Kalkınma İktisadı

Mutluluğun İktisadı: Para Saadet Getirir mi? -1-

happiness-graph

 

Mutluluğun bir inceleme konusu olarak iktisadın gündeminde tekrar yer edinmesi oldukça sevindirici bir gelişme. Farklı eğitim geçmişlerine sahip birçok profesör, iktisat ve diğer sosyal bilimlerin merkezinde mutluluk nosyonunun yer edinmesi gerektiğini düşünüyor. En doğru şekliyle 1700lerin ikinci yarısında iktisadın odağında yer alan mutluluk, iki buçuk asır sonra tekrar tartışılmaya başlandı. Bu yazıdaki amacım evvela günümüzdeki mutluluk iktisadı çalışmalarına dair oldukça yüzeysel bir çerçeve çizdikten sonra, mutluluğun ve diğer birçok insani değerin iktisattan uzaklaştırılması suretiyle iktisadın ahlaksız bir disiplin haline gelmesini anlatmaktır.… Yazının Devamını Oku

Kent Yoksulluğu ve Mekân Ayrışması

Yoksulluk mekâna ve zamana bağlıdır ve ancak onlar aracılığı ile anlamlandırılması mümkündür. Bu, her mekânda yaşanan yoksulluğun kendine has olması, bir başka deyişle o mekânın diğer özelliklerinden, belirleyicilerinden etkilenmesi ya da onlar tarafından tanımlanmasıdır.  Mekân olarak tanımlanan alanlar birbirlerine ne kadar çok benziyorsa ya da tanımlanma nesnesi olarak kullanılan ortaklıklar ne kadar çoksa yaşanan yoksulluk(lar)da o ölçüde birbirine yaklaşmakta-aynılaşmaktadır. Bunun anlamı, yoksulluğun tamamen ucu açık, belirsiz, ele gelmez, kavramsal düzeyde yaratılmış bir şey olması değil, mekândan bağımsız yaşanmaması, bunun mümkün olmamasıdır.  Bir anlamıyla tarihsel süreç içinde farklı güç ilişkileri, mücadeleler, müdahaleler sonucunda oluşturulan “insani yaşam” ölçütlerinin ancak mekân-zaman bağlamında anlamlı hale gelmesidir.

Mekânzamana bağlılık geliştirilen evrensel tanımlamalarla örneğin sağlıklı içme suyuna erişim, ya da yeterli düzeyde beslenebilmek ile ters düşmemektedir. Söylenen mekânzamanın birincil belirleyici olmasıdır .… Yazının Devamını Oku

Teknoloji Edinimi: Kaynaklar

Teknoloji edinimi Araştırma ve Geliştirme (Ar&Ge) ve Teknoloji Transferi gibi iki temel belirleyiciye bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bunları ilki içsel ikincisi dışsal kaynaklar olmak üzere sınıflandırmak mümkün. Ancak bu iki kaynak da aslında birbirini belirliyor ve besliyor.

Ar&Ge faaliyetleri teknoloji üretmenin esasını oluşturmaktadır. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkeler için bu (içsel) kaynağın kullanımı çok kolay değildir.  Zira Ar&Ge yapabilmenin ön koşullarını sağlamak sözkonusu ülkeler için zahmetli ve maliyetli bir süreçtir. Bilgi üretilmesi, bu bilginin araştırma projeleri ile ticarileştirilmesi, araştırmalarının yapılması ve dahi bu süreçte çalışacak yetişmiş Ar&Ge personelinin temini, beşeri sermaye birikimi, finansman gibi konular gelişmekte olan ülkelerin önünde ayrı ayrı ve olabildiğince büyük engeller, çıkmazlar oluşturmaktadır. Bu süreçlerin tamamı özünde ‘insan’a ve ‘insan eylemi’ne dayanmaktadır.

Öte yandan teknoloji transferi kolay bir yol gibi gözükmekle birlikte maliyetsiz ya da Ar&Ge faaliyetlerine göre daha az maliyetli değildir.… Yazının Devamını Oku

Teknolojik Gelişme ve Toplumsal Zekâ

Gerçekten toplumların zekâ düzeyi ile teknolojik gelişmişlik seviyeleri arasında bir ilişki var mı?

Türk Dil Kurumu zekâyı “insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı” olarak tanımlamakta. Teknolojik gelişmenin kaynağını oluşturan belirleyici faktörün “bilgi” olduğu gerçeğinden hareketle insanın düşünme, akıl yürütme ve sonuç çıkartarak bilgiye ulaşma süreci teknolojik gelişmenin ilk adımını oluşturmaktadır.

Bu tanımlardan yola çıkıldığında, zekâyı tanımlayan düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yetenekleri; bir diğer ifade ile insanın zihinsel faaliyetlerinin tamamı teknoloji ve yenilik üretimi (ve dolayısıyla gelişme)  için başlangıç gereklilikleri.

Peki ya sonrası…Sonrası şu sorunun cevabında saklı;

“ Teknolojik gelişmeye dünya üzerinde öncülük eden İngiltere, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler ve bunlara ilave olarak geç sanayileşmeyi sağlayan Japonya ve Kore gibi ülkelerin insanları çok mu zeki?Yazının Devamını Oku

Schumpeter, Yenilik ve Yaratıcı Yıkım

Schumpeter-gro_DF00_

Joseph A. Schumpeter  1883-1950 yılları arasında yaşamış Avusturyalı, iktisat profesörüdür. Sosyolog ve tarihçi yönünün iktisadi düşüncelerine derinlik ve enginlik kattığı pek çok düşünür tarafından kabul edilen Schumpeter’in temel ilgi alanı kapitalist endüstriyel toplumun gelişme sorunudur.

Schumpeter, bu gelişme sorununu ele alırken, kendi kendini yenileyen statik bir akım tablosu yerine dinamik bir gelişme modeline yoğunlaşmıştır. Gelişmeyi denge çizgisinin aşılması ve yeni bir denge çizgisine yönelmek olarak tanımlayan Schumpeter’ göre, bunu başarabilecek olan tek faktör vardır ki o da girişimcidir. Schumpeter’in yaklaşımları ile ayrı bir önem kazanan girişimci, üretim faktörlerinin içeriğinde yenilik (inovasyon) yaparak (statik ve atıl) girişimcileri de harekete geçirmektedir. Diğer bir ifadeyle, yeniliklere öncülük edenler dinamik girişimcilerdir. Üretim tekniğine ve içeriğine hemen uygulanabilecek olan yenilikler, üretim faktörlerinin bileşimine değişiklik getiren ve bu sayede girişimci kârını arttıran faaliyetler olarak tamamlanmaktadır.… Yazının Devamını Oku

Emeksiz Teknoloji… Emeksiz Yenilik vs…

Geleneksel İktisat Teorisi, üretim faktörlerini dört başlık altında ele almaktaydı: Emek, Sermaye, Doğal Kaynaklar ve Müteşebbis… Ve sonrasında 1980’li yıllarda İçsel büyüme teorileri ile literatürde yer almaya başlayan teknoloji, beşeri sermaye, araştırma-geliştirme faaliyetleri gibi faktörler geleneksel üretim faktörlerinden önemli-öncelikli hale geldi. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli unsur bu -yeni- faktörlerin “emeğin” türevi” olmasıdır.

Zira emeğin niteliklerini ifade eden beşeri sermaye ve beşeri sermayenin ürünü olan araştırma geliştirme faaliyetleri ve teknolojik yenilikler “emek” olmaksızın var olamayacak üretim faktörleridir. Diğer bir ifade ile içsel büyüme teorilerinin ortaya koyduğu yeni faktörler emeğin türevi iken geleneksel üretim faktörleri de emeğe bağlı olarak etkinlik kazanabilmektedir. Doğal kaynakları kullanarak üretken kılacak, sermaye birikimini sağlayacak unsurları biraraya getirecek ve teknolojinin üretimini sağlayacak olan tek faktör, özü itibariyle insanı ifade eden emek faktörüdür.… Yazının Devamını Oku