Köşe Yazarları

Engin Ardıç ve Friedrich von Hayek

4303825588_b65646b915_o

Kütüphaneyi karıştırırken Nazım Güvenç’in bir hayli vakit önce aldığım Hayekizm adlı ufak kitabını buldum. 1999’da yayınlanan kitap bildiğim kadarıyla Turan Yay’ın Hayek’te İktisadi Düşünce kitabından sonra Türkçe yazılmış ve Hayek’in fikirlerine giriş niteliğini taşıyan ilk kitap. Bir diğer kitap da ilk baskısı 1996’da yapılan Eamonn Butler’ın Hayek adlı kitabı. Ama Türkçe yerine Osmanlıcaya çevrildiği ve içinde yer yer İngilizceden bozma kelimeler olduğu için Butler’ın kitabı okuyana sıkıntı verebilir. Bu nedenle kitabın İngilizcesini okumak daha faydalı olabilir. Güvenç kitabında konuları Butler’dan daha farklı bir sıralamayla ele alıyor ve bazı hususlarda onun kadar ayrıntıya girmiyor. Bu açıdan kitabın Butler’ın kitabına kıyasla daha genel nitelikte olduğu söylenebilir.… Yazının Devamını Oku

MICHAEL SHERMER, ATİLLA YAYLA VE ANARKO-KAPİTALİST İKTİSAT-2

Cesur-Adam-300x201

“Orman kanuna geri götüren şey kesinlikle devletçiliktir –çatışmaya, uyumsuzluğa, sınıf mücadelesine, fetih ve herkesin herkese karşı savaşına ve genel yoksulluğa geri gidiş. Karşılıklı hizmetler içinde barışçıl rekabet mücadelesinin(Mübadelesinin) yerine, devletçilik; hesaplama kaosları ve politik imtiyaza ve asgari geçime dayalı Sosyal-Darwinist rekabetin ölümcül mücadelesini ikame eder. ”(MURRAY ROTHBARD, İnsan, İktisat ve Devlet, s.1127-1128)

Çoğunlukla insanlar kötü deneyimlere göre hareket ederler. Başlarından geçen kısmetsizlikler ve kötümser ilişkiler, doğa için normal karşılansa da insanların mantıklarında negatif çağrışımlar olarak algılanırlar. Duygusal kırgınlıklar bazen insanın gözünü ve muhakemesini kör eder. İyisi ve daha varken hemen baştan reddederler. Düşünceyi sonuna kadar düşünemezler. Bir yerlere takılıp kalırlar. Ve hatta çoğunlukla oldukları yerde patinaj çekmeye başlarlar. Pasifleşirler, ilgisiz kalırlar. Daha kötüsü artık onları bazı entelektüel şeyler heyecanlandırmaz. Tıkanırlar, tükenirler, olayları anlayamaz ve kavrayamazlar.… Yazının Devamını Oku

Atilla Yayla, 12 Eylül ve Gezi Parkı

2

31 Mayıs’ta Taksim olayları fiilen başladığından bu yana Zaman gazetesi yazarı ve İstanbul Ticaret Üniversitesi hocası Atilla Yayla hem Zaman gazetesindeki yazılarında hem de katıldığı televizyon programlarında sürekli olarak bu olaylardan bahsetti. Yayla 6 Haziran ve 21 Haziran‘da Balçiçek İlter’in Habertürk’teki Söz Sende, 11 Haziran’da da Nagehan Alçı’nın CNN Türk’teki Dört Bir Taraf programına katıldı. Her iki programda da Yayla Taksim’deki göstericiler hakkında genel itibariyle olumsuz konuştu ve iktidara yakın bir görüntü çizdi. Hatta 6 Haziran’daki Söz Sende programında göstericilerin arasında nasyonal sosyalistlerin, yani Nazilerin de olduğunu söyledi. Aynı tavrı yazılarında da sürdüren Yayla Zaman gazetesindeki Taksim Platformu ve Dayatmacılık başlıklı yazısında Taksim Platformu’nu totaliterlikle suçladı. Sivil Düşünce adlı sitedeki Türkiye Bir İç Savaşa Doğru Gidiyor, Kimse Bu Ateşe Odun Taşımasın başlıklı yazısında daha da ileri giderek Platform’un çocukları kalkan olarak kullandığını ileri sürdü.Yazının Devamını Oku

Tarih Mises’i Haklı Çıkardı mı? – Atilla Yayla’yı Düzeltmek

lf0090-01_figure_001

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçen haftaki yazısında “kurucu rasyonalizm” olarak adlandırdığı bir düşünce geleneğinden ve İskoç Aydınlaması’ndan bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre, kurucu rasyonalizm toplumsal düzenlerin insan aklı vasıtasıyla kurulabileceğini ileri sürüyor ve böylece yeryüzü cennetleri olabilecek düzenlerin yaratılabileceğini iddia ediyormuş. Bu rasyonalizmin 20. yüzyıldaki tipik temsilcileri de sosyalizm ve faşizm imiş. Ancak toplumsal düzene bakmanın kurucu rasyonalist olmayan, daha çeşitlilikçi, insani, keşifçi bir yolu da varmış ve bu da Aydınlanma’nın İskoç koluyla bağlantılıymış. Yayla bu aydınlamayı rasyonalizme karşı çıkmak için kullanmış.

Bu hususta Yayla özellikle bireylerin toplumda kullandıkları bilgi meselesinden bahsetmiş ve bu meselenin sosyalist ve faşist düzenlerin neden tam olarak işleyemeyeceğini açıkladığını ileri sürmüş. Dediğine göre, mükemmel bir sistemin kurulabilmesi için toplumda kullanılan tüm bilginin tek bir elde toplanması gerekiyormuş.Yazının Devamını Oku

Ronald Coase ve Firmalar – Atilla Yayla’nın Yanlışları ve Değiştirdikleri

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz haftaki yazısında firmalardan bahsetmiş. Bu meselelere birazcık bulaştığım için ne yazdığını merak edip yazdıklarına bir bakayım dedim. Yazısında Yayla piyasa ekonomisinin planlı ekonomiden daha başarılı olduğunu söylemiş. Ardından firmalara geçip bunları iktisadî kalkınmayla ilişkilendirmeye çalışmış. Firmaların iktisadî gelişmenin başını çektiğini, ülkelerin “yaşam standartlarını yukarı çeken lokomotifler” olduğunu yazmış.

Bu arada, 1991’de Nobel alan iktisatçı Ronald Coase’un 1937’de yayınladığı “The Nature of the Firm” adlı makalesinden de bahsetmiş. Bu makaleyi zamanında Türkçeye çevirmiş ve bir takdim yazısı yazmıştım. Bunlar da artık “piyasadan kalkan” Piyasa dergisinde yayınlanmışlardı. Yayla da yazısında benim çevirimi kaynak olarak göstermiş. Bahsettiği diğer makale de Coase’un 1960’da yayınlanan “The Problem of Social Cost” adlı makalesi. Ancak bu makale firmalarla değil, mülkiyet haklarıyla ilişkili.… Yazının Devamını Oku

Murat Çokgezen: Bir İktisatçı Gazete Okuyor

k1-316


Geçtiğimiz Salı günü MNG Kargo’dan gelen poşeti açtığımda Murat Çokgezen‘in son kitabı “Bir İktisatçı Gazete Okuyor” ile karşılaştım. Murat hocam incelikle bana imzalı bir kitabını göndermiş. Kitabı elime aldığımda hem yazarından imzalı bir kitap almanın hem de bu kitabın Murat hocamın kitabı olmasının sevincini yaşadım. Bu siteyi takip edenler Murat Çokgezen’le röportajımızda da kitabın sinyallerinin verildiğini hatırlayacaklardır.… Yazının Devamını Oku

Mehmet Altan'dan Kuantum Dersleri!

Dikkat ettiyseniz son yillarda bir “kuantum ticareti”dir gidiyor. Kimileri cikti “kuantum dusunce sistemi” dedi, kimileri de “kuantumu yasaminizda hissetmek” diyerek sacmaladi. Sakin agir gelmesin bu lafim. Sacmaladilar cunku kuantum fizigi ile uzaktan yakindan alakasi olmayan seyleri toparlayip laf salatasi seklinde insanlara pazarladilar; hala da pazarliyorlar.

Mehmet Altan da, ne yazik ki, bu kervana iktisat-kuantum fizigi baglantisinda yazilar yazip konferanslar vererek katilmis.
Yazdiklarindan anladigim kendisinin kuantum fiziginin ne oldugundan bihaber oldugudur. Iktisatta, artik lafi gecmeyen makalelerin “adamdan sayilmadigi” belirsizlik kavramini sanki yeni bir seymis gibi ortaya koyup kuantum fiziginden faydalanmamiz gerektigini soylemis. Durun, sozu kendisine birakalim da daha iyi anlayalim ne demek istedigini

…..Bilim ilerledikçe tesadüf ortadan kalkacak. Tesadüfün bir şekilde insanın bilgi birikiminin, bildiklerinin içine devir olacak. Zaten bilim, bilinmeyenden, bilinene sorunlarını çekmek, çıkartmaktır.

Yazının Devamını Oku

Emre Aköz Örneği ile Yazar Sorumluluğu!


Emre Akoz, bundan yaklasik 3 ay onceki “Bilim mi cuzdan mi?” baslikli yazisinda soyle demisti:

“…Dünkü SABAH’ta da okudunuz: Dünyanın en iyi üniversitelerini belirleyen bir Çin Üniversitesi var. Jiao Tong adlı Şangay’ daki bu üniversite, çeşitli ölçütler kullanarak ilk 500 üniversiteyi belirliyor.
İlk sıraları ABD üniversitelerinin aldığı listeye Türkiye’den sadece bir üniversite girmiş bu kez: İstanbul Üniversitesi. Bu durum çeşitli açılardan ele alınabilir:

…Üniversite sınavında başarılı olan öğrencilerin yönelimlerine baktığımızda, İstanbul Üniversitesi’nden daha fazla; ODTÜ, Hacettepe, Bilkent, Sabancı ve Boğaziçi gibi üniversitelerin tercih edildiğini görüyoruz.

Belki ” bilimsel kapasite ” yönünden İstanbul Üniversitesi daha başarılı olabilir ama aynı branştaki mesela bir Boğaziçilinin ABD’ye kabul edilmesi daha büyük bir olasılık.

Yogun bilgi eksikligi ile dolu ustunkoru bir yazinin, hem de ulusal capta boylesine buyuk bir gazetede ve bircok insani da bilgisizlikle suclayan birisi tarafindan yazilmis olmasi gercekten icler acisidir!… Yazının Devamını Oku