Kalkınma İktisadı

“İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar”*

Web

İktisatta Davranışsal Yaklaşımlar bir buçuk senelik bir çalışmanın ardından Kasım 2015’te piyasaya çıktı. İmge Kitabevi tarafından basılan kitap, ilk ayında yayınevinin en çok satılan kitabı olmuş, ilk baskının da yarısından çoğu tükenmiş bile. Bunda Türkiye’de davranışsal iktisada olan ilginin artmasına rağmen basılı Türkçe kaynakların birkaç akademik makale ve bazı çeviri kitaplarla sınırlı olmasının etkisinin olduğunu düşünüyoruz. Bu rakamların yanısıra Mağfi Eğilmez, Uğur Gürses gibi Türkiye’nin saygın ekonomistlerinin çalışmamız hakkında söylediği güzel sözler de bizi mutlu ediyor. Dileriz bu kitap, ülkemizde davranışsal iktisada olan ilginin artmasına yardımcı olur. Kitabımız hakkında biraz bilgi vereyim:… Yazının Devamını Oku

Konumuz: Mutluluk

foto_1-zeliha

Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?
Nazım Hikmet Ran

Gündemin ve son zamanlardaki iktisadi yazıların arasına bir mola olarak giriyor ve kafaları karıştırmaya birçok soru sormaya geliyorum. İktisadiyatta da üzerine az eğilmediğimiz bir konudur malumunuz mutluluk, tıpkı tüm dünyanın ve zamanların merak konusu olduğu gibi. Özellikle son yıllarda, çokça sorulan sorular; Nasıl mutlu olacağız? Mutluluğumuzu nasıl sürdüreceğiz? Ya da en temelde asırlardır değişmeyen soru; ‘’Mutluluk nedir’’ sorusunu bize sorduran ne? Yoksa hepimiz sonsuza kadar yaşamayı araştırırken, bir de sonsuza kadar mutlu yaşamanın mı peşindeyiz? Her şeyden haz almak zorunda mıyız? Mutsuzluk bir başarısızlık kaynağı mı? Yoksa vicdanını yitirmiş dünyanın vicdansız ama mutlu gözüken hallerine ortak olmak ve her ânı mutluymuş gibi herkese sunulan bir gösteri olarak konumlandırmak derdinde miyiz? Her geçen gün, sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde artan anti-depresan kullanımı ve depresyon teşhisi ile sorumluluğun sadece bireyin kendisine, kendi başarısızlığına atıldığı; bu yüzden bireyin bu başarısızlığı gerekli çabayı yani tüketimi sağlayarak, reklamlardan öğrendiği hazır mutluluğa erişmesi ile telafi etmesi gerektiği günümüz dünyası… Sonsuza kadar haz dolu, acıdan uzak, mutluluk uyuşukluğuyla yaşamayı isteyen modern dünya… Nerede o Aristo’nun kutsal erdeminde aradığı mutluluk… Sahip olmanın hep daha fazlasına, arzu etmeninse hep daha fazla arzu etmeye vardığı ve bu yüzden hedonizmin yarattığı mutluluğun gelip geçici olduğunun farkında değil mi kimse?… Yazının Devamını Oku

AR-GE’nin Yolu Konuya Odaklanmaktan Geçiyor

resim1 (argeinovasyon.org)

“Eğer müşterilerime ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı bir at derlerdi.”
Henry Ford

Daha hızlı bir at yerine motorlu bir araç tasarlayarak otomobili icat eden Henry Ford ya da çağdaşlarından bambaşka bir düşünce yapısı ile bir garajda 2014 itibarıyla 1 milyar ürüne ulaşan bir markayı ortaya çıkaran Steve Jobs gibi günümüzde de artık birçok insan inovasyonun öneminin farkında. İş dünyası gün geçmiyor ki daha yenilikçi bir anlayış ile ürünlerini yeniden tasarlamasın ya da yeni yatırımlara yelken açmasın. Yenilikçiliğin geliştirilmesi için gereken en önemli hususlardan biri ise sizin de malumunuz araştırma ve geliştirme çalışmalarına gösterilen önem. Peki, ülke yönetimleri yeniliğe, yenilikçiliğe yönelik harcamalara nasıl yaklaşıyor?
OECD’den elde edilen en güncel verilere göre 2013 yılı itibarıyla ülkelerin AR-GE harcamalarının GSYH içerisindeki paylarına bakıldığında İsrail’in %4,21 ile ilk sırada olduğu görülmekte.… Yazının Devamını Oku

Kentte Yaşayan Kira, Kırda Yaşayan Gıda Derdinde

onecikangorsel (hakimiyet.com)

Üzerinden 72 yıl geçmiş, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşi’sini bizimle tanıştırmasının üzerinden. Malumunuz, bir piramit şeklinde resmedilen hiyerarşinin tabanını fizyolojik gereksinimler oluştururken yukarı doğru çıkıldıkça sırasıyla güvenlik gereksinimi, ait olma, sevgi ve sevecenlik gereksinimi, saygınlık gereksinimi ve kendini gerçekleştirme gereksinimi yer almakta [1]. Peki her aybaşında elimize geçen gelirimizin ne kadarını bu ihtiyaçlarımızın tamamını etkin bir şekilde giderebilmek için harcayabiliyoruz? Bu sorunun cevabını TÜİK’in açıkladığı Tüketim Harcama İstatistikleri’nde [2] aramaya çalışacağız hemen aşağıda.
En güncel veri olan 2013 istatistiklerine göre Türkiye genelinde ortalama bir hanehalkı aybaşında eline geçen gelirinin dörtte birini konut ve kira giderlerine ayırıyor. Barınma giderlerini %20’lik pay ile gıda ve içecek giderleri izliyor. Buraya kadar ihtiyaçlar hiyerarşimizde bir sıkıntı yok gibi. Gelirimizin neredeyse yarısını barınmaya ve beslenmeye ayırıyoruz. Ülkemizde ortalama bir hayata sahip Ahmet Amca kazandığı 100 liranın yarısını barınma ve beslenme ihtiyaçlarına harcarken 17 lirasını ise bir yerden bir yere gitmek için yani ulaştırma hizmetlerinde harcıyor.… Yazının Devamını Oku

Bu Gelişmiş Ülkeler de, Ha Bire Başımıza İcat Çıkartıyorlar!

patented

Aslında bu yazı, ileri teknolojinin hayatımızı nasıl değiştirebileceğine dair, Jetgiller kıvamında ve eğlenceli bir değerlendirme olacaktı. Ancak yazıya başladıktan sonra fark ettim ki, böyle bir değerlendirme küresel inovasyon ortamına dair bir değerlendirme olmaksızın pek çok okuyucu için havada kalacak. Eğlenceli fütürizm başka yazıya kalsın, bugün rakamlarla konuşalım.
“Yenilikçiliğin ve teknolojik gelişimin kaynağı ABD ve kalkınmış ülkeler” diye boşuna söylenmiyor. Açıkçası, icat çıkartmakta üstlerine yok. 2013 ve öncesinde, ABD Patent ve Marka Ofisi’nden alınan toplamı 5,5 milyon teknoloji patentinin %56’sını ABD’li şirketler almış. Geriye kalan %44’ün dağılımı da, yenilikçiliğin ve icat çıkarma meselesinin bir kaç ülkenin tekelinde olduğuna işaret ediyor. Japonya, ABD’deki patentlerin %17’sini, Almanya %7’sini almış. Yani, üç ülke, alınan her beş patentten dördünün sahibi (Şekil 1).… Yazının Devamını Oku

Yenilikçilik ya da popüler ifadesiyle ‘İnovasyon’ denildiğinde aklımıza gelmeyenler…

innovation

Bu yenilikçi (ya da inovatif) olma durumu, hatta zorunluluğu hayatımıza öyle bir girdi ki, her yanımız yenilikçi insanlarla ve ürünlerle doldu taştı. Yenilikçiliğin ya da popüler ifadesiyle inovasyonun ne olduğunu bilmeden peşinden koşar hale geldi firmalar da…

Yazının bundan sonrasında kendimi popüler kültürün şefkatli kollarına (!) bırakarak ‘inovasyon‘ kelimesini kullanacağım…

Artık devletler bile inovatif-girişimci devletler. Mariana Mazzucato bu konuda yazmaya ve anlatmaya devam ediyor. Tartışmanın temeli inovasyon çağında “devletin rolü, önemsiz bir oyuncu görülerek bir şekilde göz ardı mı ediliyor?” sorusuna odaklanıyor…

Bu tartışma bu yazının konusunu oluşturmuyor, bu yazının konusunu ‘inovasyon’ denildiğinde aklımıza gelmeyen bir inovasyon türü oluşturuyor: Sosyal İnovasyon!

İnovasyonun da suyu çıktı, sosyalin de inovasyonu mu olur muymuş demeyin!

Hele bir dinleyin-okuyun.… Yazının Devamını Oku

Depremi Önceden Tahmin Edemiyoruz, Bari İşsizliğe Kafa Yoralım

öne çıkan görsel

Son dönemlerde ekonomimizde büyüme oranı, ticaret istatistikleri ile işgücü verileri arzu edilen seviyelerden bir miktar uzakta seyrediyor. Türkiye Ekonomisi her ne kadar son 21 çeyrektir büyümeyi başarmış olsa da 2014’te gerçekleşen %2,9’luk büyüme oranı, Orta Vadeli Program’da belirtilen %3,3’lük beklentinin altında gerçekleşti.

Yine TÜİK’in verilerine göre 2015 yılı Şubat ayında ihracatımız bir önceki yılın aynı ayına göre %6 oranında, ithalatımız ise yine aynı dönemde %7,2 oranında azaldı. İşsizlik oranı ise Ekim ayında görülen 0,1 puanlık düşüş göz ardı edildiğinde Mayıs ayındaki %8,8 seviyesinden Aralık ayındaki %10,9 düzeyine kadar kesintisiz yükseliş eğiliminde. Benzer olarak, tarım dışı işsizlik oranında yine Mayıs ayındaki 0,2 puanlık düşüş dışarıda bırakıldığında Mayıs-Aralık 2014 döneminde %10,7 oranından %12,9’a doğru kesintisiz bir yükseliş mevcut.… Yazının Devamını Oku

Penguenler Devrim Mi Yapıyor?: Açık-kaynak üretim modeli üzerine

Kaynak: Warner Independent Films

25 Ağustos 1991

Herkese merhaba,

(…) (bedava) bir işletim sistemi yapıyorum (sadece bir hobi, gnu gibi büyük ve profesyonel olmayacak.) (…) Çoğu kişinin ne özellikler istediğini bilmek isterim. Tüm önerilere açığım ancak bunları uygulamak için söz vermiyorum :)”

Finlandiyalı bir bilgisayar bilimleri öğrencisi olan Linus Torvalds, henüz 21 yaşındayken, bir internet e-posta grubuna[1] yukarıdaki satırları gönderdiğinde, nasıl bir değişim başlatacağının farkında bile değildi. Küçük bir yazılımcı grubunun önerileriyle, yazdıkları kodlarla ve temizledikleri “bug”larla gelişen bu proje, günümüzde milyonlarca insanın kişisel bilgisayarlarında,günümüzde cep telefonlarından internet sunucularına sıklıkla kullanılan Linux işletim sisteminin temelini atmıştı. Projenin maskotu penguen Tux, tüm dünyada linux kullanıcılarının ve özgür yazılım destekçilerinin sembolü oldu.

Geçen yirmi yıldan fazla zaman, bize şu soruyu defalarca sordurdu: “Kendi kendine organize olup hiçbir ücret almadan -sadece bir hobi olarak- katkı sağlayan, dahası birbirlerini hiç tanımayan bir grup insanın, milyarlarca dolarlık dev yazılım şirketlerinin hiyerarşik organizasyonları içinde tam-zamanlı çalışan üst düzey yazılımcıların geliştirdiği Windows, iOS gibi işletim sistemleri ile rekabet edebilmesi[2], nasıl mümkün olabilirdi?… Yazının Devamını Oku

Yandım Televizyonun Elinden

giris_ fotog_rafı

“Gidip posta’nın, ipsos’un, hapsos’un anketlerine bakmayın, gelin size ben babamların mahalleyi anlatayım”. Ipsos’un “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu” adlı çalışmasının 2014 yılı sonuçları için yazılmış tweetlerden sadece biri bu. Aslında Ipsos 2005’ten beri her iki yılda bir bu araştırmayı yayımlıyor. Ancak araştırmanın bu sene gündeme bomba gibi düşmesinin nedeni Türkiye’nin tirajı en yüksek ikinci gazetesi olan Posta’nın araştırma sonuçlarını manşete taşıması

Bence asıl bomba ise hem Posta’nın ilk sayfasında yer alan hem de insanların hararetli şekilde tartıştığı araştırma sonuçlarının aslında 2012 yılına, yani Ipsos’un bir önceki çalışmasına ait olması.

Haberde aktarılan verilerin hangi yıla ait olduğu bir yana, Posta gazetesinin 3 Ocak 2015 tarihli “İşte Yurdum İnsanı” manşetli haberi sosyal medyada artık alışık olduğumuz üzere hızlı bir kutuplaşmaya yol açtı. Habere ve özellikle haberin başlığına gelen ilk tepkiler “Posta’dan halkı aşağılayan manşet” cümlesi ile özetlenebilecek kıvamdaydı.… Yazının Devamını Oku

Demokrasi, Eğitim ve Sosyal Hareket

Gezi Parký nöbeti

Mısır’da durmak bilmeyen bir sosyal hareket var. Tam olaylar bitti, seçim yapıldı ve Mısır kendi liderini seçti derken ikinci dalgası başladı hareketin. Türkiye’de de bir sosyal hareket olduğunu söyleyebiliriz. Mısır’daki kadar ciddi olmasa da Türkiye’nin yönetimden memnun olmayan kesimi kendi geliştirdikleri protesto yöntemleriyle memnuniyetsizliğini gözler önüne seriyor. Bir park meselesi neticesinde başlamış olsa da Türkiye’deki hareketin daha derin, ciddi sebepleri olduğu en başında biliniyordu. Mısır ve Türkiye’deki hareketlerin farklı karakteristikleri olduğu aşikar. Ancak bu yazıda her iki sosyal hareketi demokrasi ve eğitim ekseninde, birlikte değerlendirmek istiyorum.… Yazının Devamını Oku