECD’den elde edilen en güncel verilere göre 2013 yılı itibarıyla ülkelerin AR-GE harcamalarının GSYH içerisindeki paylarına bakıldığında İsrail’in %4,21 ile ilk sırada olduğu görülmekte.… Yazının Devamını Oku

Kentte Yaşayan Kira, Kırda Yaşayan Gıda Derdinde

onecikangorsel (hakimiyet.com)

Üzerinden 72 yıl geçmiş, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşi’sini bizimle tanıştırmasının üzerinden. Malumunuz, bir piramit şeklinde resmedilen hiyerarşinin tabanını fizyolojik gereksinimler oluştururken yukarı doğru çıkıldıkça sırasıyla güvenlik gereksinimi, ait olma, sevgi ve sevecenlik gereksinimi, saygınlık gereksinimi ve kendini gerçekleştirme gereksinimi yer almakta [1]. Peki her aybaşında elimize geçen gelirimizin ne kadarını bu ihtiyaçlarımızın tamamını etkin bir şekilde giderebilmek için harcayabiliyoruz? Bu sorunun cevabını TÜİK’in açıkladığı Tüketim Harcama İstatistikleri’nde [2] aramaya çalışacağız hemen aşağıda.
En güncel veri olan 2013 istatistiklerine göre Türkiye genelinde ortalama bir hanehalkı aybaşında eline geçen gelirinin dörtte birini konut ve kira giderlerine ayırıyor. Barınma giderlerini %20’lik pay ile gıda ve içecek giderleri izliyor. Buraya kadar ihtiyaçlar hiyerarşimizde bir sıkıntı yok gibi. Gelirimizin neredeyse yarısını barınmaya ve beslenmeye ayırıyoruz. Ülkemizde ortalama bir hayata sahip Ahmet Amca kazandığı 100 liranın yarısını barınma ve beslenme ihtiyaçlarına harcarken 17 lirasını ise bir yerden bir yere gitmek için yani ulaştırma hizmetlerinde harcıyor.… Yazının Devamını Oku