Tarih

Anne Ben Muhafazakar Oldum

fv_12may2017

Üç çeşit sermaye var: İlki beşeri sermaye. Kişinin bilgi, beceri kazanmak için yaptığı eğitim harcamaları. İkincisi fiziki sermaye. Cebinizdeki para, sahibi olduğunuz ev, kolunuzdaki bilezik. Üçüncüsü de sosyal sermaye. Judson Hanifan 1917’de kullanmış bu terimi ilk kez. Popülerleşmesi James Coleman ile oluyor. Tanımını da John Field’dan alalım: “Gerçekte veya uygulanmada karşılıklı tanışıklık ve tanımaya dayalı olarak az ya da çok kurumsallaşmış, uzun ömürlü iletişim ağına sahip olması nedeniyle, bir bireyin veya bir grubun haklı olarak hissesine düşen kaynakların bir toplamı”(1). Yani kolunuzdaki saatten, kiminle sevgili olduğunuza; üzerinizdeki kıyafetten, nasıl bir bıyık bıraktığınıza kadar pek çok şey bu sermayenin ürünleri. İddia şu: “Kişiler arasında örgütlenme ve birbirlerine duydukları güven ile o toplumun zenginliği arasında pozitif bir korelasyon vardır“(2).… Yazının Devamını Oku

İpek Yolu’nun Geri Dönüşü

20. yüzyılın en büyük olayı nedir? Öncelikle bir web sitesindeki listeyi incelemenizi öneririm; bu liste size bazı ipuçları verebilir. Geçtiğimiz yüzyılda yaşadığımız iki büyük dünya savaşı ve bir soğuk savaş ilk akla gelen adaylardan. Teknolojik gelişmeler de yüzyıla damga vuran bir diğer gelişme. İnternet altyapısı ışık hızında küresel haberleşmeyi ve bilgi paylaşımını sağlıyor. İnsanoğlunun uzaya çıkması, aya ayak basması da büyük bir gelişme kuşkusuz.

Ama bence küresel dengelerden bahsediyorsak aşağıdaki harita 20. yüzyılda dünyadaki en önemli olayını gösteriyor. Mavi noktalar, haritanın farklı zaman dilimlerindeki iktisadi ağırlık merkezini temsil ediyor. Gördüğünüz gibi Doğu’da başlayan serüven gittikçe Batı’ya kayıyor. Bu kayma 500 yıl önce başlıyor.

görsel 1

O dönemde ne oldu? Tarihi İpek Yolu dediğimiz, büyük Doğu-Batı ticaret hattı işlemez hale geldi. Yüzlerce yıl boyunca dünyanın büyük bir kısmındaki ticareti, fikir ve kültür akışını sağlayan hat durdu.… Yazının Devamını Oku

Dinlerin Faize Bakışı*

fatih_vural_yazı__1

Tanah, Tevrat ve Zebur’u kapsayan, Hristiyan ve Yahudilerce kutsal sayılan bir kitap. Eldeki mevcut en eski Antik Yunanca çevirisine Septuaginta deniyor. M.Ö. 200-300 arasına tarihlendiriliyor. Burada faiz için kullanılan kelime tokos (τόκος). James Strong, kelimenin İbranice tawek (תּוך)’ten dönüşmüş olduğunu yazmış. O yazdıysa doğrudur. “Eziyet, baskı, boyunduruk anlamına gelir” demiş. Septuaginta’dan daha eski olan Tevrat (Torah, Pentateuk) ise faiz için iki farklı kelime kullanmış. İlki neşek (נשך), “ısırılmış” anlamına geliyor. Diğeri de tarbit (תרבות), günümüz İbranicesi’nde ribbit (ריבית) olmuş. “Çoğalma” anlamına geliyor (1). Arapça’daki riba (ربا) ile aynı kökten geliyor olmalı.

Kutsal metinlerdeki faiz yasağının, darda kalanı zengine karşı korumayı amaçladığı açıktır. Fakat Talmud’da (Yahudi medeni kanunlarını kapsayan kitap) gentillerden (Yahudi olmayanlar) faiz alma konusunda bir açık vardır.… Yazının Devamını Oku

Batı Neden Egemen?

Sipahi3

En azından şimdilik öyle. Geçenlerde İstanbul’da tramvayında arkadaşla bu meseleyi konuşuyorduk, derken bir amca arkadaşla araya girdi hemen, “matbaa geç geldi, matbaa! Okur yazar adam yok bizde, hala da yok” dedi, sonra epey de bir sövdü. Gülümsedik. Diyemedim ki matbaa neden geç geldi?

Nasıl oldu da Kapitalizm ve ulus devlet, dünyanın iktisadi ve siyasi iki güçlü yapısı, Batı’da oluştu da Doğu geride kaldı? Son zamanlarda bu soruya cevap arayan bazı tarihçi, iktisatçı ve siyaset bilimcilerden harmanladığım bir cevabı yazacağım. Detaylara girmeden mümkün oldukça basitleştirilmiş bir şekilde ifade ediyorum.

Önce Orta çağların sonundan durumun fotoğrafını çekelim. 16. yüzyılda İtalyan yazar Niccolò Machiavelli Prens adlı eserinde Doğu ve Batı sistemleri hakkında şöyle yazıyor,

“Türk hükümdarlığı tek bir padişah tarafından yönetilir. Diğerleri kapıkullarıdır. Padişah ülkesini sancaklara ayırmış ve oralara valiler tayin etmiştir.

Yazının Devamını Oku

Deniz Feneri Projesi’ne Doğru: Bir İktisadî Bilinç Akışı Denemesi

Virginia Woolf (1882-1941) Kaynak: http://hu.wikipedia.org/wiki/Virginia_Woolf

Bir iş toplantısında düşüncelerimizin başka yerlere kayması sık rastlanan bir durumdur. Fakat, iktisadî konuların tartışıldığı toplantılarda romanları düşünmek herhalde ҫok fazla kişinin başına gelmemiştir. Benim sık sık başıma gelen bu durumun bir hastalık sayılabileceği olasılığını aklıma getirmek istemiyorum. Geride bıraktığımız 2014 yılının Kasım ayında Paris’te düzenlenen, deniz fenerlerinin inşâsına, işletilmesine ve bakımına mali destek sağlanmasının tarihini iktisadi bir perspektiften ele alan projenin (http://lighthouse.hypotheses.org) ilk toplantısında, aklıma Virginia Woolf’un Deniz Feneri adlı romanı düştü. Önce, orijinal başlığı To The Lighthouse olan romanın Türkҫeye neden Deniz Fenerine ya da Deniz Fenerine Doğru değil de, Deniz Feneri şeklinde ҫevrildiğini düşünür buldum kendimi. Çok geҫmeden romandan satırlar, kimi zaman konuşmacıları takip etmemi dahi zorlaştıracak şekilde beynimi istila etmeye başladı.

“Evet, yarın hava iyi olursa, elbette,” dedi Mrs.

Yazının Devamını Oku