Kuantum Fiziği ve Felsefesi

Kuantum Bilgisayarla Kurtulur Mu İnsanlık?

gorsel1

“Kim için çalıştığımızı asla unutmayız.”
(Lockheed Martin şirketinin sloganı)

Bilimsel-teknolojik gelişmelerin insanlık için ne getireceği sorunu, fantastik bilimkurgu senaryolarının nesnesi olmanın ötesinde, mevcut toplumsal yapının ideolojik ve sınıfsal karakteriyle koşut bir gelişim izler. Kimi fizikçilerin gerçekçiliğine şüpheyle yaklaştığı, kimilerininse gelecek için çok büyük bir potansiyel gördüğü kuantum bilgisayar bu bağlamda ele alındığında, tümüyle insanlığın hizmetinde olan bir ilerlemeden ya da distopik bir gelecekten daha fazlasına; çeşitli çıkar öznelerinin dinamiğinde salınan karmaşık bir yapıya işaret ediyor. Gerçekleştiği takdirde muazzam bir hesaplama gücü müjdeleyen bu buluşun bilgi çağında bir devrimin kapısını aralaması muhtemelken, büyük resme bakıldığında hegemonya, bilim-kapital ve bilim-toplumsal fayda ilişkileri üzerine bir düşünce egzersizi gereklilik haline geliyor.

Kuantum hesaplama bildiğimiz bilgisayarların klasik mantığından farklı olarak kuantum yasalarının geçerliliğine dayanır. Fiziksel çalışma mekanizmasının temelinde iki kuantum özellik yatar: süperpozisyon ve dolanıklık [1].… Yazının Devamını Oku

Kitap Tanıtımı: Schrödinger'in Kedisinin Peşinde

“Kuantum Kuramıyla sarsılmayan onu anlamamış demektir” (Niels Bohr).

Geçen gün eski kitaplarımı karıştırırken, Kuantum Fiziği ve Gerçeklik üzerine yazılmış, Schrödinger’in Kedisinin Peşinde adlı kitap dikkatimi çekti. Fizikte bazı kavramların ve bulguların imlemlerinin sindirilmesi zaman alıyor; hele bir de kuantum dünyasının binbir türlü ilginçliklerinden bahsediyorsak, bir süre sonra zihinsel temassızlık noktalarının oluşması kaçınılmaz hale geliyor. Kitabı burada sizlerle paylaşmamın nedeni de, kuantum kuramı hakkında duru, tutarlı ve tarihsel bütünlük içinde anlaşılabilir bir öykü sunması açısından eseri oldukça yararlı bulmamdı.  Benim elimdeki basım, Metis Yayınları’ndan 2005 yılında Nedim Çatlı’nın çevirisiyle çıkmış.  Kitabın orjinal adı In Search of Schrödinger’s Cat (1984), yazarı ise dünyaca ünlü astrofizikçi John Gribbin. Gribbin, 20.yüzyıldan başlayarak kuantum kuramıyla devrim yaşayan fizik dünyasını hemen hemen tüm ana noktalarıyla tarihsel bir süreç içersinde ele alıyor.… Yazının Devamını Oku

Vakum Çalkalanması ya da Yokluk İçinde Varlık

[1]

“Yalnız varolan vardır ve ancak bu düşünülebilir: Varolmayan yoktur ve düşünülemez de”  (Parmenides)

“Bağlanışlar; bütünler ve bütün olmayanlar, birarada duran ve ayrı duran, birlikte söylenen ve ayrı söylenen. Her şeyden bir, bir’den her şey.”  (Herakleitos)

“Sözcüğün sağın anlamında olgusal olan bir saltık plenumdur (doluluk); ama plenum bir değildir. Tersine, onlardan sonsuz bir sayıda vardır, ve oylumlarının küçüklüğünden ötürü görülemezdirler (atomlardan bahsediyor).Boşlukta devinirler (çünkü boşluk vardır); ve biraraya gelerek varlığa gelişi ortaya çıkarırlar; ayrılarak, yitip gitmeyi.”  (Leukkippos)

Yazının Devamını Oku

Alman İdealizmi Üzerinden “Spekülatif Fizik” Değinisi II- Schelling ve A Priori Fizik

Birinci yazıda Kant’ın epistemolojisindeki temel kavramlara kısaca değinmiştim. Kant, Salt Aklın Eleştirisi’nde sentetik a priori bilgiye nasıl ulaştığımızı irdeler ve kitabın ilerleyen bölümlerinde Ding an sich (Kendinde-Şey) kavramını açıklar. Özetle Kant, kendinde-şeylerin bilgisine tam olarak asla ulaşamayacağımızı , yalnızca ve yalnızca fenomenlerin( olguların) , yani nesnelerin bize göründükleri halinin bilgisinin mümkün olduğu vargısına ulaşır. Bir başka deyişle, Kant’ın skeptik olduğunu söyleyebiliriz, felsefesi kuşkuculuğa götürür; Tanrının varlığı ya da yokluğu , dünyanın başlangıcı, bütünün bölünemez parçalardan oluşup oluşmadığı ile ilgili sorulara Salt Aklı kullanarak tek ve net bir yanıt bulamayacağımızı  iddia eder, çünkü Salt Akıl böyle bir çabayla aslında girmemesi gereken bir alana girer, kendi çatışkılarıyla karşılaşır ve bu soruları yanıtlamada başarısızlığa uğrar. Görüldüğü gibi, Kant’ın felsefesinde bir dualizm vardır, bilgimize net bir sınır çeker, Süje ile Obje arasında “rahatsız edici” bir kopukluk noktası belirir ; Süje Obje’nin tam bilgisine ulaşamaz.… Yazının Devamını Oku

Alman İdealizmi Üzerinden "Spekülatif Fizik" Değinisi I – Kant ve Ding an sich Kavramı

1781 yılında Immanuel Kant’ın başyapıtı ,Salt Aklın Eleştirisi’nin( Kritik der Reinen Vernunft)  yayınlanmasıyla başlayan ve  Hegel’in ölümüyle son bulan Alman İdealizmi ,felsefe tarihinin en derin etki bırakan akımlarındandır. Elli yıllık zaman zarfında başlıca Kant , Fichte , Schelling ve Hegel’le şekillenen bu düşünce sistematiği , Hegel’le bir doruk noktasına ulaştıktan sonra, Marx ve Engels’in eleştirisiyle Diyalektik Materyalizm’in de doğuşuna  ortam oluşturmuştur. Temel  noktaları arasında, süje(özne-ben)- obje(nesne) ilintili  zorunlu ilişkilerin sorgulanması  yöntemiyle, bütünsel ve sistematik bir epistemoloji  oluşturma arzusu yattığından  mütevellit , fiziğin ne olduğu, sınırları ve araladığı metafizik olasılıklar babında kuvvetli bir  düşünce egzersizini mümkün kılar. Alman idealizmi sadece o dönemle kalmayıp, bugünkü modern bilimin de eleştirisi projesi adına, yönelttiği sorular ve metodolojisiyle, ışık tutma gücünden bir şey kaybetmemiştir.… Yazının Devamını Oku

KUANTUM MEKANİĞİ VE MARKSİST MATERYALİZM ÜZERİNE

Karl Marx ve Friedrich Engels’in materyalizmine(maddecilik) zemin oluşturan anlayışın kökeni kuşkusuz Antik Yunan’da yatar. Demokritos’un maddeci- atomcu felsefesi ve Heraklitus’un sürekli değişim, karşıtların birlikteliği ve hareketi doğurması fikirleri, 17.yüzyılın Newton mekaniğiyle ve ardından gelen bilimsel gelişmelerle birlikte, Marx ve Engels’in diyalektik materyalizminde sistematik bir bütünlük içinde şekillenir. Materyalist felsefeye göre, madde düşünceden bağımsız bir gerçeklik olarak vardır; düşünce, nesnelerin algı mekanizmalarıyla etkileşiminden doğan bir üründen başka bir şey değildir. Köklerini George Berkeley’den alan ‘subjektif idealist’ felsefede ise nesnel gerçeklik yerine yalnızca zihinde düşüncelerle var olan bir gerçeklikten bahsedebiliriz. Bu idealist yaklaşım daha da ileri götürüldüğünde, maddenin inkarına kadar giden mistik- Matrixvari bir öğretide son bulur.

1900’lerin başında kuantum kuramının doğuşuyla ve sonrasında yapılan deneylerle, Newton mekaniğinin evreni açıklamak için yeterli olmadığı ve temel parçacıkların fiziğinin bildiğimizden daha farklı olduğu gerçeğine dayanarak, birtakım çevrelerde Marksist materyalizmin çıkmaza girdiği ve kuantum kuramının idealist felsefeyi desteklediği yolunda görüşler belirdi.Yazının Devamını Oku

Kuantumdan Epistemolojik Kaleler Yapmak

Antik Yunan’dan bu yana,   gerçeklik algısı , bilginin kaynağı ve gerçek bilginin nasıl mümkün olduğuna dair sorular  felsefe dünyasında hep sıcak bir tartışma konusu olmuştur.  İşte bu tür soruların durağı epistemoloji  (bilgi felsefesi) kuşkusuz  18. yüzyılın Newton mekaniğiyle birlikte bilim dünyasından gelen gelişmelerle de beslenmeye başladı . Bugün geldiğimiz noktada ise kuantum fiziğinin deneysel verilerle sürekli desteklenen şaşırtıcı prensipleri,  sadece bilimadamlarının değil doğal olarak filozofların da ilgisini çekiyor.  Yaşadığımız makroskopik dünyada her ne kadar Newton yasaları bir ölçüde işimizi görse de, daha temelde yatan kuantum fiziği yasalarının fiziksel dünyayla ilgili oluşturduğumuz gerçeklik algımızı ve bilgi kaynağımızı derinden etkilemesi kaçınılmaz bir gerçek.

Paris Sud XI Üniversitesi’nden Fransız teorik fizikçi Prof.Roland Omnès , Quantum Philosophy (Kuantum Felsefesi) adlı eserinde , her geçen gün farklı deneylerden zaferle çıkan kuantum teorisinin yeni bir “epistemolojik projeye” girişme zamanına işaret ettiğini vurguluyor.  … Yazının Devamını Oku

Ortaya Karışık Kuantum

20. yüzyılın başında Alman fizikçi Max Planck’ın, klasik fiziğin büyük çıkmazlarından karacisim ışımasına çözüm bulma yolunda öne sürdüğü devrimci fikirle doğan kuantum fiziği, 1920’lerin dahi fizikçilerinin elinde güçlü teorik temellerini kazandıktan sonra, günümüze kadar birçok deneysel testi başarıyla geçti. Ne kadar garip, anlaşılması zor, klasik mantığımıza uymayan tarafları olsa da, atomların, parçacıkların, yani en “temel” olanın dünyası bu yasalarla işliyordu. Dahi Einstein bile kabullenmek istemediği bu kuram karşısında çaresiz kalmıştı. Buraya kadar herşey güzel, hoş da , günümüze geldiğimizde kuantum fiziğinin ne yazık ki bilgi eksikliğinden ya da bilinçli olarak yanlış anlamalara yol açacak şekilde yorumlanması, mistik boyutlara çekilip, özünün “çorba” edilmesi ve birtakım düşünce modellerine adını vermesiyle birlikte “bilimötesi bir bulamaça” çevrildiğini söylemek yanlış olmaz kanımca. Bununla birlikte, klasik fizik devrinin, dolayısıyla klasik düşünce sisteminin  sonunun geldiği ve hayattaki çıkmazlara artık kuantum yöntemleriyle son vereceğimiz yönündeki iddialı yorumların cirit attığı bu ortamda , neyin ne olduğuna dair iki kelam etmekte fayda olur, diye düşünüyorum.… Yazının Devamını Oku