Serbest Atış

Türkiye’nin Eğitim Sistemi Üzerine 2/4: Ne yaptık?

karikatür

Eğitim sistemimizi değerlendirdiğim yazı dizisinin ilk bölümünde malumu bir kere daha dile getirmiştim: Eğitim cephesinde işler yolunda gitmiyor. Peki, bu kötü gidişatın sebebi ne? Çocuklarımız diğer ülkelerdeki akranlarına kıyasla aynı soruların neden daha azını doğru cevaplayabiliyor? İşverenlerimiz eğitim sistemimizi neden pek de kaliteli bulmuyor? Aslında eğitim açısından kronik sorunlarımız var ve her derdin devası (?) ikinci nesil reformlarla gelişme sağlanması gereken alanlardan biri de eğitim. Bu nedenle bu başarısızlığın nedenlerini oldukça geriye gidip tartışmak yerine, ülkemizin bir başarı hikayesi olarak öne sürülen 2002 sonrası dönemde neler yapıldığını tartışacağım.

1. Hayaller Singapur, Gerçekler Trinidad ve Tobago
Çok basit bir ifadeyle çocuklarımızı öğretmenleriyle etkileşime geçip bilgi/beceri birikimlerini artırmaları ve toplumca uygun kabul edilen davranış kalıplarını edinmeleri maksadıyla okula gönderiyoruz. İkinci kısmının tartışmaya açık olduğunu düşündüğüm bu basit ifade bana Hababam Sınıfı Tatilde adlı filmde geçen “Okul her yerdir.… Yazının Devamını Oku

Kötü Bilgi İyi Bilgiyi Döver Mi?

Bu yazıyı yazabilmek için birkaç gündür farklı kanalların haber programlarını takip ediyordum. Haber programlarının ağlanacak durumunun farkındaydım ama sırf yazdıklarımın arkasında durabileyim diye kendimi denek olarak kullandım ve haber programlarındaki kötü, gereksiz bilgi dalgalarına maruz kaldım. Etkisi hala üzerimde ama yavaş yavaş toparlanıyorum. Bu süre zarfındaki en komik, en tuhaf haber (bilgi demeye dilim varmadı) şüphesiz A Haber’den Mevlüt Yüksel’in ZDF konulu video kaydıydı. Bu kaydı izledikten sonra, zaten epeydir kafamı kurcalayan “neden gözlemlenen yanlış ya da yararsız bilgi miktarında ciddi bir artış var ve bu tür bilgi topluma daha hızlı yayılıyor” sorusu üzerine araştırma yapma isteğim depreşti. Henüz çok ciddi bir araştırma yapmadım ama konu hakkındaki genel düşüncelerimi ve bazı bilimsel bulguları sizinle bu yazıda paylaşmak istiyorum.

Mevlüt Yüksel’in fenomen kaydı ya da Esra Erol’un evlilik programındaki damat adaylarından birinin gelin adayını hamile bırakması gibi haberleri düşünün.… Yazının Devamını Oku

Demokrasi, Eğitim ve Sosyal Hareket

Gezi Parký nöbeti

Mısır’da durmak bilmeyen bir sosyal hareket var. Tam olaylar bitti, seçim yapıldı ve Mısır kendi liderini seçti derken ikinci dalgası başladı hareketin. Türkiye’de de bir sosyal hareket olduğunu söyleyebiliriz. Mısır’daki kadar ciddi olmasa da Türkiye’nin yönetimden memnun olmayan kesimi kendi geliştirdikleri protesto yöntemleriyle memnuniyetsizliğini gözler önüne seriyor. Bir park meselesi neticesinde başlamış olsa da Türkiye’deki hareketin daha derin, ciddi sebepleri olduğu en başında biliniyordu. Mısır ve Türkiye’deki hareketlerin farklı karakteristikleri olduğu aşikar. Ancak bu yazıda her iki sosyal hareketi demokrasi ve eğitim ekseninde, birlikte değerlendirmek istiyorum.… Yazının Devamını Oku

Elektriksizlikten Doğmuş Bir Yazı

no-electricity

Apartmanın önündeki boş arsaya park yapacaklar diye üç gündür kafamızı şişiriyorlar. Neticesi güzel olacağı için dayanıyor insan, inşaat makinelerinin sabahın köründe başlayan gürültüsüne. Bugün abarttı ama çalışanlar durumu. Apartmanı elektrikleyen kabloyu koparmışlar toprağı kazarken. Birkaç saat, belki de birkaç gün elektriksiz yaşa canım, diyenler olacaktır. Elektrikle bitmiyor ki mesele. Su saatlerini akıllı yaptıklarından ve makinelerin aklı elektrikle çalıştığından susuz da kalmış olduk. Adına internet dediğimiz, zamanımızın vazgeçilmezi de elektrik sayesinde var efenim.… Yazının Devamını Oku

Atilla Yayla, 12 Eylül ve Gezi Parkı

2

31 Mayıs’ta Taksim olayları fiilen başladığından bu yana Zaman gazetesi yazarı ve İstanbul Ticaret Üniversitesi hocası Atilla Yayla hem Zaman gazetesindeki yazılarında hem de katıldığı televizyon programlarında sürekli olarak bu olaylardan bahsetti. Yayla 6 Haziran ve 21 Haziran‘da Balçiçek İlter’in Habertürk’teki Söz Sende, 11 Haziran’da da Nagehan Alçı’nın CNN Türk’teki Dört Bir Taraf programına katıldı. Her iki programda da Yayla Taksim’deki göstericiler hakkında genel itibariyle olumsuz konuştu ve iktidara yakın bir görüntü çizdi. Hatta 6 Haziran’daki Söz Sende programında göstericilerin arasında nasyonal sosyalistlerin, yani Nazilerin de olduğunu söyledi. Aynı tavrı yazılarında da sürdüren Yayla Zaman gazetesindeki Taksim Platformu ve Dayatmacılık başlıklı yazısında Taksim Platformu’nu totaliterlikle suçladı. Sivil Düşünce adlı sitedeki Türkiye Bir İç Savaşa Doğru Gidiyor, Kimse Bu Ateşe Odun Taşımasın başlıklı yazısında daha da ileri giderek Platform’un çocukları kalkan olarak kullandığını ileri sürdü.Yazının Devamını Oku

Toplantıların da İçini Boşalttık (Gene Serbest Attım)

 

Site yöneticimiz, sevgili dostum Barış Urhan hazretleri uyarıcı ve hatırlatıcı bir mesaj attı geçenlerde bana. Yazı sırası sana geliyor ve senden şöyle iktisadi meselelere dönük bir yazı bekliyoruz, diye yazmış mesajında. Epeydir serbest atış kategorisinde yazdığımdan ve ciddi iktisadi meselelerden elimi çektiğimden dert yanıyordu Barış. Adam haklı beyler! Halbuki ben tüm yazılarımda iktisadi konulara değindiğimi düşünüyordum. Benim fikrimle Barış’ınkini birleştirirsek, iktisadın ikiye ayrıldığı sonucuna varabiliriz: Ciddi iktisat ve gayriciddi iktisat. Hayat, ciddi iktisada katlanılamayacak kadar kısa bana sorarsanız. Bu farkındalığı kazandığımdan beri ciddi şeyler yazamıyorum. Ancak, Barış’ı da üzmemek için bir deney yapmaya karar verdim. Gayriciddi bir yazı yazıyorum şimdi. Bu yazıdan birkaç gün sonra da uluslararası ticaret ile ilgili ciddi bir yazı yayınlayacağım. İkisini de okumanızı ve hangisinden keyif aldığınızı, hangisinden daha çok şey öğrendiğinizi öğrenmek istiyorum.… Yazının Devamını Oku

Fazıl Say, J. S. Mill ve Mediokrasi

fazil-say-a-mahkeme-yolu_haber_226080

Fazıl Say “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan 10 ay hapis cezası aldı. Güya Say twitter hesabında şunları yazmış:

“Irmaklarindan saraplar akacak diyorsun, cenneti ala meyhane midir? her muminine 2 huri verecegim diyosun, cenneti ala kerhane midir?”

“bilmem farkettiniz mi ama nerde yavşak adi magazinci hırsız şaklaban varsa hepsi allahçı, bu bir paradoks mu?”Yazının Devamını Oku

Deli Ol!

deli ol

İnsanı hayvandan ayıran en büyük özelliği aynı anda hem deli hem de akıllı olmasıdır. O halde insan, delilik uzayı ile akıllılık uzayının kesişiminde yaşayan bir yaratıktır. “Bazen gezegenimiz acaba evrenin tımarhanesi mi diye düşünmeden edemiyorum” diyen Goethe kadar sert değilim insana karşı. “İnsan tabiatında akıllılıktan ziyade delilik vardır” sözüyle Bacon’ı daha sempatik bulmuşumdur. İnsan deli doğar, yaşadıkça maruz kalır akıllılık dalgalarına. O halde, aslında akıllılık sonradan oluşmuş bir kurumdur diyebilir miyiz? Bu ciddi tartışmaya başlamadan evvel “Delilik nedir?” sorusuna cevap vermek lazım. Bu cevap, cevaplayanın delilik-akıllılık uzayındaki pozisyonuna göre değişecektir. Maymunlar Cehennemi filminde en yakışıklısından bir insan evladına sen ne kadar çirkinsin demişti ya maymun ablamız, yaşadığım tanım sıkıntısı buna benziyor işte. Maymuna göre mi yoksa insana göre mi tanımlıyoruz yakışıklılığı?… Yazının Devamını Oku

Pür Mutluluğun İmkansızlığı Üzerine

pure happiness

Anlam veremediğin bir rahatsızlık kaplar tüm vücudunu. Fırtına öncesi sessizliktir bu, ama farkında değilsindir, itibar etmezsin. Sonra gözlerin bulanmaya başlar. Bu, bir şeylerin ters gittiğini anlamana yarayacak ilk alamettir. Biraz oturayım, belki geçer dersin. “Salak! Harekete geçsene, bir önlem alsana!” diye haykırıyordur beynin, ama beynini duyacak durumda değilsindir. Beynin son kozunu kullanacaktır artık: Kalp. Birbirlerine muhtaç olup, birbirlerinden nefret eden iki aza… Madem benim dediklerime kulak asmıyorsun, kalbini dinlersin belki der beynin. Kalp ile beyin bir olur ve kalp atışların hızlanmaya başlar. Beni dinle diyor sana el ele vermiş iki organın: Haydi bizi ölümden kurtaracak adımı at artık!… Yazının Devamını Oku

Geç ürün tedariğinden, sorunlu müşteri hizmetlerine: zidaya.com örneği

İki haftadir cok yogun geçen bir surecin sonunda, yazimi ancak TEDxAlsancak yolunda yazabiliyorum. Aslinda bu tarz yazilara Ertugrul Ozkuk Amerika’dan, Oray Egin Hollanda’dan baslardi ama ne yaparsiniz, biz ancak Pamukkale Turizm’den yazabiliyoruz :)

Twitter’dan takip edenler hatirlayacaktir, http://zidaya.com/  adresiyle uzun soluklu bir mucadelem olmustu. Bir suredir de inovasyon uzerine calistigim icin bu iki konuyu gerek surec yonetimi ve gerekse de inovasyon yaklasimlariyla paralel, olabildigince az reklamli bir yaziya donusturmeye karar verdim. Hem bu sayede http://zidaya.com’a verdigim sozu de tutmus olacagim.

Efendim, t zamaninda http://zidaya.com/ adresinden bir urun aldim. T+15’te urun elime gecti. Bu surecte defalarca e-posta gonderdim, yazdim, aramaya calistim ama sonuc degismedi. Urun 15 gun sonra elime gecti ama bir 30 gun de baska bir sorunun cozulmesi surdu. Simdi gelin sureci birlikte inceleyelim:… Yazının Devamını Oku